Follow by Email

23 Haziran 2017 Cuma

İnsanlar Niçin Yaratıldılar?

Dalai Lama, insanları yaratılmasıyla ilgili gerçekleri şöyle dile getirmiş. İnsanlar sevilmek, diğerleri ise kullanılmak için yaratıldılar. Dünyadaki kaosun sebebi, diğerlerinin sevilmesi ve insanların kullanıyor olmasıdır.


Eminim, aranızdan bu sözlere “Hadi canım çok saçma” diyen çıkmayacaktır. Bu sözler ne kadar doğru olsa da olsun bir türlü hayatımızda ifade bulmazlar, hatta tam aksi gerçekleşir. 

"İnsanlar kullanılır, diğerleri sevilir."

Yıllarca, sahibi olduğumuz araba, elbise, ev, mutfak, banyo her ne varsa onları çok sevdik, onları korumak için elimizden geleni yaptık. Hatta yaşadığımız bu dünyada, diğerleri ile ilgili ayrı bir ekonomi oluşturulmuş durumda. Örneğin, eşyalar sigortalanıyor, özel korumalar tutuluyor, alarm sistemleri kiralanıyor, kasalar, özel siteler yaptırılıyor. Bir sürü insan bu ekonomiden ekmek parasını kazanıyor. Görünüşte diğerlerinin sevilmesi herkesin faydasına çalışıyor gibi.

Dalai Lama’nın bu sözlerini hayatınıza almaya karar verdiğinizde, özetle şunlar olur; ilk başta çevrenizdekiler saçma sapan şeylerle uğraştığınızı söylerler, hatta gülerler size. Bu ekonomiyi oluşturanlar, böyle bir seçimin uzun ömürlü olmaması için elinden geleni yapmışlardır. Her şey, herkes birbirine bağlıdır. Fakat yine de insanları sevmek yerine diğerlerini sevdiğimizde hayatımızdaki hasarını bilmeye ihtiyacımız var. Özgür irade her zaman işler. Çünkü aynı şekilde her şey, herkes birbirine de bağlıdır. Hadi hasara şöyle bir göz atalım.

Diyelim ki, alışveriş merkezinde muhteşem bir elbise gördünüz. Fiyatı, bütçenizi aşıyor. Gözü yansın diyerek kredi kartınızla satın alıyorsunuz. Eve gidince dolabınızın en nadide köşesine yerleştiriyor, arada sırada dolabınızın kapağını açarak onu giydiğinizde insanların sizi ne kadar çok beğeneceğini hayal ediyorsunuz. İlerleyen günlerde elbisenin başına bir şey geliyor. Mesela bir partide, sevdiğiniz bir arkadaşınızla sohbet ederken arkadaşınız yanlışlıkla elbisenizin üzerine kırmızı şarap döküyor. Bir anda elbisenize olan hayranlığınız bitiveriyor, arkadaşınıza karşı hissettiğiniz sevgi ise hasar görmeye başlıyor. O günden sonra arkadaşınızı eskisi gibi tolere etmemeye başlıyorsunuz. Zamanla arkadaşınıza karşı hissettiğiniz sevgi azalıyor.  Ya da benzer senaryoda, yine bir partidesiniz. Masanın yanında geçerken masanın çivisi elbisenize takılıyor ve elbiseniz yırtılıyor. Tüm geceyi ne kadar beceriksiz ve dikkatsiz olduğunuzla ilgili hesaplaşmalarla geçiriyorsunuz. Hatta geçmişteki benzer olayları hatırlayarak, kendinizi iyice aşağılıyorsunuz. Elbiseniz mahvolmuş olsa da 8 ay daha elbisenin ücretini ödemek zorunda olduğunuzu hatırlayarak kendinizi daha da kötü hissediyorsunuz. Bu iki senaryo da diğerlerini sevdiğimizde başımıza neler geldiğini çok net gösterir. Mutsuzluk! 

İnsanları kullanmak ilgili durumlara baktığımızda ise şunlar olabilir;


Her zaman insanların bizim hakkımızdaki ne düşündükleri önemli olmuştur.  Onların nasıl bir insan olduklarından ziyade bizim hakkımızda ne düşündüklerine odaklanırız. Bir taraf, teyit almak için insanları kullanır. Diğeri, söylediklerinin gerçek olmadığını bildiği halde birilerinin onu koşulsuz desteklemesinden mutluluk hissettiği için insanları kullanır. Her iki taraf için de durum tatmin edici gibi gözükse de sonuç mutsuzlukla sonuçlanacaktır. Gerçekler ortaya çıktığında ki fazla üzün sürmez teyit bekleyen kişi yanıldığını fark eder, geri çekilir. Diğer taraf artık desteklenmediği için ona güvenemeyeceğine inanır. Sonrasında ne mi olur? Her iki taraf da yeniden başlar. Biri, kendisine teyit verecek birisini, diğeri de her şeye rağmen onu destekleyecek birisini bulur. Dünya nüfusunu düşündüğünüzde, yeni birisini bulmak hiç de zor olmayacaktır.

İnsanları sevmek yerine kullanmaya devam ettiğimiz sürece onların ağızlarından çıkanlar, mutluluk ya da mutsuzluğumuzun sebebi olmaya devam edecektir. En iyisi orijinale dönmektir. Yani “İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Diğerleri, kullanılmak için yaratıldılar.”’ Sözünü destekleyecek seçimler yapmaktır. İnsanları seversek herkes kazanır. Biz onları sevdiğimizde onlar da bizi seveceklerdir. Her insan kendisini seveni, her ne olursa olsun anlayışla karşılar, toleranslı davranır ve güvenir. İnsanları sevmenin cebe de faydası vardır. Korumaya ve rekabete yönelik harcamalar azılır, sıkıntı çekmeden büyük bir tasarruf yapılmış olur. Belki de en önemlisi insanları kullanmaya devam ettiğimiz sürece kendi hayatımızla ilgili bir şeyler yapmak zorlaşacak ve daha tembelleşeceğiz. O zaman insanları sevmek daha da zorlaşacak.


Evren, insanları sevebilmemiz için diğer şeyleri kullanımımıza sunmuştur. Bu nasıl bir ince düşüncedir!!! Bence bu bayram süresince, insanları sevmeyi, diğerlerini de kullanmayı hatırlayalım. Belki de bu sözler dört gün süren bu bayramın sonunda hayatınızda ifade bulmaya başlar. Kim bilir?

Bayramınız kutlu olsun, çok keyifli geçsin…

Her Daim Sevgi ve Işıkla


13 Haziran 2017 Salı

Rekabetin Dayanılmaz Çekimi


Bebekken, aile büyüklerimizin, “Ayşe’ye bak, ne kadar çabuk yürüdü, sen ne zaman yürümeyi düşünüyorsun. Bu gidişle bebek olarak kalacaksın” sözleriyle rekabet içinde buluruz kendimizi. Hatta aynı rekabet, ebeveynlere de sirayet eder. Örneğin, evin annesi, eşine “ben 9 aylıkken yürümüşüm, bu çocuk yürümediğine göre sana çekmiş olmalı?” der ve tartışma başlar. Böylelikle yetişkinlikte, ortaya çıkacak olan travmanın tohumları atılmış olur.

Rekabetin etkisi, okul döneminde de devam eder. Bu sefer ebeveynler, “Çok çalışman gerekiyor, yoksa abin gibi doktor olamayacaksın” ya da “başarılı olamazsan kapıcı Ahmet Efendi gibi her gün apartmanın çöplerini toplarsın”,Serpil hanım gibi ev işleriyle ömrünü tüketmek istemiyorsan derslerine çok çalışmalısın” şeklindeki tavsiyeleriyle hayatımıza renk katarlar. Arkadaşlarımızla sürekli yarış halindeyken enteresan bir şey olur. Bazen onların yok olmasını isteriz. Hatta onları düşman olarak gördüğümüz anlar olur. Okul hayatı süresince etrafımızda bizden daha başarılı çocuklar olduysa, okul hayatı özgüvenden yoksun bir şekilde sona erer.

İş hayatına başladığımızda ise kendimizi kıran kırana bir savaş içinde buluruz. Çünkü, şirket sahipleri hedeflerin gerçekleşmesinde rekabetin önemli bir rolü olduğunu ileri sürerler. Hatta “tatlı bir rekabet içinde olmak” deyimleriyle, rekabet allanır, pullanır. Rekabet, ne kadar allanıp pullansa da insan hayatına fiziksel, zihinsel ve ruhsal zararı vardır. Bazıları rekabetin insanı geliştirdiğine inanır. Rekabetin, başarının sağlanmasında ve sınırların aşılmasında çok etkili olduğu, koca bir aldatmacadır. Bence, rekabet insanı geliştireceğine kısıtlar. Çünkü başkaları tarafından belirlenmiş olan hedeflerin gerçekleştirilmesine daha fazla zaman ayıranlar, ileride yaratıcılıklarına sahip çıkmadıklarını ve kendi hayallerine zaman ayıramadıklarını keşfedeceklerdir. Bu durumu keşfetmek her insana acı verir. Rekabetle ilgili başka bir gerçek daha vardır.

Rekabet halindeyken zihin, “Her şeyi ben bilirim.“ halindedir. Her şeyi sadece ben biliyorsam, kendimle ilgili geliştirecek bir şey yok demektir. Bu durumda kendimizi geliştirmek için ne içimize dönebilir ne de dış aktivitelere yöneliriz. Bize özgüven kazandıracak, daha huzurlu hissettirecek bir sürü aktiviteden uzaklaşırız. Çok fazla beklenti ve çok çalışma hali içinde olduğumuzdan tatile bile çıkamayabiliriz. Bunlar dışında, rekabetin, sevdiklerimizden uzaklaştırması, strese bağlı doktor masraflarını arttırması, hırsı, gururu hayatımıza getirmesi gibi birçok ağır bir faturası var.


Siz siz olun, arada sırada rekabetin kısıtlayan tarafını kendinize hatırlatmayı unutmayın

Her Daim sevgi ve Işıkla