Follow by Email

14 Kasım 2011 Pazartesi

Değişim Hep Var ise Neden Sıkılıyoruz?


Doğada hiçbir şey aynı kalmaz. Evrendeki her şey sürekli değişir. Hepimiz az çok bu değişimin farkındayız ve bu nedenle mevsimlerin, gece ve gündüzün değişimini her zaman anlayışla karşılarız. Sürekli gece ya da sürekli gündüz olmasını arzulamayız, bu konuda bilgece bir kabullenme hali içindeyizdir. Hiç düşündünüz mü? Aynı bilgeliği hayatımızdaki değişimlere de uygulayabilsek nasıl olurdu?

Olmaz Olmaz !!!. hiç iyi olmazdı. Çünkü tepki vermeyi çok severiz. Tepki vermezsek var olamayacağımızı düşünürüz. Aslında değişimin hep farkındayız. Örneğin şu anki halimiz ile 2 sene önceki halimizin arasında büyük farklılıklar var. Ama biz yine de sahip olduklarımızın değişmemesi için elimizden gelen her şeyi yaparız. Hatta zaman zaman değişimi önlemek adına hayatımızdaki insanların özgürlüğünü kısıtlar, onların sahip olduğu güzel şeyleri bizden başka hiç kimse ile paylaşmasına izin vermeyiz. Kişi güzel şeylerini teker teker terk ettiğinde ise artık onu beğenmemeye başlarız. Ama olsun biz yine de sahip olduklarımızın aynı kalacağına dair hikâyeler yazmaya devam ederiz. Sevdiklerimizin sahip oldukları o güzel şeyler sebebiyle dikkatimize çekildiklerini bir çırpıda unutuveririz.
Bazen de hikâyemize olan inancımızı sınamak isteriz ve başka bir hikâye yaratırız. Bu seferki hikâyenin konusu bir gün bizi terk edebileceklerine dairdir. Bu iki farklı senaryonun aynı anda var oluyor olması doğal olarak yaşamımızda dengesizlik yaratır. Hayatımızdaki kişi olanlara bir türlü anlam veremez. Çünkü birbiri ile çelişen bu iki hikâyeden haberi yoktur, önceleri bizim onu çok sevdiğimizi düşünür. Ancak kısıtlamaların dozajı arttıkça onu sevmediğimizi düşünmeye başlar. Çünkü teorik olarak mantıklı bir insan sevdiğinin arzu ve isteklerini kısıtlamayacaktır. Tüm bu değişimler olurken enteresan bir şey daha oluyordur. Değişimlerle birlikte bilincimiz de gelişir ve değişir. Bilincimiz değiştiği halde biz onun değişim öncesi halinde kalmasında ısrar ettiğimiz sürece kendimizi kendi gerçeğimizle yaptığımız savaşın içinde buluveririz.

Evrendeki değişim gibi her gün, her saat, her an değiştiğimizi kabul ettiğimizde sahip olduklarımızın sadece bir yönü yerine diğer yönlerini de deneyimleme fırsatını elde ederiz. Yarattığımız hikâyelerin aynı kalması için diğerlerini ikna etmemize gerek kalmaz. İlla hikâye yazmakta ısrarlı iseniz doğaçlama tekniğini seçin. Doğaçlama tekniğinde yazılı metin, kural, bağlanma, sonuçları kontrol etmek, eleştirilme korkusu olmaz, sadece siz olursunuz. Sadece ben keyifli olur mu? Demeyin tek başınalığın keyfini sürün, eşi benzeri olmayacak bir doğaçlama yapın. Yaşarken bilin, yaşarken tanıyın, yaşarken keyif alın. Bir takım şeylerin değişmeyeceğine dair hikâyeler yaratarak kendinize boşluklar yaratmayın kısaca kendinizi hafife almayın. Değişimin güzelliğini fark edin.

Yazımı Osho’nun sıkılganlık üzerine yazdığı bir örnekleme ile bitirmek istiyorum. Osho der ki; İnsanlar sürekli aynı şeyi yaparlar ise doğal olarak sıkılırlar. Çünkü değişim insanoğlunun ruhunda var. Değişim olmadığında sıkılganlık başlar. Evrende sıkılmayan iki varlık vardır. Bir tanesi inek; bildiğiniz gibi inek aynı otlaktan ölünceye kadar otlansa dahi canı hiç sıkılmaz. Çünkü bilinci yoktur. Diğeri ise Buddha; Buddha hep anda kalır yani değişimin sürekli olduğunun farkındadır ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir zaman sıkılmaz. Peki; Siz sıkılganlığın hangi tarafında olmak istersiniz?

Sevgiler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder