Follow by Email

5 Şubat 2012 Pazar

Mutluluk Bir Nefes Ötesinde Olabilir – 2

Bir önceki yazımda bireysel farkındalığın artırılmasında etkili olan tekniklerden “Tranformal Nefes”i anlatmıştım. Şimdi bu yazımda nefesin hayatımızda yarattığı değişimi daha iyi kavramanıza yardımcı olacak “Nefes Analizi”nden bahsedeceğim. Nefes çalışmalarıma katılanlara nefesin deneyimlerindeki etkisini anlatmak için nefes analizi yaparım. Nefes alış-veriş şekilleri ile enerjinin bedenlerindeki dağılımına bakarak hayatları hakkında onlara bilgi veririm. Danışanlarım sadece nefes alış verişlerine bakarak kendileri hakkında bilgi veriyor olmama çok şaşırırlar. Onlara şaşırmak yerine sevinmelerini öneririm. Çünkü şu anki nefes alış şekilleri hayatlarında olanlar konusunda bilgi veriyor ise nefes alış şekillerini değiştirebildiklerinde şu an ki deneyimleri de değişim gösterecek ve daha da kaliteli hale gelebilecektir. İşte transformal nefes içerisinde yer alan eski düşünce ve karmaşalarının yorumlanmasına “nefes analizi” adı verilir. Nefes analizi ile ilgili yazacağım bilgiler sevgili hocam Judith Kravitz’in “Derin Nefes Al Neşeyle Kal” isimli kitabından alınmıştır. Nefes konusunda daha da derinleşmek isteyenler bu kitaba sahip olabilirler. Nefes analizinde Başlıca iki faktör vardır: Solunum sisteminin hangi bölgeleri kullanılmaktadır? ve Ne kadar havayı içinize çekiyorsunuz ve dışarı boşaltıyorsunuz? Nefesin beden içindeki akışı ile ilgili de birkaç önemli faktör vardır; bu yüzden, nefesin önce nereye gittiğini, nerede durakladığını ve nefes verme ile karşılaştırıldığında nefes almak ve vermek için ne kadar zaman harcandığını gözleriz. Bu faktörlerin her biri bize fiziksel durum kadar davranışsal ve duygusal eğilimler hakkında ipuçları verir. Solunum sisteminin hangi bölgelerinin kullanıldığını belirlemek için, alt karını izleyerek başlarız. Enerjisel olarak konuşursak, karın bilinçaltının makamıdır, kuvvetli karın nefesi, bilinçaltı zihne erişime ve temizliğine olanak verir. Birçok insanın bu bölgeye hiç nefes almaması bedenlerinde var olmaya kuvvetli bir şekilde direniyor olduklarına işaret eder. Derin karın nefesine ulaşıldığında (ayrıca kuvvetli diyafram nefesi olarak da bilinir) yeni güvenlik ve kendini kabullenme hisleri, bilinçaltındaki utanma ve kendini yargılamanın yerini alır. Bir zamanlar bloke olan yaratıcılık şimdi özgürleşmiştir, daha fazla enerjiye, daha topraklanmış bir varoluşa ve kendi kendini yönetme duygusuna yol gösterir. Bu bölgenin olumlaması “Bedenimde olmak güvenlidir. Tamamıyla güvendeyim. Kendimi tamamıyla bağışlıyorum”dur. Olumlamalar bilinçli olarak alt karına nefes alma konusunda kişiyi destekler. Kişisel irade göbek kısmında bulunur. Bu nedenle karından nefes alanlar iradesi güçlü, yaratıcı insanlardır. Onlar ayrıca çok topraklanmıştır ve bedenleri ile uyumludur. Bunun tersine, alt karına nefes almayanlar genellikle daha az kişisel iradeye sahiptir ve büyük bir olasılıkla istismar edilirler veya hükmedilirler. Ayrıca kendini yargılamaya ve suçluluğa tutunmaya eğilimlidirler. Karınlarına nefes almayanlar veya sığ nefes alanlar çoğunlukla kafası karışmış ve odaklanmamış hissederler. Topraklanmamış olma eğilimi yaygındır, çünkü onlar bedenleri ile tam bağlantıda değildirler. Solunum sisteminin ortasında yerleşik olan solar pleksus ve diyafram bölgesine geldiğimizde orta bölümdeki nefes eksikliği; kalp ve irade arasındaki ayrılığı temsil eder. Başka deyişle, bu bölgedeki bloke olmuş nefes alma kalbimizi izleme ile gereksinimimiz olan şeyi yapmamızı engelleyen deneyimler ortaya koyar. Eğer bu kalıba sahip iseniz, kendinizi sürekli olarak iki yöne çekiliyormuş gibi tanımlayabilirsiniz. Aşırı korku, üzüntü veya muhtemelen panik ataklardan sıkıntı çekiyor olabilirsiniz (*) Bu bölgeyi açmak için, “Kalbim ve iradem birdir. Kalbimi izlemek güvenlidir” onaylamasını söylerken gerilimin bir kısmını akıtmak için solar pleksusa (solar pleksus kaburganın ön kısmının bitip karnın başladığı yer arasındaki bölgedir. ) elle baskı uygulanır. Fiziksel ve duygusal uyarımın birleşimi kasları salıvermeye davet eder ve bu bölgeye nefesi çeker, bu da kalbin ve iradenin bütünleşmesi ile sonuçlanır. Sonra üst gövdedeki harekete bakarız. Göğüs kafesi bölgesindeki nefesin eksikliği; kapalı bir kalp merkezini ve sevginin baskılanmasını temsil eder. Bu çoğunlukla çok kuvvetli iradesi olan ebeveynlere erken çocukluk tepkisinin bir sonucudur. Çocuklar kendilerini duygusal olarak korumak ve kuvvetli irade olan bir ortamda hayatta kalmak üzere kendi kişisel iradelerini sürdürmek için kendilerini kapatırlar. Göğsümüz, nefes verirken tüm nefesi boşaltmıyormuş gibi şişmiş ve katı görünüyorsa, bu eski keder ve öfkeye tutunmakta olduğumuzu belirtir. Bunu yaptığımız zaman, sevgiyi özgürce alamayız veya ifade edemeyiz. “Sevgiyi almak ve vermek güvenlidir; hislerimi ifade etmek güvenlidir” onaylamasını söylerken göğse tam ve özgürce nefes almak, baskılanmış, acı verici hislerin çözülmesini ve dönüştürülmesini kolaylaştırır. Bu da sevgi akışının içeriye ve dışarıya, bize ve bizden dışarıya genişlemesini sağlar. Eğer üst göğüs bölgesi nefes alırken görünür olarak hareket etmiyorsa; güçlendirme ve yön eksikliği hissediyoruzdur. Yaşamın anlamı ve gerçekte neden burada olduğumuz ile ilgili kafamız karışmış olabilir. Eğer üst solunum bölgesi neredeyse tamamen kapalı ise, muhtemelen yaşamımızın amacı hakkında çok az berraklığa sahibiz veya hiç değiliz ve sevgi ifademizi de kapatmışızdır. Nefes alırken, “İrademi ifade etmek güvenlidir. Benim iradem ve Tanrı’nın iradesi birdir” gibi onaylamaları tekrar ederek baskılanmış duyguları dönüştürür, yaşamın tutkusuna ve çocukken sahip olduğumuz sevgiye açık olmaya yeniden uyanırız. Bağlantılı nefes kalıbını sürdürdükçe ve solunum sisteminin tüm bölgelerinde tam nefes alma ve verme hareketi olduğu zaman, yaşamın akışına çok açık, inançlı ve rahatızdır. Yaşam ile kabullenici, uyumlu bir ilişkimiz vardır. Kısacası; Akıştayızdır! Nefes ortada başlıyorsa, süper başarı takıntılı ya da belki mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahibizdir. Muhtemelen yetki aktarma sıkıntımız vardır ve her şeyi kendimizin yapması gerektiğine, yoksa işlerin yapılmayacağına – en azından bizim standartlarımızda yapılamayacağına!- inanırız. Nefes alırken solar pleksusa baskı uygulamak nefesi alt karına akıtır. “Salıvermek güvenlidir. Bana yardım edilmesine ve desteklenmeye izin veriyorum. Bırakıyorum, Tanrı’ya bırakıyorum,” gibi onaylamalar, bu nefes kalıbının altında yatan güven sorunlarını dönüştürmede özellikle faydalıdır. Ne kadar miktarda hava alındığı da en az yukarıdakiler kadar önemlidir. Dudaklarımızı kısmen kapatarak, sıkılmış dişlerin arasından nefes alarak bizim için mevcut olan yaşam enerjisinin bol miktarda akışını bloke ederiz. Muhtemelen yaşamlarımızda istediğimiz şeyin asla yeteri kadarına sahip olmadığımızı veya belki de hiç olmadığımızı hissederiz. Çok sığ nefes almak değersizlik hislerini ve kendini kabullenme eksikliğini belirtir. Bir parçamız istediğimiz şeye direnir, onu uzakta tutar. Bu kalıbı düzeltmek, nefesin yaşamı ve “iyiliğimizi” – kendi içimizin derinliklerinde uzun zamandır gerçekten özlem duyduğumuz şeyi - temsil ettiğini hatırlayarak, daha derin ve tam şekilde nefes almak için bilinçli bir çabayı gerektirir. Kendi kapasitemize göre, bedenlerimize ne kadar çok oksijen getirebilirsek, yaşamlarımızda o kadar çok iyiliği kabul edebilir ve deneyimleyebiliriz. Nefes verme konusuna gelirsek; nasıl nefes verdiğimiz genelde negatiflik ile nasıl başa çıktığımızı ve artık gereksinimimiz olmayan şeyleri bırakma istekliliğimizi temsil eder. Örneğin, nefes verirken güçlü bir üfleme hali var ise negatifliği iterek uzaklaştırma girişiminin bir işaretidir. Bu nefes kalıbı savaşçı bir kişiliği, negatiflik ile dövüşmeyi isteyen bir dövüşçüyü anlatır. Bu kalıba sahipsek dikkatimizi odakladığımız şeyi gerçekten yaşamımıza çekemiyoruz demektir. Bir şeyleri itip uzaklaştırmaya çalışmak ona daha fazla güç vermeye hizmet eder, onun daha da kuvvetli bir şekilde geri gelmesine neden olur. Savaşçı kişilikler çoğunlukla meşgul yaşamlarının gidişatı boyunca düzenli olarak endişeden dolayı derin nefes alamazlar. Bir başka yaygın kalıp, solar pleksustaki kaslar gerilmekte ve nefes verme kontrollü hale gelmektedir. Bu, negatifliğe tutunmaya eğilimi temsil eder. İşleri berbat etmekten kaçınmak için insanları ve durumları ustalıkla idare etmeye çalışan aşırı kontrolcü bir kişilik oluşabilir. Nefesi kontrol etmeye veya itip uzaklaştırmaya çalışmadan, hızlı ve nazik bir şekilde salıvermek, huzura ve teslimiyete dönüşür. Nefes verirken gevşemek fizyolojimizi sakinleştirir ve bilinçaltı zihne planlanmamış durumlar ile ilgili üzüntü, öfke veya hayal kırıklığını salıvermenin güvenli olduğunu anlatır. O zaman şimdiki anın deneyimini içimize almak ve ona tam farkındalık ile tepki vermek için özgür oluruz. Sonuç olarak nefesimizin bloke olduğu ve kapalı olduğu ölçüde, yaşamın akışını bloke ederiz. Ama tüm yaşamımız boyunca kısıtlı nefes alma kalıpları ile sınırlanmış olsak bile, bu kalıplar sadece birkaç seansta ve bazen sadece birkaç dakikada yenilebilir ve değiştirilebilir. , Doğru nefes alarak gerçeğimizin farkına varmak ve istersek bu gerçeği değiştirmek mümkündür. Sevgiler Arzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluşturur., www.yourwishisyourreality.com (*) Bu yazıda paylaşılan terapi ve yöntemler herhangi bir hastalık için tanı veya tedavi yerine geçmez. Her türlü sağlık probleminiz için önce doktora başvurulmalıdır. Buradaki bilgilerin kullanımında tüm sorumluluk okuyucuya aittir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder