Follow by Email

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Alma Verme Dengesi

Alma verme dengesi, tutturulması gereken bir hesap gibi düşünülmemelidir. Mesela, birilerine bir şey verdiğinizde karşılığı her zaman aynı yerden gelmeyebilir. Ya da verme şekli maddesel olduğu halde alma şekli farklı tarzda olabilir. Bu yazımda alma ve verme dengesinin çalışma şekline farklı bakış açıları ile bakmaya davet etmek istiyorum.  Alma ve verme dengesiyle bağlantılı üç farklı konudan bahsedeceğim

Bunlardan ilki olan zihnin ne durumda olduğu, alma, verme dengesi için çok önemlidir. Mesela dar görüşlü olduğunuz sürece alma verme dengesinin çalışma şeklini anlamakta zorlanabilirsiniz. Bir insanın dar görüşlü olup olmadığı, yaşamında var olan öfke, nefret, kıskançlık, takıntılar, hırs ve gururun kapladığı alanla direk ilgilidir. Nefret ettiğiniz kişi ya da kişiler varsa, dünyayı sadece onların etrafında dönüyormuş gibi algılarsınız. Bu şekilde var olan diğer fırsat ve olasılıklar görülmez hale gelir.  Kıyamet gününün yaklaştığını bile düşünülebilirsiniz. Kıyamet günü psikolojinin, alma verme dengesine ait görüşünüzü nasıl etkileyeceğini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.  İlla alma, verme dengesinin anlamını keşfetmek istiyorum diyorsanız ilk yapılacak şey dar görüşlülükten kurtulmak olacaktır.  

Alma ve verme dengesiyle ilgili diğer bir konu, cömertliktir. Cömertlik, sadece birilerine eşya ya da para verilmesiyle ilgili değildir. Kişinin kendisiyle ilgili pozitif değişiklik yapması da cömertliğin kapsama alanına girer. Örneğin hepimizin Atatürk, Yunus Emre, Mevlâna gibi fikirlerine güvendiği, ilham aldığı kişileri vardır. Bu kişilerin yaptıkları ile söyledikleri kendimizi geliştirmemize yardımcı olur. Topluma daha faydalı bireyler haline geliriz. Zamanla bu insanlara ait görüşlerin enerjisi bedenimizde ifade bulmaya başladığında, etrafımızdaki kişiler bizden esinlenerek yaşamlarında pozitif değişikler yaparlar. Alma verme dengesinin maddesel olmayan hali, insanın kişiliği ile ilgili cömertçe yaptığı değişimler sırasında ortaya çıkar.

Alma ve verme dengesi ile ilgili başka bir konu sevgidir. Sevginin az olması, dar görüşlülükle yani zihnin kapalı olmasıyla ilgilidir. Zihin kapalıysa sevgi de kısıtlı kalır. Sevgi kısıtlı olduğunda, alma verme dengesi otomatik olarak kısıtlanacaktır. Bu duruma en iyi örnek, çocuklardır. Hiç tanımadığınız bir çocuğun kahkahalar attığını gördüğünüzde neler hissedersiniz? Bedeninizden güzel hisler yükselir. Bu hisler yüzünüzde gülümseme yaratır. Çocuğun annesi, gülümsediğinizi gördüğünde hiç tanımadığı halde o da size gülümser. O sırada etraftan geçenler varsa onlar da gülümsemeye başlarlar. Bazıları sohbete başlar. Buna durup dururken oluşan sevgi alışverişi denir. Böyle bir enerji içindeyken savaşın çıkmasına imkân yoktur. Sadece alma verme dengesi değil, diğer her ne varsa onlar da dengeye girer. Sevgi, her türlü dengeyi sağlayabilen en etkin metottur dersek yanlış olmaz 


Veriyorum, veriyorum fakat yeterli miktarda alamıyorum konuşmalarını yapanlarına sesleniyorum, verdiğim kadar alamıyorum laflarına son versek, dar görüşlülükten kurtulup, kişisel gelişimimiz konusunda biraz daha cömert olsak, sevginin varlığına inansak ve böylece alma verme dengesi her anımızda ifade bulsa ne kadar güzel olurdu? 

Her Daim Sevgi ve Işıkla
Sibel KAVUNOĞLU


12 Temmuz 2017 Çarşamba

Nasıl Daha Dostça Olunur?

Bir önceki yazımda doğru ya da yanlışı bulmak yerine marifetli olmanın öneminden bahsetmiştim. Bence illa marifetli olmak istiyorsak, dostça davranmak konusuyla başlamalıyız. İşte bu sebeple, bu yazımda dostça davranma konusundaki performansını arttıracak aydınlatıcı rehberli bir meditasyonu paylaşmak istiyorum. (Bu meditasyonu Subhadramati’nin etik davranmakla ilgili kitabından aldım) 

Bu meditasyon, “
Ne yapsam olmadı, gereğinden fazla dostçaydım” şeklinde düşünürken aynı zamanda “Acaba?” diyenlere özel bir meditasyon. Yaz boyunca bu meditasyona her gün kumsalda güneşlenirken ya da serviste işe giderken 6-7 dakika bilemediniz maximum 10 dakika zaman ayırmanız yeterli. Yanınızdakiler sizin uyuduğunuzu zannederler! Böylece ne yaptığınızı  anlatmak zorunda kalmazsınız! 

Bu çalışmayı uzun soluklu yapmaya niyetliyseniz yanınıza not defteri almanız iyi olur. Şimdi gözlerinizi kapayın ve yakın zamanda “doğru” olduğuna inandığınız fakat karşınızdaki kişi tarafından dostça algılanmayan bir hareketinizi hatırlayın. O anı sanki tekrar yaşıyormuş gibi imgeleyin. Tam olarak o anın içinde olduğunuza inandığınızda, bedeninize konsantre olun. Şimdi bakın bakalım bedeninizde fiziksel olarak neler, hissediyorsunuz? Bedeninizin neresinde enerji daha çok hissediliyor, bu enerji nasıl bir enerji? O an o kişi ile aranızda geçenlerden dolayı duygusal olarak nasıl hissediyorsunuz? 
Fiziksel ve duygusal olarak hissettikleriniz dünyayla olan ilişkinizi nasıl etkiliyor?...... Hiç yorum yapmadan, kendinizi haklı çıkartmaya çalışmadan bir müddet bu sorulara yanıtların gelmesini bekleyin.…….Şimdi gözlerinizi açın ve gelen yanıtları defterinize yazın.

Şimdi tekrar gözlerinizi kapayın. Yine dostça ya da cömertçe davrandığınız bir an olsun. Fakat bu seferkinde karşı taraf dostça davrandığınızı gerçekten hissetmiş olsun. Bu çok ufak bir olay dahi olabilir. Aynı şekilde olay sırasında bedeninizde fiziksel olarak neler hissettiğinize bakın. Bedeninizin neresinde en çok enerjiyi hissettiniz ve bu enerji nasıl bir enerji? Duygusal olarak neler hissettiniz. Fiziksel ve duygusal hissettikleriniz dünyayla olan ilişkinizi nasıl etkiliyor? Birkaç dakikalığına bu deneyimi iyice hissedin…. Şimdi gözlerinizi açın ve bu soruların yanıtını da defterinize yazın.


İlk uygulamadan itibaren sizde bir şeylerin değişeceğinden emin olabilirsiniz. Bu tarz basit, fakat etkili uygulamaların çok tehlikeli olabileceğini de unutmayın. Mevcut hayatınızı mahvedebilirler. Çünkü sizi değişime zorlar. Fakat bilinçli yaşam konusunda sizi destekler. Bağımlılıklarınızdan kurtarır.  Kendinize ve diğerlerine daha az zarar vermeye başlarsınız.

Her Daim Sevgi ve Işıkla
Sibel KAVUNOĞLU
www.nefestr.com

Bu yazı ilginizi çektiyse “Ne kadar Naziksiniz? “  başlıklı yazımı da okuyabilirsiniz.