Follow by Email

20 Temmuz 2010 Salı

Acıları Anlamak


“Eğer gerçekten hayatımızı biz yaratıyorsak acı ve üzüntüyü neden yaşıyoruz?”

Eminim bu soru bir çok kez aklınıza gelmiş ve işin içinden çıkamamış olabilirsiniz. Aşağıda yazdıklarım belki bu sorunun yanıtını bulmanızı kolaylaştırır. Öncelikle acıların sebeplerine değinmek istiyorum. Bakalım sizde birşeyleri çağrıştıracak mı?

İlk olarak içerisinde Echart Tolle‘un da bulunduğu birçok gurunun bahsettiği sebebe değineceğim. İlk sebebimiz; “Şu anda iken geçmişi yaşıyor olmak”;

Geçmişte yaşadığımız deneyimlere benzer durumlarla karşılaştığımızda “Geçmiş, geçmişte kaldı!!’” diyemiyor. Kendini koruma iç güdüsü ile her defasında geçmişte öğrendiklerimizi şu ana uygulayıp, her şeyin olup bittiğini varsayarak hemen aksiyon almaya başlıyoruz. Aksiyon alma amacımız, acıların tekrarlanmaması olsa da, sürekli geçmişi hatırlayıp endişe içinde olduğumuz için, acılar hayatımızda tekrar tekrar var oluyorlar. Olana müdahale ettiğimiz her an ruhumuzun gücünü küçümsediğimiz anlamına geliyor. Şu anda var olanın hayat döngüsünü henüz tamamlamadığını hatırlayıp, endişe ve yargılamayı bir kenara bırakarak o anı yüksek bir farkındalıkla yaşamak en doğru yol. Biz dahil evrendeki her şey her saniye değişiyor. Evrende değişim sürekli gerçekleşiyorken, geçmiş deneyimlerimizden edindiğimiz bakış açısı ile şu anı yaşamak ne derece doğru olabilir? Her an yeni bir andır, bize yeni öğretiler sunabilir ve süprizlerle dolu olabilir.

Acı ve üzüntülerimizin sebeplerinden biri de “Beklenti içinde Olmak” tır;

Ne kadar “benim hiç bir zaman hiç bir şeyden beklentim olmaz” derseniz deyin gerçek tamamen farklıdır. Aile ve dostlarınız olan ilişkinizde beklenti hep ön plandadır. Ama çoğu zaman bunun farkında olmazsınız. Bakış açılarımız da otomatik olarak beklentilere göre belirlenir. Örneğin; başına bir şey gelen her dostunuzu aramak ve onun yanında olmak gibi bir alışkanlığınız var diyelim. Siz rahatsız olduğunuzda ve/veya zor durumda kaldığınızda dostlarınız benzer davranışı size göstermezler ise hayal kırıklığına uğrayabilir, gerekçesini araştırmaksızın onları yargılamaya başlar ve sonra da üzülebilirsiniz. Tatsız deneyimi yaşadığınız dostunuz ile yüzleşmeyi seçip davranışının gerekçesini sorduğunuzda gerçeğin sizin düşündüğünüzden farklı olma olasılığı ise çok fazladır. Beklentiler dünyaya geldiğimiz andan itibaren yaratılmaya başlar. Çocukken hayatta kalabilmek ve güvende olabilmek adına anne ve babanızın hoşlandığı davranışları yapar, onlar nasıl davranıyor ise o şekilde davranarak sırf güven duymak ve sevilmek adına kendinizi dönüştürürsünüz. Bunun karşılığında ise onların sizi sevmesini beklersiniz. Benzer durumlar diğer durum ve kişilere uygulandığı sürece hayatınızda “beklentilerle yaşamak“ gibi bir gerçek yaratılmış olur.

Acıların diğer sebebi ise “Acı ve üzüntüdeyken karar almak” tır;

Acı ve üzüntüdeyken karar alırken objektif olamayız, taraf tutarız. Bir de bağlayıcı karar aldıysak vay halimize. Kendimizi hiç istemediğimiz halde sırf söz verdik diye bizi mutsuz eden şeyleri yapıyor bir halde bulabiliriz. Ve bile bile kendimize haksızlık etmiş oluruz. Kendimize haksızlık ettiğimizde de, bakış açımızda “ haksızlık” kavramı yaratılmış olur. Çevremizde olanları “haksızlık” bakış açısı ile değerlendirmeye başlarız. Deneyimlediğimiz her şeyin bütününü görmek yerine, sadece haksızlıkları çağrıştıran taraflarını görmeye başlarız. Unutmayın bütününe baktığınız sürece evrende her şey güzeldir. Hepimiz biliyoruz ki enerji kendiliğinden hareket eder. Acı ve üzüntü de enerji olduğuna göre nasıl geldiler ise, o şekilde gidecekleri de kesindir. Onları bastırmak yerine hareket etmesine izin vermeli, sabırla acının bedenimize giriş ve çıkışını hissetmeye odaklanarak sadece ve sadece mutlu ve neşe halindeyken karar verme konusunda ısrarcı olmalıyız.

Acı ve üzüntülerin diğer bir sebebi ise; “Kendimizi cezalandırmayı seçmek”dir;

Nasıl mı? Dini kitaplarda cennet veya cehennemin varlığından ve doğru yoldan ayrılanların cezalandırılacağından ve cehenneme gönderileceğinden bahsedilir. Ben bu cehennem ve cennet işinin bu dünyada olduğuna inanıyorum. Her birimizin içinde allahtan bir parça olduğuna ve söylenildiği gibi allahın bizi cezalandırmayacağına ve hiç bir zaman da bizi terketmediğine ve doğru olmayan bir şeyi yaptığımızı düşündüğümüzde ise; infaz kararının bizzat kendimiz tarafından verildiğine inanıyorum. Kendimize verdiğimiz cezalar ise değersizlik, kendini sevmeme şeklinde kendini gösteriyor. Kendimize değer vermediğimiz sürece de acılı deneyimleri hayatımıza çekiyor, iyiyi ve güzeli haketmediğimizi düşünüyoruz. Hayatımız da bu bakış açısına göre tasarlanıyor. Geçmiş yaşama inanıyorsanız cezalandırmanın kaynağı çok geçmişe dayanıyor bile olabilir. Deneyimlerin bizi bir sonraki adıma taşıdıklarını varsayarak kendimizi cezalandırmaya son verip kendimizi sevme, affetme ve sahip olduklarımız için şükran duyma konusunda ısrarcı olmalıyız.

Peki acı ve üzüntülere karşı neler yapabiliriz?

Öncelikle ne pahasına olur ise olsun kendimizi sevmeli, takdir etmeli ve ruhumuzun gücünü hafife almadan her deneyimi sabır ve sevgi ile karşılamayı seçmeliyiz. İçerisinde sevgi olmayan düşüncelerin sadece bir düşünce olduğuna yani geçmişten gelen bir bakış açısı ile şekillendiğine inanmalı, tereddüte düştüğümüz durumlarda ise “Gelen düşüncenin doğru olup olmadığından gerçekten emin olabilir miyim? “ sorusunu ısrarla kendimize sormalıyız. Israrla sormalıyız diyorum bu süreç öyle bir iki ay sürecek bir süreç değil. Ayrıca bir de bir sürü yaptırımı var. Bu yaptırımların başında şu anda bağımlılık haline gelen tüm uğraşların tekrar gözden geçirdikten sonra sizi mutlu edip etmediklerini, gerçekten severek yapıp yapmadığınızı, sizin istekleriniz doğrultusunda mı yoksa başkaları talep etti diye bu uğraşları hayatınıza aldığınızı tek tek açığa çıkartmanızı gerektirir. Bu da farkındalığınızı arttırmakla gerçekleşir.

En önemlisi de acının, bedeninizde yarattığı o tatlı sıcaklık ile vedalaşmanızdır. Acı bedeninin bedeninizde yarattığı sıcaklık o kadar tatlıdır ki onu sevgi ile karıştırırsınız sizde sıcak bir okşama etkisi yapar. Acı beden bağımlılığı sigara, alkol bağımlılığına benzemez, bırakmak isteseniz de hep aklınızı çelecektir. Sevgi ise acının tam tersidir, sizi tamamiyle özgür bırakır. Çünkü gerçek sevgi sizden hiç bir karşılık beklemez. Sevginin ödülü sadece özgürlüktür. Önemli olan tek şey;

Siz Özgür Olmaya Hazır Mısınız ?


Sevgiler


Ne düşünüyorsak O'yuz. Beklentileri bir kenara bırakıp bekleyişe geçmeliyiz. Mucizeler bekleyişlerde saklıdır. Öyle olmasa idi onlar “mucize” olarak tanımlamazlardı ......

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder