Follow by Email

18 Ocak 2018 Perşembe

Hayat Kurtaran Bakış Açısı!


Her sabah uyanıp güne başladığımızda gerçekle olan savaşımıza da başlamış oluruz. Ne kadar güçlü ne kadar becerikli ne kadar zeki olursak olalım gerçekle olan savaşımızda kaybeden taraf hep biz oluruz. Bu savaşa son vermenin bir yolu da bakış açınızı değiştirmekten geçiyor. Gerçekle olan savaşınızda sizi huzura kavuşturacak bir bakış açısı önerim var. Bu bakış açısı özetle şöyle;

Evrendeki bir şey ancak başka bir şeyin varlığıyla var olabilir. Örneğin su elementinin akan yapısını görünür hale getiren kaya, kum gibi katı şeylerden meydana gelen toprak elementidir. İçerisinde suyu tutan bir yapı olmasaydı şu an bildiğimiz anlamda su olmayacaktı. Başka bir örnekte ise, ışık ancak karanlığın varlığı ile görünür hale gelir. Karanlık olmasaydı sadece aydınlık olacak, ışık diye bir oluşum olmayacaktı.

Bu ikili durumlar daha başka bir çok değişik şekillerde sürekli olarak hayatımızı etkilerler. Mesela boyu 1.65m olduğundan dolayı ıstırap çeken bir kişi, boyu 1.60m olan bir kişiyle yan yana geldiğinde mutlu, boyu 1.70m olan bir kişiyle yan yana geldiğinde ise mutsuz olur. Halbuki kimin yanında olduğundan bağımsız her zaman aynı insan olacaktır.

Aynı şekilde başarı söz konusu olduğunda, başarısızlığın da var olması gerekir. Ya da bir şeyleri hak ettiğinizde, başka bir şeyleri geride bırakılması gerekecektir. “Olmaz! ben sadece başarıyı istiyorum, her şeye birden sahip olmak ve hak etmek istiyorum’ dediğinizde mutsuzluk kaçınılmaz olacaktır. Şu an çok başarılı ve popülerseniz, başarınızı diğer insanların başarısızlıkları ile geçmişteki başarısızlıklarınıza borçlusunuz. Etrafınızdaki insanlar bu anlamda başarısızlıklarıyla sizin başarınıza katkıda bulunurlar. Belki de şükrederken başarısız insanlarla geçmişteki başarısızlıkları da hatırlamak gerekir.

Başarıyı tatmak için başarısızlık, mutluluğu tatmak için mutsuzluk, korkuyu hissetmemek için sevgi, acıyı çekmemek için şefkatin de var olması gerekir. İşte bu yüzden de her şeyin birbirine bağlı olduğunu yani birbirini tamamladığını hatırlamak çok önemlidir. Aksi takdirde gerçekle savaşımız devam edecektir. 

Her zaman bizden daha mutlu, daha varlıklı, daha başarılı, daha akıllı, daha uzun boylu insanlar olabileceği gibi bizden daha mutsuz, daha fakir, daha başarısız, zeki olmayan, daha kısa boylu insanlar da olacaktır. Hepsi de en iyisini bulabilmemiz için varlar. En iyisi, mutlulukla mutsuzluk arasında bir yerde durup mutluluğu da mutsuzluğu da normal karşılamaktır.  İşte bu bakış açısı hayat kurtaran bir bakış açısıdır.

Şu sıralar yaşamınızda size ıstırap çektiren bir şeyler varsa, bu ikili durumu göz ardı edip etmediğinize bakmak size en iyi gelecek şeylerden biri olabilir! Kim bilir? 

Her Daim Sevgi ve Işıkla
www.Nefestr.com



9 Ocak 2018 Salı

Acıma, Acınacak Hale Gelirsin


Yaşanmış bir hikâye ile yazıma başlamak istiyorum. Kariyerinde başarılı, varlıklı Amerikalı Dan, sevgilisi tarafından terk edilince aşk acısına son vermek amacıyla işine ara verir ve Dharamshala’ya gider. Dharamshala, Hindistan’ın Himalayalar bölgesinde olan, Tibetlilerin iltica ettikleri bir şehirdir. Holiness Dalailama’da burada yaşamaktadır. Bu şehre gelen herkes kendisini evindeymiş gibi hisseder. Dan, ülkelerinde yaşanan talihsiz olaylara rağmen mutlu olabilen, zamanlarının çoğunu dua ederek ve çok çalışarak geçiren bu insanları görünce onlar için bir şeyler yapmak istemiş. Ve karşılaştığı bir Tibetliye, maddi açıdan nasıl yardım edebileceğini sormuş.  Tibetli, Dan’e şöyle yanıt vermiş. “Bizim parasal yardıma ihtiyacımız yok, bize İngilizce öğret, mühendislik bilgilerini paylaş ki öğrendiklerimizle ayakta durabilelim”.  Dan’ın acılarını dindirmek için geçici çözüm önerisini ret ederek, yeteneklerini geliştirmeleri konusunda destek vermesini istemeleri çok bilgece olmuş. Çünkü Dan bu sayede aşk acısını dindirerek kendine başka bir sevgili yapmış. Tibetliler de acılarına kesin çözüm getirme yolunu seçerek gerçek mutluluk yolunda ilerlemeyi seçmişler.

Her insan kendi arzu ettiği zaman ve şekilde acısına çare bulur. Bazıları acılarını son vermek için bilgece seçimler yaparlar. Bazıları da kafasına göre takılarak daha fazla acı çeker. Mesela başkalarına yardım etmek söz konusu olduğunda, çoğunuzun önce birçok tavsiyede bulunmayı seçtiğinizden eminim. Çevrenizde acınacak halde olduğunu düşündüğünüz kişilerin (evsizler, mültecileri vb. gibileri kast etmiyorum) ortak bir noktaları vardır. Tavsiyelerinizi dinler gibi gözükseler de arkanızı döner dönmez kendi bildiklerini okurlar. Hatta kendi elleriyle yarattıkları dramalarının içine ettiğiniz için mümkün olan en kısa zamanda sizden uzaklaşırlar. Bunu yaparken de sizi incitecek seçimler yapma potansiyelleri fazladır. Sonuç; Kendinizi çaresiz hissedersiniz. “Acıma, acınacak hale gelirsin” sözü tam bu duruma uygundur.

Aynı söz, kendinize acıdığınız durumlar için de geçerlidir. Tatsız bir durumla karşılaştığınızda, olanları, kişiliğinizle özdeştirir. Önce hayal kırıklılığı ve kızgınlık, sonrasında ise çaresiz hissedersiniz. Kendinize acımaya başlarsınız. Kendinize acıdığınızda ise bir süre sonra acınacak hale gelirsiniz. Önce kendi gözünüzdeki değeriniz düşer. Değeriniz düştüğünde sahip olduklarınıza şükretmemeye başlarsınız. Bu da sizi sevgiden uzaklaşırsınız. Depresyona girer, rahat nefes alamaz hale gelirsiniz. Böyle bir durumda, yaşamınıza yeni insanları almak güçleşir. İçinizdeki duygular ortaya çıkmak için insanları yargılamanız için sizi zorlar. Bir de bakmışsınız, acımasız bir insan haline gelmişsiniz. Yaşamınız merhamet ve güvenden yoksun bir hale gelir. 


Acılarınıza son vermek için kendinize ve başkalarına acımayı bırakmaktan başka çareniz yok.  “Acımasız” lığa karşı en güçlü silahlarınız şükretmek, başkalarının acılarından kurtulup mutlu olmalarını dilemek, geçici çözümleri bir an evvel bırakmaya niyet etmektir. Egonuz mutlaka aksini söyleyecektir. Bu konuda çok başarılıdır. Fakat bir o kadar da gerçeklerden uzak yaşar. İnsanları yargılayan da şefkat gösteren de sizsiniz. Hangisini seçeceğiniz ise sizin bileceğiniz bir iştir. 

Her Daim Sevgi ve Işıkla
Nefestr.com