Follow by Email

19 Nisan 2017 Çarşamba

HAVADA NE VAR?



Soluduğumuz havada ne var? Bu soruya da yanıt verdikten sonra bir süreliğine nefesle ilgili yazılarıma ara veriyorum. Yeni tartışma konusu ya da sorularınız olursa tekrar nefes konusuna dönebiliriz.
**** “ Soluduğumuz hava içinde birçok gaz vardır. Oksijen en popüler olanıdır. Çünkü oksijen enerjimizi yükseltendir.  Peki onca gaz içinden oksijenin ne kadarını almalıyız? Bu soru çok önemlidir. Hava;  %21 oranında oksijen, %78 oranında azot, %0.93 oranında argon, %0.03 oranında karbon dioksit ve içlerinde değişken miktarlardaki su buharının (nem) da yer aldığı diğer az miktardaki gazlardan oluşur(1). Burada bizi ilgilendirenler; oksijen, azot, karbon dioksit ve sudur.
Guyton ve Hall’un Medikal Fizyoloji Ders Kitabının 9. baskısında belirtildiği gibi, havadaki gazlar akciğerin dışında, içinde olduklarından farklı yoğunluklara sahiptir. Akciğerin içinde ise, hava bu organın en uç noktaları olan alveol’lere giderken nemlendirilir ve buradaki su buharı diğer gazları seyreltir. Gaz yoğunluklarındaki değişiklikler aynı zamanda, alveol’lerin içindeki havanın sadece bir bölümünün her nefeste yenisiyle değiştirildiği bilgisiyle açıklanabilir. Oksijen sabit bir şekilde alveol’lerdeki hava tarafından emilir, karbon dioksit sabit bir şeklide alveol’lere nüfuz eder. Yani, fazladan su buharına, oksijen emilimine ve karbon dioksit boşaltımına bağlı olarak, alveol’lerin içindeki gaz yoğunlukları atmosferdeki havadan farklıdır. Alveol’lerin içindeki hava; %14 oranında oksijen, %75 oranında azot, %5 karbon dioksit ve %6 su buharı içerir. 
Alveol’lerin içindeki %14’lük oksijen yoğunluğunu, %21’lik atmosferik yoğunluğa ancak Transformal Nefes seanslarında olduğu gibi nefesi artırarak ve etkinleştirerek yaklaştırabilirsiniz. Nefes hacmi ve ritmi artınca, oksijen oranı da artar. Yani alveol’lerin içine kan tarafından alınıp götürülebileceğinden daha fazla O2 alırsınız. Bu O2’nin alveol’lerin kılcal zarına doğru nüfuz edişini artırır ve kandaki oranının çoğalmasıyla sonuçlanır. O2’nin kandaki yoğunluğundaki artış, dokulardaki ve hücrelerin içindeki oksijen oranının da artışına yol açar.
Kan akışındaki hızlanma, hücrelere daha çok besin ve oksijen taşınmasına; hücrelerden daha çok karbondioksit ve diğer metabolik atığın toplanmasına neden olur. Yüksek miktarda O2 dağıtımı, hücrelere metabolizma hızlarını artırma ve daha çok enerji  (ATP) üretme olanağı verir. Böylece, dokularda daha çok O2 olur ve daha fazla enerji üretimi gerçekleşir.
Peki O2’nin dokularda daha fazla olmasının genel sağlık üzerindeki olumlu etkisinden başka etkileri de var mıdır?
Kesinlikle. Bakterileri ele aldığımız daha önceki bölümde değindiğimiz gibi, oksijen etken formunda son derece tepkiseldir çünkü hidrojen ve diğer oksijen molekülleri ile birleşmeye her an hazır ve nazırdır(1) Bir oksijen molekülü (O2) biraz elektrik yükü kaybederek bir süperoksit radikal’e (O2-), bir hidrojenle birleşerek bir hidroksi radikal’e (OH-) dönüşebilir ya da iki hidrojen molekülü ile bütünleşerek hidrojen peroksit şekline bürünebilir (2)
Bu kimyasallar; bir hücre, hayvan ya da bakteri için son derece toksiktir. Oksijen ve radikalleri tıpkı bir tahterevallide olduğu gibi dengededir. Birbirleriyle serbestçe bir araya gelirler ve istikrarlı oranlarda bölünebilirler.(1) Daha fazla oksijen ekleyerek süreci dengeyi korumak için daha fazla oksijen radikal’i üretmeye doğru yönlendirebiliriz. Böylece, daha fazla hidrojen peroksit, süperoksit radikal’leri ve hidroksi radikal’leri O2 artışına neden olur. (2) Peki ama radikaller zararlı değil miydi? Evet ama, sadece aşırı miktarlarda olduklarında.
Oksijen zehirlenmesi belirtileri kendilerini en çok sinir sistemi üzerinde gösterir. Yaygın belirtiler; titreme (tremor), seğirme, kasılma ve çırpınmalardır. Bunlar normal atmosfer basıncında hava (bir gaz bileşimi olduğunu hatırlayın) solurken gerçekleşmez. Bu zehirlenme, %50 ya da daha fazla oksijen içeren havayı, normal atmosfer basıncının iki katı ya da daha yüksek basınçlarda soluyan insanlarda görülür. (2)(3)
Maruz kaldığınız atmosferik basıncı 2 atmosfer artırmak için, su seviyesinin yaklaşık 10 metre altına dalmalı ya da basınç odasına girmelisiniz. Hava %20 civarında oranında oksijen içerdiğinden, normal atmosferik basınçlar altında nefes alarak havadan %20’den fazla oksijen almanıza olanak yoktur. Yani, Transformal Nefes sırasında oksijen zehirlenmesi gerçekleşebilecek bir şey değildir. Bedenlerimizdeki normal sağlıklı hücreler, radikallerin yapabileceği tahribata karşı onları koruyacak enzimlere sahiptir. Sadece bu enzimlerin işleri başlarından aşkınsa, sorun yaşanabilir.
Yani, O2’nin nefes hacminin ve hızının yükseltilmesi yoluyla artırılması aynı zamanda radikal oluşumunu da artırır. Bununla birlikte, hücrelerimiz koruyucu enzimlere sahiptir. Ayrıca, bunları birçok bakteri ve kanser hücresinden daha başarılı bir şekilde üretirler. Katalaz ve peroksidaz enzimlerinin hidrojen peroksit molekülünü parçaladığını hatırlayın. Süperoksit dismütaz enzimi oksijen radikalini iki hidrojen molekülüyle birleştirerek hidrojen peroksit oluşturur ve açığa kararlı bir oksijen molekülü çıkarır. O2’nin dokulardaki bu artışı kendi hücrelerimizin ve bedenlerimizin sağlığını geliştirirken, bakterilerin ve kanser hücrelerinin yok edilmesine yardım eder. “

Her Daim Sevgi ve ışıkla


****Dr. Judith Kravitz’in yakında piyasaya çıkacak olan kitabından alınmıştır. *****

6 Nisan 2017 Perşembe

Doğru Nefes Almakla İlgili Doğru ve Yanlışlar-3



Bugünkü yazımda doğru nefesle ilgili iki farklı soruyu yanıtlayacağım. İlk soru, insan bedeninin doğası hakkında fazla bilgi sahibi olanların, diğeri ise nefes çalışmaları hakkında olumsuz düşünceleri olanların en çok sorduğu sorular arasında yer alıyor.

1-    Çok nefes alıp vermek serbest radikalleri artırmıyor mu?

Serbest radikaller, sağlam moleküllerden elektron çalarak, onların yapısını bozan, normal moleküllere zarar veren maddelerdir. Bağışıklık sistemi, bedenimize giren virüs ve bakterileri yok etmek için serbest radikalleri oluşturur. Bu süreç tamamen bedeni toksinlerden arındırmak içindir. Serbest radikaller sadece içsel faktörler ile değil çevre kirliliği, radyasyon, sigara dumanı ve tarım ilaçları vb. gibi dışsal faktörlerle de meydana gelir. Bedende faydalı olmayan serbest radikalleri bertaraf edecek doğal bir mekanizma vardır. Nefes alıp verdiğinizde bedenimize giren oksijen sebebiyle serbest radikaller artmaz. Aksine doğru nefes ile bedene giren oksijen ve karbondioksiti optimal seviyelere ulaşır.

2-    Performanslı nefes alıp vermelere zararlı mı?

Doğru şekilde yapıldığı sürece kocaman bir “HAYIR” .

Performanslı nefes alma hiperventilasyon sebep olacak şekilde olmadıkça hiçbir zararı yoktur. ** “Hipervantilasyon, Steadman Tıp Sözlüğünde tanımlandığı şekliyle, kandaki karbon dioksit yoğunluğunun solunum hızındaki artışa bağlı olarak düşmesidir. Bununla beraber, nefes hızı hipervantilasyon’un en önemli parçası değildir, önemli olan nefesle birlikte verilen gazın hacmidir. Hipervantilasyon’da nefes veriş nefes alıştan daha uzun ya da daha güçlüdür. Bunun sonucunda, kandan daha fazla CO2’nin dışarı çıkması olur. CO2 bir asit rolü oynadığından, azalması kanın pH değerini yükseltir, onu daha alkali (bazik) bir sıvıya dönüştürür.  pH, normal aralığı olan 7.35-7.44’ün dışında bir değer gösterdiğinde bedensel fonksiyonlar bozulmaya başlar.

Hipervantilasyon’un daha sonraki belirtileri muhtemelen CO2’nin düşüşünden çok, N2’nin yükselişine bağlı olmalıdır ama bu konu hala tam olarak araştırılmamıştır.

Solunum yaparken nefes verişleri nefes alışlarına göre daha güçlü ve daha hacimli olan ve bu nedenle hipervantilasyona girenlerin aksine, Transformal Nefes uygulayıcıları, bilinçli ve amaçlı nefes alır ve nefes verişlerinde sakinliklerini korurlar, nefesin genişlemiş akciğerlerinin doğal tepkisiyle kendiliğinden boşalmasına izin verirler. Doğru nefes tekniği kullanıldığında, CO2 gerektiği gibi atılır, pH değeri değişmez ve hipervantilasyon oluşmaz. “***


Bundan dört, beş yıl önce çok sevdiğim bir doktor arkadaşım nefes çalışmalarının hipervantilasyona sebep olduğu konusunda bayağı ısrarcıydı. Dedikleri doğruydu fakat transformal nefes özel bir nefes alma tekniği kullanırız ki bu hiperventilasyona sebep olmaz. 1,2,3 süresince nefes alırız, ( 4,5) süresinde ise nefes veririz. Bu şekilde dengeli bir şekilde oksijeni alıp karbondioksit verme hali gerçekleşir. Bu tekniği ne kadar detaylı anlatsam da onu ikna edememiştim. Kişisel gelişim konusunda uzman bir arkadaşım da benzer şeyleri söylemişti. Peki bu iki kişiye neler oldu dersiniz?

Doktor arkadaşımla yaptığımız konuşmadan iki sene geçtikten sonra o da nefes tekniklerini öğrenip insanlarla paylaşmaya başladı. Diğer uzman arkadaşım ise hala performanslı nefes alma tekniği yaptığım konusunda ısrarcı. Aslında ona hak veriyorum. Çünkü nefesi o kadar kısıtlı ki, kısıtlı nefes almaya devam ettiği sürece nefes almak onun için hiç kolay olmayacak. Sürekli dışarıya odaklı ruhundan uzak bir yaşam sürecek.  Tabii bu da çok keyifli bir yaşam şekli olmayacak….Bu noktada daha önce paylaştığım  paragrafı tekrar paylaşmaktan başka çarem yok

…; Kendimize karşı hoşgörülü olmadıkça dışarıya karşı hoşgörülü olamayız. Bu yüzden konuları tek taraflı olarak düşünürüz. İki tarafı da düşünmek için öncelikle kendimize karşı hoşgörülü olmalıyız….


Her Daim Sevgi Ve Işıkla



  
**** Dr. Judith Kravitz’in kitabından alınmıştır.




29 Mart 2017 Çarşamba

Doğru Nefes Almakla İlgili doğru ve Yanlışlar-2


Bugünkü yazımda son zamanların en popüler konularından olan Burun nefesi mi Ağız nefesi mi? Hangisi doğru? Konusunu masaya yatırmak istiyorum.

On iki sene önce nefese başladığımda, burnumda et vardı ve dolayısıyla ağızdan nefes alıyordum. O zamana kadar bu durum beni çok rahatsız etmiyordu. Çünkü ağızdan nefes alanlarda görüleceği söylenen yorgunluk, halsizlik gibi sorunlar yaşamıyordum. Hatta yorulmak nedir bilmeyen bir tiptim. Tabii ki stres, sinirlilik gibi sorunlarım vardı. Fakat bu sorunlar burnundan nefes alanlar da vardı. Keşke kitaplarda yazılanlar herkes için doğru olsa, o zaman hiç birimizin kafası karışmazdı. Burun organımızda, bedene zararlı partikülleri filtre edecek mekanizmalar bulunduğundan burnumuzdan nefes alıp ağızdan nefes verdiğimiz de solunum rahatsızlıklarına yakalanma olasılığım azalır. Fakat yine de hayatta kalabilmek için örneğin yüzerken ya da dalış yaparken burun nefesi yerine ağız nefesini kullanmanız hayrınıza olacaktır.

Solunum kapasitenizi kısa zamanda tam randımanlı kullanmak istiyorsanız ağız nefesini kullanmanızı öneririm. Biz Transformal nefes koçları uygulama sırasında ağızdan birbiri ile bağlantılı nefes alıp veririz. Diyafram kasını çalıştırmak için ağızdan aldığımız havanın kuvvetini kullanırız. Diyafram kası diğer kaslardan bir farkı yoktur. Enerji vererek diyafram kasınızı çalıştıramazsınız. Özel güçleriniz varsa ayrı tabii… Diyaframı kasını çalıştırmak için soluduğumuz havanın kuvvetinden faydalanmak akıllıca olacaktır. Bir saat süren uygulamalarla belli bir sürü sonra diyafram kası kuvvetlenir, normal işlevini kazanır. Diyafram kası kuvvetlendikçe solunum sisteminizi tam kapasite kullanmaya başlarız. Bu şekilde gün içerisinde burundan nefes alırken de diyaframı kullanmak mümkün hale gelir. Benim gibi burnundan eti olanlar, ağızdan nefes almaya “dur” diyebilirler. (Önemli Not: İki sene önce doktor kontrolünde burnumdaki etle ilgili herhangi bir şey yapmama gerek olmadığını söyledi. Demek ki nefes uygulamaları ile burun etinin negatif etkisini pasifize etmişti)

Spritüal çalışmalar da yapılan burun nefesine gelirsek, burun nefesi, daha üst çakralarınızı yani enerji kanallarınızı açmak için kullanılır. Ayrıca odaklanmanıza da yardımcı olur. Bu tür çalışmalar öncesinde ağız nefesi ile diyaframınızı belli bir seviyeye getirmenizi öneririm. Meditasyona odaklanamıyorsanız nefesiniz açık olmadığı içindir. Nefesiniz açıldığında meditasyon yapmanız kolaylaşacaktır.

Bir de bazı burun nefesi tekniklerinde nefesinizi tutmanızı önerirler. Şimdi belki de bazılarınız içinden, şey nefesi tutmak zararlıdır diyor.  Bu da tıpkı ağız nefesi zararlıdır söylevine benzer. Nefesi tutmak tabii ki zararlıdır. Fakat belli bir teknik uygulayarak nefesi tutmak, bedenimizdeki oksijen ve karbondioksit oranlarını belli bir seviyeye getirir. Bu da konsantrasyon geliştirmenize yardımcı olur.

Siz siz olun, size her ne söyleniyorsa söylensin önce araştırın, kendinize uygulayın ki, doğruyu bulun. Mümkünse hem ağız ve hem de burun nefesinin nimetlerinden faydalanın. Şimdiye kadar nefesten ölene rastlanmadı. Bedenimiz ve zihnimiz o kadar güçlü ki bize hangisi iyi o zaten biliyor.

…Kadim öğretilerde söylenen şudur; Kendimize karşı hoşgörülü olmadıkça dışarıya karşı hoşgörülü olamayız. Bu yüzden konuları tek taraflı olarak düşünürüz. İki tarafı da düşünmek için öncelikle kendimize karşı hoşgörülü olmalıyız….

Bir sonraki yazımda Çok nefes alıp vermek serbest radikalleri artırmıyor mu? Performanslı nefes alıp vermeler zararlı mı? Sorularının yanıtlarına bakacağız.

Her Daim Sevgi Ve Işıkla