Follow by Email

6 Aralık 2017 Çarşamba

Düşmanını İyi Tanı!

Hayatımıza hükmeden bir sürü düşman var. Hayatımıza hükmeden düşmanlar iç ve dış olmak üzere iki grupta toplanırlar. Bu iki grup arasındaki tek benzerlik kaynaklarının aynı olmasıdır. Dışarıdaki düşmanlar, içeridekiler tarafından yaratılırlar ve biz bu durumu dikkate almadan yaşantımızı sürdürüyoruz. İşin kötüsü bu durum asırlardır böyle devam ediyor.

Öfke, gurur, kıskançlık, nefret içerideki düşmanlardır. İçerideki düşmanlar, çevrenize ve etrafınızdakilere verdiğiniz anlama göre değişerek hayatınızı yönetirler.  Hatta bazen onları kendimizi korumak için kullanırız. Örneğin, gurur; kendinizi çaresiz hissettiğiniz anlarda ilaç gibi gelir. Gururun sahip olduklarınızı ya da yeteneklerinizi hatırlatmada üstüne yoktur. Kendinizle gurur duymaya başladığınızda çaresizlik duygusu da yok olur. Gurur sınırlarını aştığında, insanları küçük görme ve “ben, sadece ben” hali etkin olur. Kıskançlık başlar. Beklentiler artar. Beklentiler arttıkça da başka bir iç düşman olan öfke ortaya çıkar. Öfke ortaya çıktığında sadece insanlar değil, siz de kendinizden uzaklaşırsınız. Etrafınızdaki insan sayısı azaldığında terk edilmişlik hissi, ortaya çıkar. Kendinizden uzaklaştığınızda ise içerideki düşmanların alt edecek tek güç olan iç güzelliklerinizi terk etmiş olursunuz. Tüm bunlar çaresizlik hissini ortaya çıkartır. Bir duygunun yükselişi, hayatınıza mutluluk getirirken aynı duygunun belli bir doygunluk seviyesine ulaşması mutsuzluk getirebilir. Tek bir mutsuzluk hali, iç düşmanların harekete geçmesi için yeterlidir. Bu döngü herkes için aynıdır. Geçici mutluluklarla kendimizi avutmaya devam ettiğimiz sürece hayatımızı negatif enerjiler üzerine oturtturmuş olacağız ki bunun hiç kimseye faydası yok. 

Bence evrende her şeyin mükemmel bir kurgu içinde olduğuna inanmamız gerekiyor. Hiçbir zaman çaresiz olmadık, çaresiz de kalmayacağız. İç düşmanlar ancak çaresiz olduğumuzu düşündüğümüzde, mutsuz olduğumuza inandığımızda ortaya çıkarlar. İç düşmanların gücünün azalması iç güzelliklerin güçlendirilmesine bağlıdır. Sevgi, şefkat, neşe, huzur iç güzelliklerdendir. İçeride nasıl gurur, çaresizlik, kıskançlık, öfke varsa onlar da vardır. Sürekli dış düşmanlardan kurtulmaya çalışmaktan iç güzellikleri biriktirmek için zaman kalmaz. Çoğumuz dış düşmanlardan kurtulma arzusuna bağımlıyız. Ne yazık ki bu bağımlılığı besleyenler, içerideki düşmanlar.

Tabii bir de doğduğumuz günden itibaren, dış düşmanlarla nasıl başa çıkabileceğimiz ile iç güzellikleri nasıl güçlendireceğimiz konusunda eğitilmediğimiz gerçeği var. Şimdiye kadar olanları bir kenara bırakıp, iç güzelliklerin dış düşmanların alt etmede kesin çözüm olacağına inanmak gerekiyor.

Bu çok basit durumu fark etmenin neden bu kadar zor olduğunu bilmiyorum ama bu konuda bildiğim tek bir şey var.  O da iç düşmanlar, zehirden bile güçlü. Zehir içince ölüp, gideriz. Acılar son bulur. Fakat içimizdeki düşmanlar her gün canımızı acıtırlar… İyisi mi siz, siz olun düşmanınızı iyi tanıyın

Her Daim Sevgi Ve Işıkla
www.nefestr.com

26 Kasım 2017 Pazar

Yalnızlığınızı Nasıl Tanımlarsınız?


 Hayatımızda bir sürü insan olsa da bir şeyler ters gittiğinde, desteklenmediğimize inandığımızda ya da bir şeylerin sonuna geldiğimizde yalnızlık hissi kapımızı çalar. Sırf yalnızlık hissi geldi diye yalnız olduğuna kanaat getirmiş bir sürü insan vardır. Bugünkü yazımda “Yalnızlık “la ilgili bir şeyler yazdım. Bakalım yazdıklarıma katılacak mısınız?


  • -       Yalnızlık korkutucudur. Bu hissi biliriz, anlarız, yaşarız. Fakat yalnızlığı hissetmemek için gerekeni yapmayız. Örneğin, bizi tüketenlere kin tutar, kendi kinimizi görmeyiz. Ya da insanların ayıbı hakkında dedikodu yapar, kendi ayıbımızı görmeyiz. Dedikodu ve kinin yalnız kalma olasılığımızı arttıracağını hesaba katmayız. Halbuki bu çok bilinen bir şeydir.
  • -       Yalnızlığa yüklediğimiz anlam, yalnız hissettiğimizde neler yapabileceğimizle direk bağlantılıdır. Yalnız kalmayı, yaşamdan keyif almamak ya da çaresiz kalmakla eşleştirdiyseniz, yalnız geçen her bir saniye kâbus gibi gelir ya da erken yaşta ailenizden birisini kaybettiğinizde yalnız kaldığınıza inandıysanız, ilerleyen yıllarda etrafınızda bir sürü insan olsa da yalnızlık hissi sizi kasıp kavurmaya devam edecektir.
  • -       Ne kadar kötü görünse de yalnızlığın da olumlu tarafları vardır. Çok küçük yaşta anne ya da babanızı kaybettiyseniz, yalnızlık hissi sizi daha güçlü yapmış olabilir.
  • -       Hayal, arzu ve isteklerinizi belirlerken yalnız olmak gerekir. Diğer insanlarla birlikte belirlemeye kalkıştığınızda, kendinizi başkasının istek, arzu ve hayallerinin peşinden koşarken bulabilirsiniz. Tabii bir de hayaller tek başına gerçekleştirilir. Diğerleri işin içine girdiğinde sizin hayaliniz olmaktan çıkar. Hayaliniz bir sürü insanla birlikte olmaksa, yalnız başınıza yaptığınız seçimlerle diğerleriyle birlikte olarak hayalinizi tek başınıza (yalnız) gerçekleştirirsiniz. Bu hayal başkalarıyla birlikte gerçekleştirilecek bir hayal değildir.

Tüm bu bilgiler kafanıza yattıysa, yalnızlığa verdiğiniz anlamı gözden geçirin. Sevilmediğinizi, istenmediğinizi düşündüğünüzde yalnızlığın hiç de zihninizde canlandırdığınız gibi bir şey olmadığını kendinize hatırlatın. Bir şeyler bitiyorsa başka bir şeylerin kapıda beklediğini unutmayın. Toplumda nasıl göründüğünüzden çok, gerçekte kim olduğunuzla ilgilenin. Yalnızlıkla birleştirdiğiniz hikayeniz sizi belirlemesin. İlla hikayem olsun diyorsanız, en azından şunları yapın ki kendinizi yalnız hissetmeyin.

1-    Negatif davranışları bir kenara bırakın.
2-    Herkes için doğru olan olumlu hareketler yapın
3-    Diğerlerine yardım edin.

Her Daim Sevgi ve Işıkla
Sibel KAVUNOĞLU



15 Kasım 2017 Çarşamba

Her Ne Oluyorsa Sebebi Kendinde Ara

Teninin rengi, konuştuğu dil, eğitim ve ekonomik durumu ne olursa olsun bu dünyada yaşayan her insan özünde aynıdır. Afrikalı, Asyalı ya da Avrupalı da olsa, tüm insanlar aynı şeyleri hissedip, aynı şeylerden korkarlar. Örneğin, çocuğu acı çeken her insanın içi yanar. Dünyanın neresinden olursa olsun tüm insanlar mümkün olsa, çocuklarının çektiği acıyı kendi mutluluğu ile değişmek ister. Sevgi ve şefkat uyandığında her insan benzer reaksiyonları gösterir.

Dünyada yaşayan her insan tıpkı sevgi ve şefkat duygusunda olduğu gibi mutlu ve başarılı olmayı da çok ister ve bu amacını gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapar. Korkular da aynıdır. Ten renginden, konuşulan dilden bağımsız her insan hayatının belirli dönemlerinde ölüm, yaşlanma, yalnızlık korkularıyla karşı karşıya gelir. Bu üç korkunun dışında kalan korkuların çoğunluğu bu üç korkudan kaynaklanırlar. 

Korkularına çare bulmak isteyen insanlar, ne kadar iyi niyetli olsalar da birbiriyle kıyasıya yarışırlar. Bu yarışlar sayesinde yeni ekonomiler oluşmuştur. Mesela, yaşlanma korkusunu yok etmek adına özel ürünlerle birlikte operasyon teknikleri geliştirilmektedir. Ölümü geciktirmek adına sağlıklı ürünler üretilmektedir.  Dünyanın dört bir yanında yaşayan bilim adamları ölümcül hastalıklara çare bulmak için gecelerini gündüzlerine katmaktadır. Oluşturulan yeni ekonomiler sadece ekonominin yaratıldığı ülkeye değil, tüm insanlığa hizmet etmektedir. Hatta biraz daha ileriye gidecek olursak, yaratılan bu ekonomileri korumak için yeni ekonomiler ortaya çıkmıştır. Şu an elimde objektif değerler olmasa da kanımca koruma ekonomilerinin payı acıyı dindirmek için yaratılmış olanlardan daha fazladır. Tüm bu ekonomiler kısa vadede acıları dindirse de ölüm ve yaşlılık gibi kaçınılmaza çare bulamamaktadır. Aksine yeni acıların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. 

Eğitimli ya da eğitimsiz olmasından bağımsız her insan hedefe ulaştığında yola çıkış sebeplerini unutmaktadır. Bu gerçeğin farkında olanlar dahi maalesef bu savaşın içinde yer almaktadır.

Tüm bu yazdıklarımdan ne mi çıkar? 

Konuştuğumuz dilden, sahip olduğumuz ırktan, tenimizin renginden bağımsız olarak birbirimizi yargılamak yerine sevmeye çalışmak daha akıllıca olacaktır. Çünkü;
- sevmek söz konusu olduğunda, 
- korkular söz konusu olduğunda, 
- çaresizlik söz konusu olduğunda, 
- acılar söz konusu olduğunda 
aramızda kan bağı olmasa da hep ama hep aynı şeyleri yapıyoruz. Birileri size karşı kötü bir şey yapmış olabilir. Her neler olduysa iki tarafın da hissettikleri birbirinin aynıdır. Bırakın ne yaptıysa kendisinde kalsın, siz de kalmasın. Siz de kaldığında öfke, endişe ve çaresizlik hissi sizi yakıp kavuracak. 

Nasıl isek öyle yönetiliriz. Ne yaparsak yapalım kendimize yaparız.


Her ne oluyorsa sebebi kendinde ara! 

Her Daim Sevgi ve Işıkla