7 Kasım 2022 Pazartesi

Ne Kadar Mutlusun?

Hayatınızdan Ne Kadar Mutlusunuz?

 

Geçmişte en mutlu anınız hangisiydi? 

 

Yapılan bir çalışmada, insanların kendisini düşünmediği, hatta kendisini unuttuğu zamanlarda daha çok mutlu oldukları, daha çok kendisiyle ilgilenen, kendisini düşünen insanların ise stres seviyelerinin daha yüksek olduğu görülmüş. Özetle, kendinizi düşünmeyi bıraktığınızda mutluluk tam yanı başınızda olacaktır. Aslında bu bilgi çok yeni değil, geçmişte birçok felsefi akım, ‘’egoyu ve kendinizi düşünmeyi bırakın’’ şeklinde paylaşımlarda bulundular.  

 

Mutlu olmak, kalbimizi diğerlerine açmakla bağlantılıdır. Kalbin açılması da şefkat kasının geliştirilmesiyle mümkündür. Şefkat duygusu yükseldiğinde tüm ilgi, kendimizden ziyade karşıya yöneldiği için şefkat bizi mutluluğa götürür diyebiliriz. 

 

Şefkat duygusunun bizleri mutluluğa götürmek dışında daha birçok faydası vardır. Örneğin, dar görüşlüden geniş düşünceliye geçişi sağlar.  Asrımızın en büyük sorunu olan yalnızlığın antidotudur. Bu da nereden çıktı diyorsanız, bu yazıyı okumaya devam edin

 

Yalnızlık, diğerleriyle bağlantıda olmama halidir. Diğerlerine odaklanmak ve dolayısıyla yalnızlıktan kurtulmak anlamına gelir. Bilimsel bir çalışmada sürekli her gün yalnızlığa maruz kalan insanların, beden sağlığının obesite ve sigara kullananlara göre daha kötü durumda olduğu tespit edilmiştir. Yalnızlığı seven bir insan olabilirsiniz fakat diğerleriyle bağlantıda olma ihtiyacı olan varlık olduğunuzu da unutmamalısınız. 

 

Gerçek şu ki, her kim şefkate maruz kalırsa çok mutlu olur. Şefkat, bir duygu olarak tanımlanmış olsa aslında bir nevi yapma eylemidir. Birisi acı çektiğinde, empati kurarak onun adına strese gireriz. Kendi acımız ve diğerlerinin acısıyla birleşerek çift etki yaratacak gibi düşünülse de bilimsel araştırmalar bunun tam aksini söylemektedir. Yapılan bir çalışmada; Çikolata yenildiğinde beyinde aktive olan bölgeyle, bir insanın, diğer bir insana yardım ettiği anda beyinde aktive olan bölgenin aynı bölge olduğu görülmüş. Bu bölgenin uyarılmasıyla kişide esneklik ortaya çıkmış. İşte ortaya çıkan bu esneklik çifte acıyı daha tölere edebilir hale getirdiği görülmüştür. 

 

Diyelim ki bir trafik kazası oldu, işinizi gücünüzü bırakarak kazada yaralanan insanların yardımınıza koşarsınız. Öyle değil mi? 

 

Bu tamamen içgüdüsel bir harekettir. Böyle bir aksiyon almanız için birilerinin size bir şey söylemesi gerekmez. Bu da şefkatin her insanın doğasında olduğunun kanıtıdır. Şefkat, dışarıdan satın alınmaz. Peki, neden şefkati daha sık kullanamıyoruz. Bu çok karmaşık bir soru?

 

İnsan çok kompleks bir varlık. Bazen korkuyla bazen de şefkatle hareket ediyoruz. Şefkati göstermekten ise çok korkuyoruz. Şefkat gösterme konusunda direnç gösteriyoruz. Bilim adamı Paul Gilbert, insanların şefkatle ilgili çekirdek inançları olduğunu tespit etmiş. Bu çekirdek inançlardan biri diğerlerinin bizden faydalanacağından endişe duymak.  

İnsan olarak bir duygusal tarafımız var bir de akılcı, mantık tarafımız var. Şefkat gösterirsek gerçeklerden uzaklaşacağımızı düşünüyoruz. Gerçeklerle baş edemeyeceğimize inanıyoruz. Çocuklarımıza çok fazla şefkat gösterdiğimizde onların bozulacağını düşünüyoruz ya da bize bağımlı olacaklarına inanıyoruz. Ya da insanların her ne yaparlarsa yapsınlar kendi menfaatleri için yaptıklarını düşünüyoruz. Birisi şefkatle davrandığından ondan şüpheleniyoruz. Ben, bu düşünceden hiçbir hayır sağlayamadım. Eminim sizler de benim gibi hiçbir faydasını görmemişsinizdir. Bu birazda toplumsal bir durum gerçekten mutlu olmak istiyorsak bunun ötesine geçmenin bir yolunu bulmak gerekiyor. 

 

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

26 Ekim 2022 Çarşamba

Bu Da Geçecek

Eşi görülmemiş bir stres, yaygın endişe ve belirsizlik döneminden geçiyoruz. Bu durum daha da devam edecek gibi görünüyor.  Krizin tam ortasındayken bu halin kalıcı olduğuna dair bir duygunun ortaya çıkması son derece doğal. Fakat ‘’ Bu durum da geçecek’’ . 

 

Az çok çoğumuz her şeyin geçici olduğunu bilsek de sakin kalamıyoruz. Aslında korku, endişe ve kaygı doğal duygular. Fakat zihin olanları olduğundan daha fazla abarttığı için korku, endişe ve kaygının bizi ele geçirmesine izin veriyoruz. Bu durumu engellemek için korku ve endişeye kapılmamak, sakin kalabilmek çok önemli. Stres, endişe ve kaygı olduğunda sakinleştirmek için en iyi yöntemlerden biri nefes almaktır.

 

Bilim, güçlü duygularımızı düzenlemenin en iyi yollarından birinin onlara farkındalık getirmek olduğunu söylüyor. Duygularımıza nefes alıp verirken farkındalıkla baktığımızda aklımızın üzerindeki güçlerini zayıflatmış oluyoruzMesela şu an bedeninizi, zihninizi kontrol ederek ‘’ şu an nasılım’’ diye sorabilirsiniz. Ne kadar endişeli hissediyorum?”"Hissettiğim kaygı bedenimin neresinde? Nefes alıp verirken bu soruları sormak duyguların bedeniniz ve zihniniz üzerinde yaptığı baskıyı kesintiye uğratacaktır ve böylece korku ve endişe zihnimizde yer kaplamaya başlayacaktır. 

 

Aslında hissettiğimiz korku ve endişeler diğer tüm insanlarda da var olan insani duygulardır. Korku ve endişe hissettiğinizde bizden daha az şanslı olanlar için endişe duymayı pratik yaparsak doğamızda var olan merhamet duygusunu da aktive etmiş oluruz. Örneğin nefesinize odaklanarak, öncelikle virüsten hayatını kaybedenleri hatırlayarak onların mutlu olmalarını dileyebiliriz. Nefes alırken kayıp yaşayanların acı ve ıstırabını aldığımızı nefes verirken de onlara ışık göndererek acılarının tamamen kaybolduğunu kendilerini mutlu ve huzurlu hissettiklerini hayal edebiliriz. Sonra benzer durumda olan arkadaş ve ailedeki kişileri hatırlayarak aynı şekilde nefes alırken onların acılarını aldığımızı nefes verirken de acılarının yerine mutluluk ve huzurun dolduğunu hayal edebiliriz. Bu şekilde yapacağınız nefes egzersizi enerjinizi pozitif yönde etkileyeceğinden diğer insanlarla irtibat haline geçtiğinizde onlar da bu pozitif enerji hissederek kendilerini sizin yanınıza daha rahat hissedecekler. Hem siz hem de diğerleri bu yaklaşımdan fayda görmüş olacaktır. Bu da merhametin görünmez gücüdür.

 

Tabii ki bu uygulama dışında fiziksel olarak çevrenizdeki insanlara yardım edebilirsiniz. Diğer insanlara yardım etmek herkese iyi gelmez mi? Hem işe yaradığınızı hissedersiniz hem de yardım alan kişiyi rahatlatmış olursunuz. 

 

İnşallah her birimiz kriz dönemi biter ve mutlu ve sağlıklı bir şekilde yaşantımızı sürdürmeye devam ederiz.

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla 

 

Sibel Kavunoğlu

 

Kaynak: Thupten Jinpa Remembering Compassion in Uncertain Times

1 Ekim 2022 Cumartesi

Sonbahar ve Öz-Şefkat

Artık Sonbahardayız. Bazılarımız sıcak yaz günlerinin bitmesini üzülüyor, bazılarımız ise yaprakların dökülmesini ve havaların soğumasını hiç istemiyor. Bazılarımız ise nihayet Sonbahar geldi diyor. Bazılarımız ise şimdiden gelecek yazın planlarını yapıyor.

 

Benzer durum içimizdeki kalıplar için de geçerlidir. Her anımızda pozitif olsaydık ve her zaman hoş düşünceler ve duygular yaşasaydık, hayatın derinliğini ve anlamını büyük ölçüde fark edemeyecektik. Kusurlu olmanın ötesine geçememe bağımlılığı içindeyiz. Bu bağımlılık insanı  ya depresyona ya da kusurlu gelişme potansiyelini kullanmaya iter. Hangisini seçeceğiniz ise tamamen sizin bakış açınıza bağlıdır. 

 

Kusurlu olduğumuzu fark ettiğimizde depresyonla birlikte gelişme potansiyeli yer alır. Ben her zaman gelişme potansiyeline odaklanırım. Zira gelişme potansiyeli olmamasının eylemsizlik, eylemsizlik motivasyonsuzluk, motivasyonsuzluk ise amaçsız bir yaşamla sonuçlanır. Bunun tam tersi acı bir deneyim olduğunda, kendimize nazik, şefkatli davrandığımızda çok güzel bir şey olur. Kendimize karşı hissettiğimiz öz-şefkat acıyı sevgiyle tutar, böylece değişimleri kabul etmek kolaylaşır.

 

Tabii ki olumsuzluğun varlığını inkâr edemeyiz, sadece olumsuzluktan neler kazanabilir miyim? Buradaki gelişme fırsatı neler olabilir? Şeklinde düşünerek kendimizi olasılıklara açabiliriz.  

 

Olumsuz anlar, bu anlamda iyi niyet kasımızı çalıştırmak için çok iyi bir fırsattır. Bu fırsat, "Mutlu olabilir miyim", "Huzurlu olabilir miyim" veya "Kolayca yaşayabilir miyim" gibi soruları beraberinde getirir.  İyi niyet, iyi duygular anlamına gelmez. Sevgi dolu bir nezaket, sıkıntıyla karşılaştığında nezaket, sıkıntıyı dönüştürür. 

 

Her şey, her an değişir. Bazen iyi şeyler başımıza gelir bazen de kötü. Kendimize karşı şefkat göstermek değişimi kabul ettiğimizin bir göstergesidir. Normal anlarda daha iyi olmak, daha başarılı olmak, pozitifte kalmak için elimizden geleni yaparız. İşler istediğimiz gibi gitmediğinde kendimize karşı acımasız davranırız. Halbuki olan olmuştur. Olanı hiç kimsenin değiştirme gücü yoktur. Bu tür anlarda kendimize karşı şefkat göstermek en akıllıca olandır.

 

Bu tür anlarda kendinizi sakinleştirecek araçlara ihtiyacınız var. Kendinizi sakinleştiremedikçe bir biri ardına gelen acımasız düşünceler, sadece başarısız geçen o konuyla ilgili değil, henüz gerçekleşmemiş benzer olaylar için de kendinizi suçlamanıza neden olur. 

 

Bu tür anlarda kendi kendinize aşağıdaki şekilde telkinlerde bulunabilirsiniz.

-       Evet istediğim gibi gitmedi. Şu an olanları değiştiremem, her şey değişiyor. 

-       Kendimi mutlu olmayı diliyorum, 

-       Kendime sukünet dolu anlar diliyorum, 

-       Kendimi olduğum gibi kabul edebilmeyi diliyorum, 

-       Hayatta bu tür anlar olduğu gibi mutlu anlarım da olacak 

 

Böylesi güzel dilekler dilemenin amacı güzel duygular hissetmekten ziyade sakinleşmek, kendi üzüntümüze ortak olmakla ilgilidir. 

 

Bu tıpkı bir keşişin dediği gibi:

 

"İyiliğin güneşi acı çekmenin gözyaşlarıyla buluştuğunda, şefkat gökkuşağı ortaya çıkar."

 

Kendinizi sıkıntılı hissettiğinizde, sevgi dolu şefkatin bu versiyonunu uygulamak size daha gerçekçi gelebilir.

 

Sevgi dolu nezaket ve öz-şefkat, kalbinizin tüm mevsimlerine açılmanıza yardımcı olabilir.

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla 

Sibel KAVUNOĞLU. 

 

 

Kaynak: Prof. Kristen Neff Öz-şefkat

24 Ağustos 2022 Çarşamba

Bilincin Yegane Kaynağın

Bilinen evrendeki her şeyin kaynağı, bilincin kendisidir. 

 

Bu ne anlama geliyor?

Sadece sizin değil tüm insanların bilinci evreni oluşturuyor.  

 

Bu ne anlama geliyor?

Şu an yaşadığımız şehirde, dünyada her neler oluyorsa olanları yaratan bizzat her birimizin bilinci. Bu yüzden de diğerlerini suçlamayı bırakarak bir yetişkin birey olarak bu yaratımın sorumluluğunu almalıyız.

 

Peki bu gerçeği niye herkes bilmiyor?

Çünkü herkes bu durumun farkına varırsa tüketim sektörünün işi biter. 

 

Fizikçilere evrenin neden yapıldığını sorarsanız, alacağınız cevap HİÇBİR ŞEY! Olacaktır.

 

Peki durum böyleyse, fiziksel gerçekliği neden böyle görünüyor? 

 

Çünkü beynimizdeki atomlar ve moleküller 3 boyutlu uzay-zaman deneyimi, kendi bedenimizin deneyimi, zihnimizin deneyimi, çevremizde her gün karşılaştığımız her şeyin deneyimi illüzyon yaratan deneyimler yaratıyor. 

 

Çoğu bilim insanı bunun çözülemez olduğu görüşünde! Çünkü maddeyi birincil temel olarak alıyoruz. Sonuçları kaynağımız olarak düşünüyoruz. Halbuki tek kaynak bilincimiz. Bu gerçeklik her şeye tersten bakmayı gerektiriyor. Bu ne anlama gelir?

 

Fiziksel oluşumların yani maddenin ikincil ve bilincin ise birincil olduğu anlaşıldığında bilim adamlarının çözülemez dediği çözülebilir hale gelir. Tabii ki tüm tüketim sektörü de çöker. …

 

Tüm tüketim sektörü çöker ama maddenin bilinçten çıktığını algılamaya başlarız. 

Bilinç birincil hale gelir, madde ikincildir ve zihinlerimiz, bedenlerimiz, doğamız da dahil olmak üzere fiziksel dünyadaki her şey, tüm kozmos Bilinçten çıkar. Uzay ve zamandan önce dahi bilinç. Maddenin bir insan yapısı, hatalı duyusal algımız aracılığıyla yanlış algılanmış olarak maddi dünyaya ilişkin deneyimlerimizle ortaya çıkan bir yapı olduğunu anlarız. Tüm teoriler bilinçten gelir. Tüm deneyler, tüm gözlemler bilinçten gelir. Bilincin önceliğini inkar edilmemelidir.…

 

Gerçek şu ki, Bilim, gerçeklik modelleri yaratabilir… ama o gizli gerçekliğe erişemez. Temel gerçeklik olarak Bilince odaklandığımızda, yanlış algılama olmaz.

 

Artık bir an evvel uyanmalıyız. Fark yaratmak istiyorsanız siz de uyanmalısınız. 

 

Doğaya saygı duymaya, birbirimize saygı duymaya, bu güzel gezegenimize saygı duymaya başlayabiliriz…Bilincin yegane kaynak olduğunu idrak ettiğimizde bildiğimiz tek yaşanabilir gezegenle ilgilenmek için itici güç verecektir.

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

 

Kaynak: Infinite potantial, the life and idea of David Bohm

16 Ağustos 2022 Salı

Bilgelik Gücü Adına

Normalde anlamsız dedikoduları dinlemek için bolca zaman bulabilsek de iç sesimizi dinlemek için aynı performansı göstermeyiz. Dedikodu dinlemek hoşça vakit geçirmemizi sağlayabilir. Ancak bilgelik kazanmak konusunda hiç bir katkısı yoktur. Bu yüzden iç sesimizi dinlemek çok değerlidir.  


İç sesimizi dinlemek, bilgelik kazandırır. Mantralar iç sesimizi dinleme konusunda en güçlü araçlardan biridir. Mantra söylemek, mantrayı oluşturan kelimeleri yalnızca sesli olarak tekrar edilmesi anlamına gelmez. Bu daha çok, iç sesi dinlemek gibidir. Nitelikli bir öğretmenden bir mantra aktarımı aldığınızda, o mantranın bilgeliğinin bilincinize entegrasyonu büyük ölçüde kolaylaşır. 

 

Dışsal dikkat dağıtıcılardan uzak kalarak kendi gerçek içsel bilgeliğimizle kolayca iletişim kurmamıza yardımcı olurlar. Nasıl mı?

 

İnsan zihni çoğunlukla dışarıya odaklıdır. Dış dünyadaki medya, televizyon vb gibi dikkat dağıtıcı şeyler zihnimizi işgal ederek konsantrasyonumuzu sürekli olarak engeller. Bir mantrayı tekrarladığımız da ise dışarı kaynaklı zihinsel ajitasyon kendiliğinden azalır ve zihnimizi huzur içinde bırakır. 

 

İç sesin varlığı inkar edilemez. Sinir sistemimizin kendine özgü bir iç sesi vardır. Örneğin “a” sesi doğduğumuz andan itibaren içimizde mevcuttur. Tüm konuşma sesleri 'a' kökünden türetilmiştir. 'a' olmadan başka ses olamaz.. 

 

Mantraların birçok yönden işlevi vardır. Bir mantranın belirli bir sayıda okunması, konsantrasyonla birleştiğinde, zihnimizi içgüdüsel olarak olağanüstü kavrayışlara açar. Mantralar, hastalar için terapi olarak da kullanılabilir ve zihinsel olarak rahatsız olanlara huzur getirebilir. İleri seviyede meditasyon yapanlar mantraların gücünü çok iyi bilirler. 

 

Mantra bir tür enerjidir. Her zaman saftır ve olumsuz düşünce süreçleri tarafından kirletilemez. Kişi meditasyona dayalı bir inzivaya çıkarak mantranın gücünü kolayca keşfedebilir.

 

Mantra yoga uygulayıcıları, iç seslerinin mantranın kendisiyle tamamen bir olduğunu keşfedeceklerdir. O zaman normal konuşmaları bile mantra olur.

 

Ben iç sesimi dinleyerek bilgelik kazanmak için mantraları çokça kullanırım. Örneğin Tara mantrası özellikle bilgeliği arttırmak için. içinizdeki cesaret enerjisini aktive etmenize yardımcı olabilir. Ama öyle bir kaç kere tekrarlamakla bu yazdıklarımın gerçekleşeceğini düşünürseniz hiç başlamayın. İç sesinizin bu konuda ne kadar kararlı olduğunuzu anlaması için ne kadar zaman gerekir, bu sizinle iç sesiniz arasındaki bir durumdur. 


Aklınıza yattıysa aşağıdaki mantrayı tekrarlamak için bir sayı belirleyin ve onu sürekli her gün tekrarlayın. 

 

OM TARE TUTTARE TURE SOHA.

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla 

Sibel KAVUNOĞLU

 

Kaynak: Lama Zopa

 

14 Temmuz 2022 Perşembe

Mutluluk Bir Nefes Ötesinde

Nasıl nefes alıyorsak o şekilde yaşarız. Tek bir nefesin, hayatınızın üzerindeki gücü olduğunu, kabul etmesi zor gibi görünse de bu bilgi doğrudur. Geçmiş ve şu anda yaptıklarımız nefes alış şeklimizde görüntülenebilir. İlginizi çekeceğini düşündüğüm için  Sevgili Judith’in “Breathe Deep Laugh Loudly” kitabında ülkelere göre insanların nefes alış şekillerinin değişebileceğinden bahsettiği bölümden birkaç alıntı yapmak istiyorum. 

 

İtalya’da insanların karın bölgelerinde bloke olmuş enerjiler bulunmaktadır. Nefes karın bölgelerine çok az veya hiç gitmemektedir.  Göbekli olmaları da buna bağlanabilir. Sert bir karnınız var ise hayatınızda olup biten tersliklerin sebebi bu bölgede biriken ifade olmamış, bloke olmuş negatif enerjilerdir.  Bu durum kişiyi sinirli yapabilir.

 

İngilizlerin karına nefes alma alışkanlıkları vardır. Bu da onları ayakları yere basan, başarılı ve güçlü iradeli insanlar yapmıştır. Sadece karına giden nefes yani yaşam enerjisi sebebiyle kalp bölgelerinin bloke olmasına sebep olmuştur. Bu da onların sevgiye ve şefkate rahatça açılamadıklarını gösterir. Soğuk ırk denmesinin altında yatan sebep nefes alış şekilleri olmasın? 

 

Rusların grup bilinci gelişmiş ve nefese güvenmeleri ve teslim olmaları çok kolaydır. Güce teslim olmuş bir şekilde yaşamlarını sürdürürler. Rusların %90 unun nefesleri karın bölgelerine gitmez. Nefesleri karın bölgesine gitmeye başladığı anda güçlenmeye başlarlar 

 

Amerikalı kadınların nefesleri karınlarına gitmediği için güçlerinden ve iradelerinden özellikle vazgeçmiş durumdalar. Erkekler de aynı şekilde karından nefes almamaya çalışıyorlar. Göğüslerini şişirerek nefes alıyorlar bu da onları duygularından kopuk insanlar haline getirebiliyor. 

 

Taiwan ve Asya ülkelerinde ise bayanlar üst solunum yollarına ve boğaza nefes gitmemektedir. Kendilerini tam ifade edemiyorlar. Nefes seansı sırasında çok fazla öksürük ve tükürük olarak dışarıya çıkabilir. 

 

Türkiye’deki durumu kendi deneyimlerimi referans alarak paylaşmak istiyorum. Türkiye'de tüm illerde yaşayan insanların nefeslerini henüz deneyimlememiş olsam da 2005-2015 yılları arasında Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan orta  yaş ve üstü erkeklerin karınlarına nefes aldıklarını söyleyebilirim. Konya gibi spiritüel illere gittiğimde ise erkeklerin tam tersi olduğunu Göğüs nefesi aldıklarını gördüm. 2015 yılında sonrasında ise göğüs nefesi alanlarla karın nefesi alanların sayısı birden yarı yarıya olmaya başladı. Bu yazdıklarımdan insanların yıldan yıla değiştiğini söylemek istediğimi düşünmeyin. Bu değişimde kendi enerjimin değişmiş olmasının etkisi olabilir. . 


Kadınlara gelecek olursam burada  yıllara göre çok değişim olmadı. Türk kadınlarının nefes modeli çoğunlukla göğüs nefesi olduğunu söyleyebilirim. Bu da tüm kadınların ne kadar fedakar ve verici olduklarını göstermektedir. Ben de ilk nefese başladığımda ters nefes alıyordum. Ters nefes kişinin hissettiklerini tam tanımlayamama, bildiklerini de hissedememe durumu yaratır. Bildiğini sandığı konular ile ilgili gerçekte ne hissettiğini sorduğunuzda da tam bir yanıt alamazsınız. Ters nefes modelinin 2-3 nefes sonrasında düzelebileceğini söylesem ne derdiniz? bilmiyorum ama birkaç nefes seansıyla her şey değişecekse nefesi deneyimlemeye değer derim.


Özellikle ayakları yere basan, göğüs bölgesine nefes almayan kadınlar ise hayatlarına sevgiyi ve şefkati kabul etmekte zorlanırlar. 


Geçtiğimiz 1,5 senelik dönemde ise en çok rastladığım nefes şekli ise kısıtlı nefes modeli. Kısıtlı nefes modeli olan kişiler dışarıya daha fazla odaklı olurlar. Sosyaldirler. Kendilerinden ziyade diğerleri, dünyada olanlar konusunda bilgilerdir. Her şey her an kontrol etmek isterler. Hayatta kalabilmek için dışarısı  yerine kendilerine odaklanmaları gerektiği gerçeğini anlamakta zorlanabilirler. 

 

Sonuç olarak;  stresten kurtulmak, daha fazla fiziksel ve mental enerji, daha az eleştiri, mental açıklık ve netlik, ne olursa olsun mutlu olabilme, bol neşe: neşe ve sevgiyi bol bol alabilme ve verebilme , bağımlılıkların  ortadan kalkması, hayatınız ile ilgili zor sorulara yanıt bulmak isterseniz nefesi deneyin derim. Nefes, içinizde var olan gücünüzü görünür hale getirdikten sonra iş, alışveriş, sevgi bağımlıllığı gibi farkında olmadığınız bağımlıkları farketmenizi, korku ve acının altına saklanmış olan sevginin ortaya çıkmasını sağlayan bir tekniktir. 

 

Benim hayatımda nefes tam bir dönüşüme sebep oldu. 


Unutmayın, dişinize takılan yemek artıklarına tek bir kürdanla nasıl kolayca yok edebiliyorsanız hayatınıza takılanları da nefesinizle dönüştürmeniz mümkün. Bu da bir nefes ötesinde…… 

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

11 Temmuz 2022 Pazartesi

Duyguların Sorumluluğu Sende

Güzel insanlarla birlikte olmak, güzel şeylere sahip olmak güzeldir. Fakat çoğunlukla bu güzellikleri abartırız. Gün gelir, o güzellikler değişir ya da yok olurlar.  İşte o an büyük bir hayal kırıklılığı yaşarız

 

Sizce bu tuzaktan kurtulmanın bir yolu var mıdır? 

 

Elbette Vardır.. Çıkış yolu bakış açısını değiştirmekten geçer. Örneğin, güzel insanlara, güzel bir eve sahip olabilirsiniz.  Güzel şeylere sahip olmakta bir sorun yoktur. Yanlış olan, bu güzelliklerle ile ilgili fantezi kurmaktır. Bu yüzden de şu an her neye sahipsek sahip olduklarımızdan ve şu an olduğumuz kişiden memnun olmalı ve bir de kendimizle ilgili fantezi kurmaktan vazgeçmeliyiz.  

 

Güzel bir duygu yükseldi diyelim. Bu duygunun kaynağı, lezzetli bir yemek, güzel bir insan, güzel bir deneyimdir. Ve onun peşinden koşmak isteriz. Kötü hisler yükseldiğinde ise tam tersi o duyguyu yükselten her neyse ondan uzaklaşmak isteriz. Bu şekilde her gün dışarıda gördüklerimize bağlı olarak içimizden  duygular yükselir. Eylemler de yükselen bu duygulara göre doğal bir şekilde şekillenir. 

 

Öncelikle dışarıda her ne varsa tek başına o duyguyu yaratamayacağını anlamalıyız. Problem ortaya çıktığında da gerçek sorununun ne olduğunu araştırmalıyız. Gerçek problemi yaratan, işimize gelmeyen, hoşumuza gitmeyen, hiç istemediğimiz bir şeylerin ortaya çıkmasıdır. Bunun gerçek kaynağı ise önce alışkanlık olarak ortaya çıkan sonra da bağımlılık haline gelen seçimlerdir. Zihnimize çalışarak bu eylemleri değiştirmek mümkündür. Özetle bu akış şöyle gerçekleşir; 


Önce rahatsızlık hissi yükselir. Bu rahatsızlık hissi, sıfır noktasından panik atağa kadar giden seviyelerden meydana gelir. Rahatsızlık hissinin bizimle ilgili olduğunu bu süreci dikkatlice izleyebildiğimizde anlayabiliriz.  Duygular yükseldiğinde kendimize şunu sorabiliriz. Şu an içeriden yükselen hangi duygu, dışarıyı kendisi gibi görmemizi sağlıyor? 

 

Öfke mi? 

Kıskançlık mı? 

Sevgi mi ?

Bağımlılık mı ?

Depresyon mu ?

Üzüntü mü?

 

Bu süreci anlayabilmek için sakinleşmek ve problemin ne olduğuna bakmak önemlidir.  Bağımlısı olduğumuz şeyler problemle karşı karşıya gelmeye tahammül edemez.  Zihnimizi açmalı, o an orada olanlardan neler öğrenebileceğimize bakabilmek olmazsa olmazlardır. 



Her Daim sevgi ve ışıkla

Sibel Kavunoğlu