Follow by Email

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Her Şeye Rağmen Sevebilmek


 Çoğumuzun isteyip de başaramadığı şey. “Her şeye rağmen sevebilmek?
Kadim öğretiler, herkesi sev, dost, düşman ayrımı yapmadan kalbini herkese aç, anlayış göster, hoşgörülü ol, herkesi olduğu gibi kabul et deseler de bu deyişleri, günlük yaşantımızda uygulamak hiç de kolay değil. Ben, “Her şeye rağmen sevebilmek“ işine tersten başlamışım. Çevremdekilerin, beni, her şeye rağmen sevebilmeleri için elimden geleni yapmışım. Söylemediklerimi söyledi, düşünmediklerimi düşündü, yapmadıklarımı yaptı” demişler, ben ise “her şeyi rağmen seni sevmeye devam edeceğim, önemli olan dostluk ve sevgi” diyerek yapılanların üzerine kocaman bir sünger çekmişim. Özetle huzur bulacağım derken huzurumu kaybetmişim.

Artık “Her şeye rağmen sevebilmek” adına, yapılanları sineye çekip üzerlerini örtmek yerine her kim ne yaptıysa onu/ları, oracıkta bırakmanın en doğru hareket olacağına inanıyorum. Her ne olduysa, öfkelenmeden, üzerinde kafa patlatmayı bırakarak, normal yaşantımıza devam edelim diyorum. Çünkü sürekli olarak tek bir olaya kafa patlatarak, bir sonrakinde nasıl davranacağımızı planlayarak, yaşantımızda olmaması gerekenlere enerji veriyoruz ve de hiç de arzu etmediğimiz sonuçlar oluşuyor. Unutmayın ki her kim, ne yaparsa yapsın, bir önceki seçimini dengelemek için başka bir seçim yapar. Örneğin, gün içinde bir şeyleri bastırarak etrafınızda insanları, her şeye rağmen sevmeye çalışırsınız, bastırdığınız enerji kendisini dengelemek için akşam eve geldiğinizde, sevdiğiniz insanlar da ifade bulur. Her şeye rağmen sevmenin daha kolay olacağı insanları, her şeye rağmen sevmemiş olursunuz. Olanları orada bırakmadan, sürekli size yapılanlar üzerinde düşünerek, intikam planları oluşturup birilerinin ipliğini pazara çıkartabilirsiniz. İnsanlara dayanamıyorum diyorsanız, önce onları düşüncelerinizden ve dilinizden bırakmayı deneyin. Affetmeden, nefretinizi bastırarak onları sevmeye çalışmayın. O benim eğitmenim, onun sayesinde sabrı, tölere etmeyi öğreniyorum diyorsanız o başka tabii.

Kadim bilgiler, Her şeyi oluruna bıraktığımızda sevgi ve ışığın yükseldiğini ve daha görünür hale geldiğini söylerler. "Tamam, bıraktım, fakat sevgi, ışık falan deneyimlemiyorum" diyorsanız, içinizde öfke olduğu sürece, maalesef bırakmamışsınız demektir. Bu şekilde her şeye rağmen sevemezsiniz. Çünkü karanlıktayken ışık görülmez. Loş ışık, ilk başlarda romantik bir seçim gibi görünebilir fakat ne kadar iyi kalpli bir insan olursanız olun, loş, aydınlık, karanlık her neyi seçtiyseniz sonuç seçiminizle bağlantılı olacaktır.

Keşke eğitim sisteminde nasıl bırakacağımıza dair bir ders olsaydı. Fakat yok!. Bu yüzden de bırakmayı öğrenmek bizim işimiz. Hadi, şimdi başlayın; sizi rahatsız eden bir kişiyi hatırlayın ve o olayı ve kişiyi bıraktığınızı hayal edin, sanki gerçekmiş gibi olsun. Bakın bakalım nasıl hissedeceksiniz?

Her Daim sevgi ve Işıkla


11 Mayıs 2017 Perşembe

Neden Bir Türlü Tatmin Olamıyoruz!


Televizyon seyretmeye neden bu kadar zaman ayırıyoruz? Bilgisayar oyunları, neden ilgimizi çekiyor?  Neden sürekli olarak kendimizi oyalama çabası içindeyiz?

Canımızı sıkan insanlardan ya da olaylardan uzaklaşmak için yukarıda bahsi geçen aktivitelere yöneliriz. Sürekli neyi yapıp yapmayacağımıza, kimi neden sevip ya da sevmeyeceğimize kafa patlatırız. Bu durum kısıtlanmış hissi verir. Kısıtlandığımızı hissettiğimizde ise tek bir şey olur; o da hayattan keyif almamaya başlarız. Doyumsuz, tatmin olamamış bir hayat sürdürürüz. Bunun sebebi ise bir önceki yazımda belirttiğim gibi dayanağı olmayan düşüncelerdir. Düşüncelerin, bu durumu nasıl yaratabildiğini bir örnekle açıklamak istiyorum.

Şimdi, önünüzde fırından yeni pişmiş sıcacık bir suflenin olduğunu hayal edin. Sufleden yayılan çikolatalı kek kokusu burnunuza gelsin. Şimdi ise sufle tabağının yanında duran kaşığı aldığınızı ve suflenin içine batırdığınızı hayal edin. Kaşığı batırır batırmaz, volkan lavları gibi çikolatanın suflenin içinden aktığını hayal edin. Şimdi krema ve pudra şekerini sufleye ilave ederek karıştırdığınızı hayal edin. Şimdi ise suflenin tadına bakın. Suflenin ağzınızın içine aktığını, oradan da midenize doğru hareket ettiğini hayal edin. Umarım hayal bile olsa suflenin tadını hissedebilmişsinizdir. Sizce, gerçek sufleyi yemek ile hayal ederek yemeğin hangisinde, tatmin duygusu daha yoğun olurdu?

Tabii ki, gerçeğini yediğinizde, öyle değil mi?



Sürekli zihninizde yani düşüncelerinizde yaşadığınız sürece tıpkı hayalinizde yediğiniz suflede olduğu gibi yaşam tatmin edici olamayacaktır. Başınıza gelenlere anlam verememenizin, ilişkiler de dikiş tutturamamanızın sebebi de budur. Diyelim ki birisi size haksızlık yaptı ve siz ona çok kızdınız. Bir sonraki karşılaşmanıza kadar zihninizde ona haddini bildirmenin yollarını arayacak ve onunla olan ilk karşılaşmanızda, panter misali onu bozguna uğratmak isteyeceksiniz. Siz onu nasıl yeneceğinizin hayalini kurarken o da, belki de o sizden af dilemeyi planlıyor olabilir. Peki, o sizden özür dileme niyetinde, siz ise onu parçalama niyetindeyken karşı karşıya geldiğinizde sizce neler olacak? O sizden samimi bir karşılık alamadığı için affetmeye laik olmadığınızı düşünecek, siz ise onun affetmek konusunda samimi olmadığını düşüneceksiniz. Sonuç olarak her iki tarafta kazanamayacak, mutsuz olacaklar. Sürekli zihninizde planlar yaptığınız sürece o anın hoşgörüsünden, anlayışından, sevgisinden kendinizi alıkoyarsınız. Sürekli negatif düşünceler içinde aynı senaryolar üzerine kafa yorarak hayattan keyif almak mümkün olmaz. Bence bu hali hiçbirimiz hak etmiyoruz. Kim? ne yaptı?, ne olabilir ?şeklinde olasılıklara kafa yormak yerine o anın sihrinden faydalanmaya ihtiyacımız var. Bunun için sürekli tehdit altında olma halini bırakmalıyız ki sevgi kendini göstersin.

Her Daim Sevgi ve Işıkla