Follow by Email

1 Aralık 2014 Pazartesi

Zarar Vermemek Projesini Kimler Desteklemek İster?



Tarihte bir çok değerli insan dünyaya barışı getirmeye çalıştı. Anlaşılan barış denilen şey, öyle bir ya da iki kişinin isteği ile olabilecek bir şey değil. Ben diyorum ki barışı, hep birlikte “ zarar vermemek” konusuna odaklanarak yaratabiliriz. Geçmişte kadim bilgiler ve dini felsefeler sürekli zarar vermemenin kutsallığından bahsettiler. Hatta kendimize ve başkalarına zarar vermemeyi öğrenme ve saldırmamanın iyileştirici gücü hakkında Budist bir öğreti bile var.

Başkalarına zarar vermemek, kişinin kendisine zarar vermemesi ile başlıyor. Ben kişinin kendisine zarar vermemesini iğne oyası işlemeye benzetiyorum. Bildiğiniz gibi iğne oyasını işlemek uzmanlık, kararlılık ve sabırlı olmayı gerektirir. İşte zarar vermemek de aynı şekilde “zarar vermemek” konusunda bilgili olmayı, kararlılığı ve sabrı gerektiriyor. Şimdi kişinin kendisini geliştirmesinin neden iğne oyasını işlemeye benzettiğimi açıklamak istiyorum.

Zarar vermemek, dediğimizde akla gelen ilk şey “şiddet uygulamamak” olur.   Dövme, öldürme gibi fiziksel saldırılar ve başkalarının eşyasını çalmayı şiddet uygulamalarına örnektir. Bir de zihin ve ifade ürünü şiddet uygulamaları vardır. Genelde bu tarz uygulamaların farkında olmayız. Başkaları  hakkında dedikodu yapmak, kötü sözler söylemek, boş konuşmak, kötü düşünmek bu gruba girer. Örneğin boş konuşmanın kimseye zararı olmayacağı düşünülür. Ancak bu yanlıştır. Boş konuştuğumuz sürece kendimizi geliştiremeyiz. Cahil kalırız. Burada bahsettiğim cahilliğin üniversite okumak, yüksek lisans yapmakla ilgisi yoktur. Işık dolu adımlar atmayı becerememekle ilgisi vardır. Ayrıca kendimizi geliştiremediğimiz de yaşam sıkıcı hale gelir. Yaşam sıkıcı olduğunda da tek bir şey olacaktır. O da mutsuzluk! Mutsuz insanların geçmişte ne kendisine ne de başkasına faydası dokunmuştur.

Düşünce ve inançlarımızla da başkalarına zarar veririz. Nasıl mı? Örneğin, bir kişi kötü bir şey yaptığında, onu ileride yapabileceklerinden bağımsız kötü olarak ilan ederiz. Yani onun ileride değişme ve dönüşme potansiyelini yok sayarak ona zarar vermiş oluruz. Bunu kendimize de yaparız. Geçmişte yaptığımız kötü şeylerin kalıcı olduğuna inanır, hatta “ artık bu saatten sonra olmaz” deriz. Halbuki herkesin yaptığı yanlışı fark etme ve onarma hakkı vardır.


Bir diğer zihinsel zarar örneği ise, kendimizi takdir etmemektir. Kendimizi takdir etmediğimizde sürekli bir şeyler yapma eğilimi içinde oluruz. Sürekli yapma halinde olunca da bazı hareket ve davranışların bağımlısı haline geliriz. Bağımlılıklarımız olduğu sürece korku ve endişelerin hayatımızda kapladıkları alan fazlalaşır. Takdir konusu ile ilgili başka bir önemli nokta ise; kendimizi takdir etmediğimizde bu boşluğun başkaları tarafından doldurulmasını isteriz. Başkaları bu görevi gerçekleştirmediğinde ise bol bol kızarız. Halbuki başkalarının atadığımız bu görevden haberleri bile yoktur. Kızgınlık iyileştirilmesi zor bir hastalıktır, hem kendimize hem de diğerlerine zarar vermememize sebep olur.   

Üzerinde çok konuşulmayan farklı bir zarar verme türü de zihnimizden geçen kötü düşüncelerin çevremizdeki insanları etkilemesidir. Örneğin kendimizi çok mutlu hissettiğimiz bir gün bir cafe veya bir markete gireriz. Zihnimizden olumsuz bir şey geçmediği halde kendimizi kötü hissetmeye başlarız. İşte bu tür anlara diğer insanların zihinlerinden geçen kötü düşünceler sebep olmaktadır. İstemeden de olsa düşüncelerimizle diğer insanları etkileriz. Aslında “Hiç birimiz masum değiliz” 
Son olarak, herkesin bir şekilde maruz kaldığı bir zarar türünden bahsetmek istiyorum. Başkalarına yardım etmeyi, destek olmayı çok severiz. Öyle ki destek vermek adına insanların bize karşı saygısızca davranışlarını görmezden geliriz. İşte bu kendimize verdiğimiz en büyük zararlardan biridir.  Bu zarar türü ile, hep kendi değerimizi düşürür hem de bizim varlığımızdan keyif alacak, verdiğimiz desteğin değerini bilecek kişilerden kendimizi mahrum bırakırız.

Daha barışçıl ve sağlıklı bir toplum yaratmak istiyorsak ona buna çatmak ya da suçlamak yerine önce kendi düşüncelerimizi düzenlemekle başlamalı ve “ Zarar Vermeme” projesini tüm kalbimizle desteklemeliyiz.


Her Daim Sevgi ve Işıkla


www.nefestr.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder