Follow by Email

15 Haziran 2018 Cuma

Sevdiklerimize Neden Kızarız?


Düşünceler, bir bulut gibidir, gelip geçerler. Ancak onlara inandığımızda güçlüdürler.   

Bir insanı seversiniz. En başta her şey yolunda gider. Sonra beklentiler başlar. Ondan bir şeyler beklemeye başlarsınız. “O şunu yapmalı “demeye başladığınız an o meşhur andır. 

Sevdiğiniz insan sizinle aynı fikirde değildir, işler gittikçe kızışmaya başlar. İşte o zaman kendinize şu soruyu yöneltmelisiniz. “0 şunu yapmalı “derken gerçekte ne demek istiyorum?

1-   Kendi üstünlüğünüzü kabul ettirmek mi istiyorsunuz?
2-   Gerçekten de O işin yapılması gerektiğinden emin misin? O iş neden yapılmalı? 
3-   O iş, o kişi tarafından mı yapılmalı mı? Bunu yapan neden o kişi olmalı?

Son olarak şu soruyu analiz edin. 

1,2,3.ncü sorulara verdiğiniz yanıtlar yaşamdan keyif alma isteğinizle örtüşüyor mu?

Bu sorgulamaları yapmadığınızda, o iş sevdiğiniz kişi tarafından gerçekleştirilmediği sürece ona kızmaya devam edeceksiniz. Bir süre sonra kızgınlık takıntılı hale gelecek. Kızgınlığın takıntılı hali olan nefret ortaya çıkacak. Nefret sevdiğiniz kişi ile aranızda olduğu sürece onu ve neler olduğunu anlayamaz hale geleceksiniz. Ağzınızdan şu kelimeler dökülecek.  

-      Artık seni anlayamıyorum. Son zamanlarda çok değiştin.

Kızgınlık, insanın doğal hali değildir. Kalbin sesini temsil etmez. Sevdiğiniz kişiye karşı kızgınlık hissettiğiniz de aradaki bağ kopmaya başlar. Bağlantıyı sağlayacak olan kalp, geri plana bırakılmıştır. Kalp aç ve susuz kaldığında kendinizden uzaklaşırsınız. Kendinizden uzaklaştığınızda ise diğer insanları ve çevreyi yanlış değerlendirir, anlamamaya başlarsınız. Nefret olduğu sürece o kişiye karşı bırakın sevgi hissetmeyi, ona yaklaşmak bile istemezsiniz. 

Bu tarz hikayeleriniz varsa, bu bayramda sevdiklerinizle barışmak için fırsat yaratın ve en başa dönün ve “0 şunu yapmalı” düşüncesini ne zaman, nasıl inandığınızı sorgulayın. 



10 Haziran 2018 Pazar

Biraz Bencilliğin Herkese Faydası Var!


İnsanın kendisi için güzel şeyler istemesi, bencil olması çok doğaldır. Bencillik! Fakat nereye kadar ve nasıl? 
Bence biraz olsun bencil olmak herkese iyi gelir. Zaten geçmişte en aydınlanmışı da kendisini düşünmedi mi? Şimdi, hadi canım öyle şey olur mu diyebilirsiniz. Bana göre Mevlâna, Yunus Emre ve diğer bilge kişiler fark yaratarak zekice bencil olmanın sanatını icra ettiler. Öyle çok bencil oldular ki, çevrelerinde düşmandan çok dost yarattılar. Peki, bunu siz becerebilir misiniz?    
Becermesi zor olsa da mümkün! Hiçbir canlıya zarar vermeden bencil olabilmeyi becerebildiğimizde çevremizde düşmandan çok dost yaratırız. Çok fazla farkında olmasak da var olan her şey, bizzat kendimiz dahil birbirine bağlıdır. Örneğin, tadına bir türlü doyamadığınız çikolatanın size kadar gelebilmesini sağlayan bir sürü insan, hatta hayatını kaybeden canlılar var. Kakao yetiştirilmesi sırasında toprak içindeki kurtlar, karıncalar vb. gibi birçok canlı siz çikolata yiyesiniz diye ölüyorlar. İşte bu anlamda yaşamınızı sürdürürken geri planda size hizmet eden birçok canlıyı yok sayamazsınız. Yok saydığınızda eninde sonunda sevgili çikolatanıza veda etmeniz gerekebilir!
Bu yüzden de biraz bencil olup önce diğer insanların iyiliğini düşünmek benimsenebilecek en bilgece tarz olacaktır. İnsanların iyiliğini düşündüğünüzde birçok güzel şey olur. En önemlisi düşmanlarınız azalır. İnsanlar size hizmet vermekten zevk alırlar. Hatta siz harekete geçmeden ihtiyaçlarınız karşılanır. Etrafınızda bir sürü dostunuz olur. Tüm bunlar size her zaman şükretme imkânı tanıyacaktır. Şükretmek de en güçlü şifa tekniklerinden biridir. Sadece başkalarını düşünerek sürekli şifalanma şerefine nail olabilirsiniz. Bundan sonrası zaten Şam’da kayısı. 
Zekice yapılan bencillikle ilgili başka bir konuyu daha paylaşmak istiyorum. Diğerlerini yargılamayı bırakarak dostça davranmayı seçtiğinizde ve onlar hakkında kötü konuşmaya ve düşünmeye veda ettiğiniz de geriye bir sürü boş zamanınız kalacaktır. Böylece hayatınızda uzun süredir zaman ayırmadığınız şeylere daha rahat konsantre olabilirsiniz. 
Böylelikle eğer hayallerinizin gerçekleşmesi diğerlerini düşünmekten geçer dersem hiç de yalan olmaz. Özetle, en zekice bencillik stratejisi önce başkalarının çıkarlarını düşünmek üzerine olacaktır. Zaten eskiler boşuna “komşunu sev” dememişler. 
Her Daim sevgi ve ışıkla




28 Mayıs 2018 Pazartesi

Kıskançlıkla Nasıl Baş Edebilirim?


 Sahip olmadığınız şeylere sahip olanlara özeniriz. Bu özenti aşırıya kaçtığında kıskançlık gündeme gelir. Bir önceki yazımda bahsettiğim Algıda seçicilik konusu da boş durmaz, sürekli başkalarının sahip olduklarına doğru çekiliriz.  Kıskançlığın derecesi arttığında mevcutta sahip olduklarımızı unutup daha fazlasını istemeye başlarız. Bu isteğimiz gerçekleşmediğinde de kendimizi ya da diğerlerine zarar vermeye başlarız. 

Bu zararlar arasında en masumca olanı yargılamak ya da özenilen kişi hakkında söylenti çıkarmaktır. Bazılarımız ise bir şey yapmaz kendisini yiyip bitirir. Hatta depresyona girer. Sahip olduğu güzelliklerin farkına varamaz hale gelir. Sonradan sakinleşip morali düzelmeye başlayıp da insanların içine çıktığında eskiden özendiği kişilerin daha fazlasına sahip olduklarını fark eder. Tekrar üzülür tekrar kendisini çaresiz hisseder. Kıskançlık böylesi bir rahatsızlıktır. Bir kez onun pençesine düştüğünüzde ondan kurtulmak zordur. 

Nereye gidersek gidelim, etrafımızda her zaman sahip olduklarımızdan daha fazlasına sahip olan insanlar mutlaka olacaktır. Dünya nüfusunun 7 milyar olduğunu düşünürseniz her an birilerine özenmek an meselesidir. 

İnsan olarak doğmuş olabiliriz fakat insan olabilmek için doğduğunuz halinizin üzerine bir şeyler eklemek gerekiyor.  İşte bu yolda da zihne çalışmak olmazsa olmazlardandır. Zihne çalıştıkça kıskançlık vb. gibi negatif alışkanlıklardan uzaklaşmak kolaylaşacaktır. 

Kıskançlığa son vermek için başkalarının sahip olduklarından dolayı takdir etmek çok güzel bir pratik olabilir. Çünkü başkalarını takdir ettiğiniz de sizi de takdir eden insanların ortaya çıktığını göreceksiniz. Sizi takdir eden insanlar olduğu sürece kıskançlık ortadan kaybolacaktır. 

Her Daim Sevgi ve Işıkla 
Sibel KAVUNOĞLU

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Algıda Seçicilik



İnsanın, kendiyle ilgili dikkatine çekilen herhangi bir şeyi hemen algılamasına algıda seçicilik deniyor. Algıda seçicilik,psikolojik bir kavram. Dış dünyada var olanların sadece bir bölümünü algılayabiliyoruz. Çünkü beyne giren verilerin işlenmesi ve anlamlı bir algı oluşturulması için sınırlı kapasiteye sahibiz. 

Geçmişte yaşanmış deneyimler, önyargılar, rüya ya da benzeri duyguların algılama düzeyinde etkisi var. Bu da bizi, gördüğümüz, düşündüğümüz ya da duyduğumuz birçok şeye inanmamamız gerektiği sonucuna getirir. 

Diyelim ki geçmişte birçok kez başarısız olduğunuz bir konuda bu sefer başarılı olmak istiyorsunuz.Bu süreç boyunca, algıda seçicilik denilen psikolojik kavramgeçmişte olanları referans alarak, en ufak pozitif gelişmeyi dahi göz ardı ettirecek. Eninde sonunda sonucun olumsuz olacağına dair sizi ikna edecek. Bu durumu Mercedes marka otomobil hakkında konuştuktan sonra sokağa çıktığınızda sadece ve sadece Mercedes marka araçların dikkatinize çekilmesine benzetebilirsiniz.Bu tarz çekilmeler maalesef bilinçli olarak gerçekleşmiyorlar. 

Algılarımızı iç ve dış olmak üzere 2 etmen etkiliyor. İç etmenler, duygular, ihtiyaç hissi (aç olan birisinin sadece yiyecekleri algılaması gibi), zihnin davranış şekli, ön yargılar, kaygı, korku, öfke, geçmişte yaşananlar vb. gibidir. Dış etmenler ise, toplumsal ve fiziksel kaynaklı dış etmenler, ortam, ani değişimlerdir. İç ve dış etmenler var olduğu sürece algıda seçicilik mekanizması olumlu ya da olumsuz sizi gerçeklerden uzaklaştıracaktır. 

“Olur mu öyle şey, geçmiş olumsuzlukları aklımıza getirelim ki kolayca önlemimizi alalım, olumlu düşündüğümüzde önlem alacak bir şey kalmaz “Şeklinde düşünebilirsiniz. Fakat unutmayın ki, önlem almaya çalışırken pozitif gelişmeleri fark etmek güçleşecektir. Sürekli stres ve endişe sizi gerçek istek ve arzularınızdan uzaklaştırır. Bu yüzden de en doğrusu geçmişi bir kenara bırakıp, an ve an tıpkı bir çocuk merakıyla ilerlemek ve kendimize inanmaktır.

Kendinize gerçekten inandığınızda kaygı ve korkular, yargılar, geçmişte yaşananların gücü azalır, başınıza gelenlerin sadece ve sadece bir sonraki adıma sizi hazırlayanlar olarak kabul etmek kolaylaşır. Her zaman hayata olumlu yönden bakmak daha akıllıcadır. Algıda seçiciliğin size oyun oynamasına izin vermek istemiyorsanız pozitif konsantrasyon geliştirmekten başka çareniz yok.  Pozitif konsantrasyon zihninizin bir özelliğidir ve bunu herkes geliştirebilir. (Pozitif konsantrasyon gelişmenize yardımcı olacak teknikler nefes, meditasyon, mindfullness, vipassana vb. gibi)

Her Daim Sevgi ve Işıkla 


Kaynak: İç ve dış etmenlere ait bilgi Psikolojik.gen.tr den alınmıştır


7 Mayıs 2018 Pazartesi

Şefkat Deyip Geçme


Şefkat sadece ailenizdeki insanlara ya da yakın dostlarınıza şefkat göstermekle sınırlı kalmamalı, diğer insanlara da yakın olmayı kapsamalıdır. Şefkat, diğer insanları kapsamadığı sürece taraf tutmak gibi olur ki bu da şefkatten ziyade ayrımcılık anlamına gelir. 

Çoğunlukla acıma hissini şefkat duygusuyla karıştırılır. Gerçek şefkat, diğerinin ihtiyacı olduğu için değil onun acı çekmemesi için hissedilendir. Acı çekmemesini istemek yani şefkat hissetmek daha geniş ve güçlü bir duygudur. İçerisinde saygıyı da barındırır. Halbuki acıdığınızda karşınızdakine saygı duymaktan çok onun gücünü azaltmış olursunuz. 

Bazen de diğerlerinin acı çekmemesi için endişeleniriz. Bu durum daha çok bağımlı olmakla ilgilidir. Korku ve şüphe varsa şefkat olmaz. Gerçek şefkat sorumluluk almayı, kararlı olmayı gerektirir ki bu şekilde hem karşınızdakini besler hem de sizi.

Tüm bu bilgileri toparladığımızda illa şefkatin olmasını istiyorsak karşımızdaki insanlara karşı geçmişte kötü ya da iyi nasıl davranmış olsunlar arkadaşça davranmak gerekir. Bunun için de karşımıza çıkan insanları, ne yaptıkları ya da nasıl konuştuklarından bağımsız, yakından tanımaya önem vermeliyiz. Şüphe ve korku içinde olan insanlar iletişim zorluğu çekerler. Çevresinde bir sürü insan olduğu halde kendisini yalnız ve izole edilmiş gibi hissederler. Başkalarına negatif duygular besleyerek sizlerle arkadaşlık etmelerini beklemek yanlış olur. Kısaca şefkat deyip geçmemek lazım. 

Sonuç olarak olaylara sadece kendi penceremizden baktığımız sürece aynı toprağı eşeleyip dururuz. Bu da doğru bildiğiniz birçok şeyin yanlış, yanlış bildiklerinizin de doğru çıktığı bir sürü duruma sebep olur. Bunun için de bütünsel bakış açısına sahip olmak çok önemlidir

Her Daim Sevgi ve Işıkla

24 Nisan 2018 Salı

Bilgece Yaşamak İçin


Geri çekilmenin, hakkını aramamanın saflık, başkalarını düşünmenin, saygılı olmaya çalışmanın aptallık olduğuna inanılan bir toplumda yaşıyoruz. Bu yüzden de bir şeyler başarmak istediğimizde tüm stratejiyi baskı kurmak, korku salmak üzerine kuruyoruz. Halbuki zaman zaman yoldan çıksak da en derinlerde güzel bir kalbe sahibiz. Bu kalbi tam kapasite kullanmadığımızda dar kafalı hale geliyoruz. Olaylara bütünsel bakamadığımız için de hayatımıza karmaşa ve savaşı davet ediyoruz. Kısaca kapsama alanı geniş, alt yapı güçlü fakat onu kullanan yok. Çok yazık. Peki, bunun için neler yapabiliriz?

Alçak gönüllük, dürüstlük, cömertlik, hoşgörü, temiz kalplilik vb. gibi değerlerin sahip olduğu potansiyellerden faydalanabiliriz. Belki arzu ettiğimiz dünyevi başarıları elde edemeyebiliriz fakat taşıdığımız kalbin hakkını vereceğimiz kesin. 

Dilerseniz alçak gönüllülük, dürüstlük, cömertlik, hoşgörü, temiz kalpliliğin sahip oldukları potansiyelleri şöyle bir hatırlayalım.

Dürüstlüğün Sahip olduğu Potansiyeller;
·      Vicdanımızı açık tutmamıza ve diğerlerine saygıyla karşılık vermemize yardımcı olur
·      Daha adil, açık ve birbirine güvenen ilişkiler kurmamızı sağlar
·      Ortak menfaate önem veren bir toplumun oluşmasına teşvik eder.

Alçak gönüllüğün Sahip olduğu Potansiyeller
·      Kendi bakış açımız ile çıkarlarımızdan ötesindekileri öğrenmemize ve büyümemize yardımcı olur.
·      İnsanlar, hayvanlar ve çevreyle var olan bağımızı ortaya çıkartır.
·      Diğerleriyle olan bağımızı koparan, kapalı, duyarsız halimizden kurtarır

Başkalarının sahip oldukları için sevinmenin sahip olduğu potansiyeller;
·      Ruhu yükseltir ve her duruma kolaylık ve sevinçle bakmaya yardımcı olur.
·      Kıskançlık ve kıskançlık hissetme eğilimlerini ve getirdiği rahatsızlık ve acıyı azaltır.
·      Odağı başkalarına kaydırmak yoluyla ben merkeziyetçiliğini ve dolayısıyla depresyonu azaltır.
 
İyilik yapmanın sahip olduğu potansiyeller;
·      Başkalarına fayda sağlama sevincini ve memnuniyetini getirir.
·      Çoğumuz bağımlısı ilişkileri besler ve derinleştirir.
·      Toplumun her düzeyinde uyum ve iyi niyetin gelişmesine yardımcı olur.
 
Cömertliğin sahip olduğu potansiyeller;
·      “Ben” kaynaklı sınırlı ve zorlayıcı odaktan kurtarır.
·      Zaman, enerji, yetenek gibi paylaşımların vereceği keyfi tattırır
·      Başkalarına fayda sağlayacak kapasiteye güven ve sevinç kazandırmak
 
Diğerlerine karşı anlayışlı ve duyarlı olmanın sahip olduğu potansiyeller;
·      Bizi daha sonra pişman olacağımız durumlar içine girmekten korur
·      Sıcak, hassas ve uyumlu arkadaşlıklar ve ilişkiler geliştirmemizi sağlar
·      Düşüncelerimizi ve duygularımızı nasıl ve ne zaman paylaşacağımızı öğretir. 

Ben bu potansiyellerden faydalanmaya bayağı niyetliyim. Bunun için de alt yapının üzerindeki engelleri ortadan kaldırmak için bol bol çalışıyorum. Bedenimi, zihnimi, duygularımı arındırmak nefes, meditasyon yapıyor, daha önce bu potansiyellerden faydalanmayı başaranları örnek alıyorum. Onların izledikleri yolu takip ediyorum. Sonuç olarak bilgece yaşamak için terlemeye devam! diyorum

Her Daim Sevgi ve Işıkla


16 Nisan 2018 Pazartesi

Neden Bir Türlü Tatmin Olamıyoruz?


 Teknoloji o kadar gelişti ki oturduğumuz yerden istediğimiz bilgiye ulaşabiliyoruz. Yeterli bütçesi olmayanlar dahi burs imkanlarından faydalanarak eğitimlerine devam edebiliyorlar. Kişisel gelişim konusunda da birçok fırsat var. Dünyaca ünlü uzmanlar Türkiye’ye gelerek eğitimler veriyorlar. Kısaca kendimi geliştirmek istiyorum dediğinizde başvurabileceğiniz bir sürü kanal var. Kişisel gelişim adına neler yaparsak yapalım bir türlü tatmin olamıyor, sürekli arayış içine giriyoruz. Peki, neden tatmin olamıyoruz?

İngiliz yazar C.S Lewis, “Değerlerinden yoksun bir eğitim faydalı olmaktan ziyade insanı zeki bir şeytan yapar” demiş. Bence bu söz çok doğru. Kişisel değerler göz ardı edilerek yapılan her gelişme nihayetinde şeytansı bir yapıya dönüşüyor. Şeytansı şeyler de tatminsizliğe sebep oluyor. Alçakgönüllülük, şiddete başvurmama, tolerans, sadelik, temiz kalplilik, sabır, feragat etme, kendini tanımak, gerçeği keşfetmek gibi temel değerler eksik olduğu sürece tatmin olmak mümkün olmayacak. Dilerseniz şimdi, şöyle bir düşünün, temel değerler hayatınızda etkinleştiğinde hayatınız nasıl olurdu? 

Duygularınızı ve zihninizi kolayca kontrol edebilirdiniz. Bilinçli ya da bilinçsiz, kendinize ve diğerlerine verdiğiniz zarardan vazgeçerdiniz ki bu da yaşamınızdan şiddetin azalması hatta tamamen yok olması anlamına gelir. Daha sevgi dolu ve yardımsever olurdunuz. En güzeli çevrenizdekilerin güzel taraflarını daha çok görürdünüz. Çünkü içinizde var olan güzel taraf diğerlerinde kolayca kendisini gösterirdi.   

Tatmin dolu ve keyifli bir hayatın anahtarı, temel değerlere sahip çıkmaktan ve onları tekrar kazanmaktan geçiyor. Onlar olmadıkça maalesef şeytani taraflar artmaya devam edecek. Şeytani tavırların tam tersi meleksi tavırları ortaya çıkarmak ise her bireyin kendi sorumluluğunda. 

Meleksi tavırların ortaya çıkması kişinin zihnen, fizikken ve ruhen sakinleşmesine bağlı. Bu sakinleşmeyi sağlayacak en güçlü yöntemlerden ikisi nefes ve meditasyondur. Kısaca kişisel gelişim konusunda tatmin olmak bir nefes ötesinde olabilir. Bunun için de 4-9 Mayıs tarihleri arasında Sevgili hocam Dr. Judith Kravitzle birlikte İstanbul'da organize ettiğimiz Transformal Nefes seminerine katılmanızı öneririm. Bu seminer boyunca tanışacağınız nefes ve nefesle birlikte güçlü çalışan teknikler sayesinde temel değerleri hayatınıza yeniden almanın yolunu keşfedebilirsiniz. Seminer içeriğinde bol bol nefes, meditasyon yanında pozitif niyet, affetme, doğum travmalarına çözüm, bolluk bereket planı, mucize bilinci, yargıların sevgiye dönüştürülmesi gibi birçok güçlü çalışma da yer alıyor. Bu seminer kişisel gelişimin anahtarı olabilir. Duygularınızla zihniniz sakinleşerek dengeye gelebilir. Bu şekilde hayatınızda fiziksel, zihinsel ve ruhsal anlamda tatmini yakalayabilirsiniz.

Her Daim Sevgi ve Işıkla