<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517</id><updated>2012-02-28T02:51:24.385-08:00</updated><title type='text'>Gerçeğiniz Arzu ve İsteklerinizdir</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>42</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-5433434748205330119</id><published>2012-02-28T02:51:00.001-08:00</published><updated>2012-02-28T02:51:24.388-08:00</updated><title type='text'>Sır Nedir?</title><content type='html'>Yazılarıma zaman zaman güzel yönlendirmeler yapılıyor. Bazılarından yeni bir yazı konusu dahi çıkabiliyor. Bugün "Şu Farkındalık Denilen Şey!  " isimli yazıma gelen yorumu paylaşmak istiyorum.“ Benim yaşım çok küçük. Lakin yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Sadece bir şey bilmek istiyorum ve cevap alabilirsem çok memnun olurum. "Sır"rı biliyor musunuz? Yani insanların bir şeyi ne kadar çok isterlerse onu kendilerine çeken evren kanununu olan sırrı”Aslında hepimiz bu sırrın peşinde değil miyiz? Ben “ Sır”ın gerçekleşebilmesi için olmaz ise olmaz üç durum olduğuna inanıyorum. Birincisi, arzuladığınız şeyin size ait olması yani başkalarından alıntı olmamalı, ikincisi sürekli arzuladığınız şeyin frekansında kalmanız, sonuncusu da dikkatinizin sürekli arzunuzda olmasıdır. Eğer arzularınız gerçekleşmiyor ise bu 3 durumda aksama var demektir. Böyle bir durumda hayatınızda neler olabileceğine dair bir kaç tahminde bulunabilirim.     İlk tahminim; şu an sahip olduğunuz herhangi bir şeyden vazgeçmek istemiyorsunuzdur. Arzunuzun gerçekleşmesi durumunda ailenizden ya da sevdiklerinizden uzaklaşacağınızı ya da onlar tarafından onaylanmayacağınızı düşünüyor olabilirsiniz. Durum böyle olunca bir müddet sonra sevdikleriniz olmadan bir şey yapamaz hale gelebilirsiniz. Ve önümüzde kocaman bir mutsuzluk kapısı açılıverir. Siz mutsuz olduğunuzda sevdiklerinizde mutsuz olacaktır. Hâlbuki en başta her şey onları mutlu etmek adına başlamıştı. Değil mi?Diğer bir tahmin ise;  “Benim arzum” dediğiniz şeyin size ait olmamasıdır. Başkaları bu arzuya sahip olduğunda çok mutlu gözükebilirler. Ancak sizin için aynı durum söz konusu olmayabilir. Çünkü bu mutluluk tarzı, onların mutluluk tarzıdır. Siz de kendi mutluluk tarzınızı keşfetmelisiniz. Ne yazık ki danışmanlar, hocalar size bu bilgiyi veremezler. Onlar sadece sizi arzunuza götürecek yöntemi öğretirler. Kısaca herkesin söylediği gibi yanıt her zaman içeridedir. Önemli olan kendi sırrınızı keşfetmeye ne kadar niyetli olduğunuzdur?  Son tahminim ise; aslında en popüler olanı. “Arzularım gerçekleşmiyor” türküsünü söylemeyi ve dinlemeyi seviyor olabilirsiniz. Bu hal çok güvenlidir. Çünkü bazı seçimler yaparak risk almak zorunda kalmazsınız. Hiçbir şeyin istediğiniz gibi sonuçlanmayacağını inanırsınız. Aslında bu düşünce doğrudur. Hiçbir şey istediğiniz gibi sonuçlanmaz ama her zaman daha iyisi  olur. Üzüntüye odaklanırsanız, beklediğinizden daha gelişmiş üzüntünüz olur, mutluluğa, neşeye, coşkuya, sevgiye odaklanırsanız beklediğinizden daha fazlası olur. Evren her zaman beklediğimizden daha fazlası vermeye programlanmıştır. Sadece taraf tutmaz. Yazdıklarımı bir örnekle sonlandırmak istiyorum. Diyelim ki sucuklu yumurta yemeği çok seviyorsunuz. Bu durumda ne yaparsınız? Sucuklu yumurta yiyebileceğiniz yerlere gidersiniz. Yaşadığınız şehirde sucuklu yumurta yapan yok ise sevdiklerinizi bir süreliğine bırakır, o çok sevdiğiniz televizyon dizisini seyretmekten vazgeçer, belki de işinizden izin alır, sucuklu yumurta yapan bir yere gidersiniz. Ya da “ne yapalım sucuklu yumurta yemek kaderimde yokmuş” diyerek omlete razı olursunuz. İşte o zaman artık omletin titreşimindesiniz demektir. Sucuklu yumurta yemenin mümkün olamayacağını düşündüğünüz için hisleriniz de bu düşünceye uygun ayarlanmıştır. Artık  “Aslında omlette güzeldir” demeye başlarsınız. Tüm hayatınız boyunca omleti yemeği sürdürebilirsiniz, ancak o zaman arzularım gerçekleşmiyor hikâyesine son vermelisiniz. Çünkü sucuklu yumurta yerine omleti seçtiniz.Sonuç olarak sır ne mi? demek; Sır, o çok sevdiğiniz sucuklu yumurtanın peşinden koşmak yani ona sahip olduğunuzda hissedeceğiniz frekansa uygun aksiyonları almaktır. Sır; sizi sucuklu yumurta yemekten alıkoyan her ne var ise onları teker teker bırakmaktır. Yumurta sağlığıma zararlı diyorsanız, tabii ki bu inanca uygun olarak arzunuz da gerçekleşmeyecektir. Her inanç sürekli tekrarlanan düşünceden ibarettir. Ne sucuktan ne de yumurtadan ölen olmamıştır.Ancak yukarıda yazdıklarımı hayata geçirmek güçlü bir niyet ve disiplin gerektirir. Her akşam yatmadan önce bugün arzu ettiğim şeyle örtüşen, örtüşmeyen neler yaptım? Hangileri beni iyi hissettirdi? Bu durumda bir ertesi günümü nasıl geçirebilirim? Şeklindeki sorulara yanıt verip ertesi gün aldığınız kararı uygulamayı gerektirir. Her gün bir sonraki gün yapmayı niyetlendiklerinizi unutuyor musunuz? Bir sonraki gün yapacaklarınıza tekrar niyetlenin. Daha kapsamlı bir şeyler yapmak istiyorum diyorsanız, farkındalık çalışın. Nefes yapın, meditasyon yapın. “OOO çok işim var, oturduğun yerden yazmak kolay tabii” diyorsanız,  problem yok, o zaman şu an hayatınızda gerçekleşenleri arzunuz olarak kabul edin ve mızırdanmayın. İstediğiniz şeyin frekansında titreşmedikçe, yani “ o” olmadıkça arzularınıza kavuşamazsınız işte bence sır budur.SevgilerGerçeğiniz arzu ve isteklerinizdir.www.yourwishisyourreality.comSibel.kavunoglu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-5433434748205330119?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/5433434748205330119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/sr-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5433434748205330119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5433434748205330119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/sr-nedir.html' title='Sır Nedir?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-2788011557401851021</id><published>2012-02-13T23:30:00.000-08:00</published><updated>2012-02-13T23:30:53.638-08:00</updated><title type='text'>Bizi Kısıtlayan İnançları Kısıtlayabilmek</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-r0I4hMvVhsM/TzoNk2MDPzI/AAAAAAAABH0/AvjJbgrdK6Q/s1600/teta_ttkr%255B1%255D.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="296" width="248" src="http://3.bp.blogspot.com/-r0I4hMvVhsM/TzoNk2MDPzI/AAAAAAAABH0/AvjJbgrdK6Q/s320/teta_ttkr%255B1%255D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şimdiye kadar bireysel farkındalığınızı arttırmanıza yardımcı olacak iki ayrı teknikten bahsettim. Bunlardan biri yaşam koçluğu diğeri ise nefesti. Bugünkü yazımda ise ilginizi çekeceğini düşündüğüm Theta Healing tekniğinden bahsetmek istiyorum.    Öncelikle şunu iyice bilmenizi isterim ki şu anki yaşadıklarınız sahip olduğunuz olumlu ya da olumsuz inanç ve duyguların ürünüdür. Yaşamınızda farkında olarak kuvvetlendirdiğiniz, en çok yöneldiğiniz olaylar, deneyimler hayatınızı şekillendirmekte, kısıtladıklarınız ise yaşamınızda engeller ve bloklar olarak kendini göstermektedir. Bunun sebebi; bizi biz yapan inanç ve duygularımızın %95’ inin bilinçaltında depolanması, sadece ve sadece %5’ inin bilincimiz dahilinde olmasıdır. Yaşamınızda engellere ve bloklara sebep olan duygu ve inançlarınızı kısıtladığınızda, yaşamınızın her yanında bolluk enerjisini deneyimlersiniz. ThetaŞifa Tekniği ile farkında olmadığınız, sizi limitleyen inanç ve duyguları farkedebilir ve yaşamınızda bilinçli olarak bolluğu yaratabilirsiniz. Önce, negatif ve kısıtlayıcı duyguları ve inançlarınızı nasıl depoladığınızı, sonra bunları nasıl değiştirebileceğinizi keşfedersiniz. Hayatınızda olumlu bir açı getirmek, kendimizi daha iyi tanımak için bu çalışma size iyi bir fırsat yaratabilir.Theta Healing derin, güçlü meditasyon ve dualarla evrendeki yaşam enerjisini kullanarak; bilinçaltı ve bilincinizdeki kısıtlanmış inançları anında değiştirebileceğiniz, hayatınızda arzuladığınız her ne var ise yaratabileceğiniz bir yöntemdir. Aynı zamanda uygulaması çok kolay ve çok yönlü bir tekniktir.Theta Healing tekniğinde üç yardımcı teknik kullanılmaktadır. Birincisi yaratımın ve öğrenmenin en etkili olduğu Theta halinde kalabilmeyi sağlayan theta meditasyonu, ikincisi inançlarınızın değişimini anında test edeceğiniz kas testi (kinesiyoloji) üçüncüsü ise İmgeleme (gözlemleme) tekniğidir. Şimdi bu tekniklerin üzerinden kısaca geçelim.      Ama önce şu Theta hali denilen şey nedir ona bakalım;  Theta Healing tekniğinde beynin theta dalga boyunu deneyimlemesi kuvvetli bir meditasyon yöntemi gerçekleştirilmektedir. Beyin dalgalarının beta, alfa, theta, delta ve gamma olmak üzere beş ayrı frekans dalgası vardır. Bu beyin dalgaları devamlı hareket halindedirler. Yaptığınız ve söylediğiniz her şey beyin dalgaları ile düzenlenmektedir. Bilim adamları özelikle Alfa ve Theta aralığındaki bazı beyin frekanslarının kaygı deneyimleyen bireylerde stresi uzun süreli ve önemli derecede azaltarak yatıştırdığını, derin fiziksel rahatlamaya ve zihin berraklığına yardım ettiğini, sözel beceriyi ve sözel performans IQ’sunu arttırdığını, , canlı ve kendiliğinden gelen zihinsel söz sanatları hafızası ve yaratıcı imgeleme gücüne dayalı düşünmeyi harekete geçirdiğini, ağrıyı azalttığını keşfetmişlerdir. Çalışma sırasında Theta dalga boyunda kalma haline nasıl ulaşılabileceği gösterilir.Kinesiyolojiye gelince; düşünce ve inançlarımızın bir enerjisi vardır ve bu enerjinin bedende nasıl bir performans gösterdiğini kinesiyoloji (kas testi) ile kolayca izlenebilmektedir. Var olan inançlar için kaslar direnç göstermekte, var olmayanlar için ise direnç göstermemektedir. Kas testi ya parmaklarınız ya da bedeniz ile yapılır.İmgeleme (gözlemleme) tekniği ise; Theta Healing’in ana eylemlerindendir. Bildiğiniz gibi kuantum mekaniğine göre gözlemleme, eylemin sonuçlarını değiştirmektedir. İşte Theta Healing te bu kuantum mekaniği referans alınmaktadır. Bilimsel geçmişine kısaca bakacak olursak; Albert Einstein, Niels gibi bilim adamlarının bir mesai arkadaşı olan John Wheeler, yaradılışın nasıl olduğunu sorgulamıştır. Bilim adamları, John Wheeler’in teorisini test etmek için deneyi iki farklı yoldan gerçekleştirmişler. Işık iki paralel yarık arasından parlatılmış ve bir fotoğraf kâğıdının şeridine çarptırılmış. İlk olarak, fizikçiler foton dedektörleri fotonu yarıktan geçerken gözlemlemişler ve fotonların, parçacıklar halinde hareket ettiğini görmüşler. İkinci deneyde foton detektörleri kaldırılarak deney aynı tarzda tekrar yapılmış. Bu sefer fotoğrafa duyarlı kâğıt ışık parçacığı gibi davranmak yerine, dalga gibi hareket etmiş. Ve böylelikle ışığın hem parçacıkla hem de dalgalı ikili bir doğası olduğu anlaşılmış. Sonuç olarak gözlemleme şeklinin ışığın nasıl bir davranış çizeceğini etkilediği sonucuna varılmış. “Gözlem’e tepki verme” durumu evrensel boyutta da denenmiş. Bu deney dünyadan galaksi boyunca fırlatılan bir ışık kullanılarak yürütülmüş ve ışık, gözlemlenip gözlenmediğine bağlı olarak farklı şekilde tepki vermiştir. Gözlemin bizler doğmadan milyon veya milyarlarca yıl önce yaratılmış ışık parçacıklarını/dalgalarını etkilediği anlamı çıkmış. İşte buradaki gibi Theta tekniğinde de yaratım gözlemlenerek yani imgelenerekyaratmanın mümkün olduğu deneyimlenmektedir. .  Bu anlatımı biraz daha basitleştirirsem;  şifacı iyileşmenin olduğuna şahit olduğunda, bu gerçekliğe de taşınmaktadır. Theta Healing farklı tekniklerle kolayca çalışır. Bu yolla, koşulsuz sevgi enerjisine bağlanarak atalarınız veya melek rehberlerinizle irtibata geçme, güç hayvanınızla buluşma, sezgilerinizin kuvvetlenmesini ve evrenle bağlantınızı kuvvetlendiren DNA aktivasyonu, tezahür ettirme, geçmiş anıları iyileştirme, kırık ruhu onarma gibi çalışmaları kolayca yapılabilir ve bu şekilde evrenin diğer potansiyellerini kolayca deneyimleyebilirsiniz.  Bence Theta Healing ile yapabileceğiniz en önemli çalışma size hizmet etmeyen düşünce ve inançlarınızı fark etmenizi sağlayan çalışmadır. Bu çalışma içerisinde size hizmet etmeyen inançlarınızı fark etmenizi kolaylaştıran güçlü koçluk teknikleri gösterilmektedir. Bu şekilde sizi bloklayan inançları kısıtlayarak hayatınızda bolluk, bereket, neşe ve sevgiyi arttırabilirsiniz.  SevgilerArzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluştururwww.yourwishisyourreality.comsibel.kavunoglu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-2788011557401851021?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/2788011557401851021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/bizi-kstlayan-inanclar-kstlayabilmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2788011557401851021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2788011557401851021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/bizi-kstlayan-inanclar-kstlayabilmek.html' title='Bizi Kısıtlayan İnançları Kısıtlayabilmek'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-r0I4hMvVhsM/TzoNk2MDPzI/AAAAAAAABH0/AvjJbgrdK6Q/s72-c/teta_ttkr%255B1%255D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-4871161522073906811</id><published>2012-02-07T01:18:00.001-08:00</published><updated>2012-02-07T01:18:11.792-08:00</updated><title type='text'>Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Etmeye Ne kadar Yatkınsınız?</title><content type='html'>Hayatta karşılaştığımız zorlukları elimizden her ne geliyor ise yaparak aşmaya çalışırız. Çıkmaza girdiğimizde de yakın dostlarımıza danışırız. Bazıları “Şunu denedin mi?” veya “Şöyle yapsaydın daha iyi olurdu” gibi önerilerde bulunur. İçlerinden en spiritüel olanı “ Belki de; her şeyi olduğu gibi kabul etmelisin” der ve siz de “ her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi” denersiniz. Bir müddet sonra her şeyi olduğu gibi kabul etmenin işe yaramadığını fark edersiniz ve  “Her şeyi denedim olmuyor ” demeye başlarsınız. İşte böyle zamanlarda “Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Et! “ ‘in gerçek anlamını sorgulamak iyi bir hamle olabilir.               “Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Et “ denilince ben neyi anlıyorum size bir örnekle anlatmak istiyorum. Diyelim ki tatiliniz bitti ve güneyden evinize dönüyorsunuz. Topçular mevkiine geldiğiniz ve maalesef ki feribot sırası evlere şenlik. Bu kuyruğu bir anda yok edemeyeceğinizi çok iyi bildiğinizden büyük bir kabullenme ile körfezi arabayla dolaşma seçeneğini seçersiniz. Çünkü bir an evvel eve gidip ayaklarınızı uzatıp televizyonun karşısında şöyle bir keyif yapmayı her şeyden çok arzuluyorsunuzdur.  Bu senaryonun bir de farklı bir versiyonu var tabii. Oda şöyle; Feribota giriş kuyruğunu görür görmez, o sabah tuvalet veya alışveriş molası talep ederek yolda zaman kaybetmenize sebep olan aile üyesine söylenmeye başlarsınız. Çünkü feribota binme şansınızı kaybettirdiği için ona çok kızgınsınızdır. Talebi yapan o olabilir ama siz de kabul etmişsinizdir. Ama o süreci tamamen unutup söylenmeye devam edersiniz. Kızgınlığınız gittikçe artmaktadır, artık geri dönüşü olmayan bir yoldasınızdır, sinir sisteminiz konunun önemine uygun hormonları üretmeye başlar. Taarruza maruz kalan aile üyesi çok üzgündür, masumca bir isteğin sonuçları onu bayağı şaşırtmıştır.  Ailenin diğer üyeleri ise huzursuzdur. Kızgınlığınız halen devam eder. Bu kızgınlıkla yolda kaza olması veya kuyruğa rağmen feribot sırasını beklemek gibi uygunsuz kararlar almanız an meselesidir. Hatta aynı stres eve ulaşıldığında da devam edebilir. Aslında burada “ Her şeyi olduğu gibi kabul etmeme” halini yaşanıyordur. Halbuki feribot sırasının uzunluğu kabul edilerek nihai hedef olan eve ulaşmaya çalışmak en akıllıca seçim olacaktır. Sonuç olarak; hem siz sinirlenmemiş hem de çevrenizdekiler üzülmemiş olacaktır. Üstelik arzu ettiğiniz nihai hedefe ulaşmanız daha da kolaylaşacaktır.                 “Her şeyi olduğu gibi kabul etme” her ne oluyor ise o gerçeği kabul etmek demektir. Bu gerçek her ne kadar sizin fikirlerinize ve/veya toplumun doğru bildikleri ile uyuşmuyor ise de olanı yani artık orada olamayacağınızı kabul edip farklı bir yol izlemeyi seçmektir. “Her şeyi olduğu gibi kabul etme” halini uygulamaya başladığınızda ilk başlarda gerçeği kabul etmek hoşunuza gitmese de beş altı kez denediğinizde hayatınızda olacaklara inanın çok şaşırabilirsiniz.        Aslında çoğunuzun “ olduğu gibi kabul etme” nin bu halini hayatının belli alanlarında uyguladığından eminim. Önemli olan soru;  “olduğu gibi kabul etme” halini “Her şeye uygulamaya ne kadar yatkınsınız? ” Yani Körfezi dolaşıp evde keyifle sevdiğiniz diziyi seyretmeye mi yoksa olmuş bitmiş olan bir şey üzerine sürekli söylenmeyi seçerek hem kendinizi hem de diğerlerini üzmeyi mi yatkınsınız?SevgilerArzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluştururwww.yourwishisyourreality.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-4871161522073906811?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/4871161522073906811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/her-seyi-oldugu-gibi-kabul-etmeye-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4871161522073906811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4871161522073906811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/her-seyi-oldugu-gibi-kabul-etmeye-ne.html' title='Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Etmeye Ne kadar Yatkınsınız?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-6197850574361279885</id><published>2012-02-05T18:11:00.001-08:00</published><updated>2012-02-05T18:11:55.024-08:00</updated><title type='text'>Koçluk nedir? Ne Değildir?</title><content type='html'>“Önce Siz” köşesine başlarken arada sırada bireysel farkındalığınızı arttırmanıza ve kendinizi tanımanıza yardımcı olacak bazı yöntemlerden bahsedeceğimi yazmıştım. Bu yazımda ilerlemenizi sağlayacak yöntemlerden bir olan “Yaşam Koçluğu Nedir, Ne Değildir?” den bahsetmek istiyorum. “Koçluk’un tanımını yapmadan önce, Koçluk ne değildir? sorusunun cevabını vermek istiyorum. Bu şekilde, zihinlerdeki yanlış bilgileri silerek doğrularla ilerleyebilir ve bu sistemden maksimum şekilde yararlanabiliriz. Öncelikle belirtmek isterim ki Koçluk, psiko-terapiden, danışmanlıktan ve mentorluktan farklı bir uzmanlık alanıdır. Bahsedilen bu alanlarda dünyada ve ülkemizde değerli akademisyenler ve çalışanlar hizmet vermektedir. Ancak Koçluk, tüm bunlardan farklı düşünülmesi gereken bir uzmanlık alanıdır. Bu alanın diğer uzmanlık alanları ile karıştırılması adı geçen uzmanlıkların benzer amaçlara hizmet etmelerinden kaynaklanıyor olabilir. Zira tamamında danışan, yardım isteyen kimsenin çeşitli şekillerde iyi yönde gelişimini amaçlanmakla birlikte, hepsinin uyguladığı teknik ve yaklaşım birbirinden farklıdır. Şöyle ki;Psikoterapi ruhsal hastalıklarla uğraşır ve varsa bu rahatsızlıkları tedavi ederç. Oysa Koçluk yapan kişi ruhsal rahatsızlıkları tedavi etmez/edemez. Çünkü Koçların böyle bir uzmanlığı yoktur. Koçlar; danışanları ile çalışırken hastalıklarla ilgili uzman birine ihtiyaç olduğunu görürlerse, kişiyi bu uzmanlara yönlendirirler. Ve aralarındaki en temel fark; tekniklerinde gizlidir. Terapide bugünü anlamak için geçmişe de bakılabiliyorken, Koçluk ulaşılmak istenen hedef için, geçmişle hiç ilgilenmeden bugünü keşfetmekle başlar ve geleceğe bakar. Danışmanlık hizmeti veren kişi danışmanlık verdiği alanda uzmanlaşmıştır, bunun sonucu olarak o alanla ilgili önerilerde bulunur. Hizmeti alan kişi de bu önerileri uygular. Koçlukta ise danışan kendi soruları ile ilgili cevapları kendi bulur, Koç onu bu cevapları bulma konusunda farklı araçlarla destekler. Bu sebeple Koç’un, danışanın faaliyet gösterdiği veya sorguladığı alanda uzman olması gerekmez. Mentorluk hizmetinde ise, spesifik bir alanda uzman ve tecrübeli bir kişi tüm bilgi ve birikimini arkadaşlık benzeri bir ilişki biçimi ile hizmeti alanla paylaşır ve ona destek verir. Önceki örneklerde belirttiğim gibi Koçlukta bilgi aktarımından çok, koçluk tekniklerini kullanarak faydalı olmak ve sorulan soruların cevaplarını kişinin kendisine buldurmak esastır.  Tüm yazdıklarımı kısaca özetlersem; Koçluk bir uygulama tekniğidir. Koçluğa "diğer kişiye performansını, öğrenmesini ve gelişimini artırmak için yardımcı olma sanatı” da denilebilir. Her türlü alanda koçluk almanız mümkündür. Bireysel koçluk, yaşam koçluğu, kariyer koçluğu, ebeveyn koçluğu, iş kurma koçluğu, ilişkiler koçluğu, satış koçluğu, vb. gibi. Koçlar Nasıl Faydalı Olurlar? Koçlar; beğenmediğiniz huylarınızı ve eski alışkanlıklarınızı terk etmenize, sorunlarınızı,  çatışmalarınızı çözmenize yardımcı olabilirler. Hayatınızın dengeli, uyumlu, anlamlı olmasına, sizin daha başarılı, doymuş ve mutlu olmanıza, hayattan ne istediğinizi ve  önceliklerinizi belirlemenize, hedefler koymanıza ve hatta bunlara ulaşmanızı engelleyen engelleri görmenize yardımcı olabilecekleri gibi, kendinizi daha iyi tanımanıza, güvenmenize, yeteneklerinizin gelişmesine, yeni beceriler kazanmanıza, yeni  fırsatlar yaratmanıza da yardımcı olabilirler.. Hizmet alacağınız nitelikli bir koç, hayallerinize bir anlam katmanızda hayallerinizi hedefe çevirmenizde yol göstericidir. Bu yolculukta  harekete geçmenizi ve arzuladığınız sonuca ulaşmanızı sağlacaktır. Ve bildiğiniz gibi harekete geçen insan yaşadığını hissecek ve değişimin nimetlerinden faydalanacaktır. Bugünü yaşamayı ve geleceğe inanmayı öğrenecektir. Koçlar Nasıl Bir Fark Yaratır?İnsanlar hayatlarında kendi çabalarıyla değişiklik yapmaya karar verdiklerinde, motive olmak, kararlı durmak ve aynı rotada kalmak zaman zaman zor olabilir. Kişiyi geride durmak zorunda bırakan alışkanlıkları kırmak da oldukça zor bir şeydir. Bir koç ile, her attığınız adımda sizi destekleyen ve arkanızda duran, size ilham veren, motive eden, çabalarınızı ölçümleyebilen ve gerçekten istediğiniz şeye doğru odaklanmanızı sağlayarak bu odaktan sapmamanızı sağlayan birine sahip olursunuz. Kimin Bir Koça İhtiyacı Var?  Neredeyse herkes koçluk hizmetinden fayda sağlayabilir. Ancak en çok fayda sağlayacak kişiler, amaçlarına ulaşmak için atacakları adımlarda kendilerine söz vermeye hazır olan kişilerdir. Unutmayın ki bugün hayatlarının zaten mükemmel olduğunu düşündüğünüz insanlar bile bir koç ile çalışabilirler. Bu kişilerin daha önce hiç incelemedikleri alanlara cesaretle girebilmek için kaynağa gereksinimleri veya yukarıda değindiğim pek çok konuda esinlenmeye ihtiyaçları olabilir. Sevgiler Arzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluştururwww.yourwishisyourreality.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-6197850574361279885?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/6197850574361279885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/kocluk-nedir-ne-degildir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/6197850574361279885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/6197850574361279885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/kocluk-nedir-ne-degildir.html' title='Koçluk nedir? Ne Değildir?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-2560459877401001940</id><published>2012-02-05T18:10:00.000-08:00</published><updated>2012-02-05T18:10:18.801-08:00</updated><title type='text'>İlerleme Potansiyelimiz !!!</title><content type='html'>Geçenlerde Pera müzesinde T.C Merkez Bankasının Sirentin Sureti koleksiyonunun sergisini gezmeye gittim. Müzeyi gezerken sergilenen tabloların arasına ünlü kişilere ait yazılar yerleştirilmişti.  Bu yazılardan en çok dikkatimi çeken Fransız Antropolog Claude Levi Straus’a ait olandı. C.Levi Straus bu yazısında” ilerleme” kavramına farklı bir bakış açısı getiriyordu.  Yazı şöyle idi; …….. ilerleme (eğer bu terim hala daha önce kullandığımızdan farklı bir gerçekliği belirtmeye uygunsa) ne kaçınılmazdır, ne de süreklidir; atlamalar, sıçramalar ya da biyologların dediği gibi mutasyonlardan kaynaklanır. Bu atlama ve sıçramalar sadece daha ileri doğru ve sürekli aynı yönde olmazlar; yön değiştirerek giderler, bunu çeşitli yönlere hamle olanakları bulunan ancak bunların hiçbiri aynı yönde olmayan satrançtaki ata benzetebiliriz. İlerlemekte olan insanlık, her bir yeni hareketiyle onun için artık tırmanılmış olan basamaklara yeni basamaklar ekleyen, merdiven çıkmakta olan adama benzetilemez: bu ilerleme daha çok, zar atmakta olan ve şansı zarların üzerine dağılmış bir oyuncuyu hatırlatır. Her atışında, zarların masanın üzerine farklı birleşimlere saçıldığı görülür. Birinde kazanılan, sürekli öbüründe kaybedilir ve tarih, zaman zaman birikimseldir, yani kısacası sonuçlar uygun bir birleşim oluşturmak için toplanırlar. '' Claude lévi-strauss 1959 Bu yazı insanlığın ilerlemesi ile ilgili olmakla birlikte felsefe konusunda derin birikimi olanların affına sığınarak bende yansıttığı anlamını sizlerle paylaşmak istiyorum. İlerleme dediğimiz şey sadece ileri doğru ve sürekli olması gerekmez, değişik yönlere doğru yapılan çeşitli hamleler de ilerleme olarak kabul edilmelidir. Hayatta yaptığımız her türlü hamle ister ileri isterse diğer yönlere doğru olsun, aslında hamleler biriktikçe ilerleme potansiyelimizi oluştururlar.  Hayatımızda ilerleme baskısı bazen bizi öyle sıkıştırır ki; hareket etmekten kaçınmak en doğru yol gibi gözükebilir. Hâlbuki hareket etmeme hamlesi ilerleme yolunda denenmiş bir hamle olarak bir sonraki seçiminizin ne olacağını belirleyen hamlelerden biridir. Başka bir deyişle; hamlelerimizin yönü ne olur olsun, her biri seçimlerimiz sonucunda neler olabileceği konusunda fikir edinmemize yardımcı olur. Bazı hamleler bizi başarısızlığa sürüklemiş olabilir, ancak hepsi benzer hamleleri tekrar seçmemizi engelleyen yapı taşlarıdır. Ve bize artık farklı bir hamlenin yapılması gerektiğini açık ve net olarak hatırlatırlar.Sonuç olarak hepinizin de bildiği gibi her hamlede bir şey öğrenilir. Hamlelerimizin birini öldürür, diğerini diriltiriz. Evrendeki hiçbir şeyin durağan olmadığı gibi hamlelerimizde durağan olmayacaktır.  Bu ölüm ve diriliş halinin farkında iseniz çok şanslısınız, farkında değilseniz yine şanslısınız, çünkü attığımız hamleler biriktikçe nasıl ve ne şekilde ilerleyeceğiniz daha da netleşecektir. Kesin olan tek şey her ölüm sonrasında tekrardan doğuş olacaktır. Ama bir daha aynı seçim olmayacaktır. Bu sefer her şey farklı olacaktır!Bir düşünün ilerlemediğinizi düşündüğünüz bir anda, aslında yaptığınız o hamlenin ilerleme potansiyelinizin bir parçası olduğunu bilseniz, o an her neyi seçtiyseniz onu yapmaya devam eder miydiniz?  Yoksa daha farklı ve size keyif verecek bir şeyi mi yapardınız? Mucize, şu an deneyimlediğinizden başka bir şeyi yapmaktır. Bırakın değişik ama size keyif verecek hamleler sizin ilerleme stiliniz olsun. Madem her ne yapıyorsak ilerliyoruz demek ise bari keyif alalım. Unutmayın aslında hiçbir zaman durmuyorsunuz, hep ilerleme halindeydiniz. Önemli olan şu an seçtiğiniz hamlelerin neler olduğu ve biriktiklerindeki ilerlemenizin nasıl olacağıdır? Sevgiler Arzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluştururlar www.yourwishisyourreality.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-2560459877401001940?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/2560459877401001940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/ilerleme-potansiyelimiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2560459877401001940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2560459877401001940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/ilerleme-potansiyelimiz.html' title='İlerleme Potansiyelimiz !!!'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-7584600389202017068</id><published>2012-02-05T18:06:00.000-08:00</published><updated>2012-02-05T18:06:16.832-08:00</updated><title type='text'>Mutluluk Bir Nefes Ötesinde Olabilir – 2</title><content type='html'>Bir önceki yazımda bireysel farkındalığın artırılmasında etkili olan tekniklerden “Tranformal Nefes”i anlatmıştım. Şimdi bu yazımda nefesin hayatımızda yarattığı değişimi daha iyi kavramanıza yardımcı olacak “Nefes Analizi”nden bahsedeceğim. Nefes çalışmalarıma katılanlara nefesin deneyimlerindeki etkisini anlatmak için nefes analizi yaparım. Nefes alış-veriş şekilleri ile enerjinin bedenlerindeki dağılımına bakarak hayatları hakkında onlara bilgi veririm. Danışanlarım sadece nefes alış verişlerine bakarak kendileri hakkında bilgi veriyor olmama çok şaşırırlar. Onlara şaşırmak yerine sevinmelerini öneririm. Çünkü şu anki nefes alış şekilleri hayatlarında olanlar konusunda bilgi veriyor ise nefes alış şekillerini değiştirebildiklerinde şu an ki deneyimleri de değişim gösterecek ve daha da kaliteli hale gelebilecektir. İşte transformal nefes içerisinde yer alan eski düşünce ve karmaşalarının yorumlanmasına “nefes analizi” adı verilir. Nefes analizi ile ilgili yazacağım bilgiler sevgili hocam Judith Kravitz’in “Derin Nefes Al Neşeyle Kal” isimli kitabından alınmıştır. Nefes konusunda daha da derinleşmek isteyenler bu kitaba sahip olabilirler.           Nefes analizinde Başlıca iki faktör vardır: Solunum sisteminin hangi bölgeleri kullanılmaktadır? ve Ne kadar havayı içinize çekiyorsunuz ve dışarı boşaltıyorsunuz? Nefesin beden içindeki akışı ile ilgili de birkaç önemli faktör vardır; bu yüzden, nefesin önce nereye gittiğini, nerede durakladığını ve nefes verme ile karşılaştırıldığında nefes almak ve vermek için ne kadar zaman harcandığını gözleriz. Bu faktörlerin her biri bize fiziksel durum kadar davranışsal ve duygusal eğilimler hakkında ipuçları verir.   Solunum sisteminin hangi bölgelerinin kullanıldığını belirlemek için, alt karını izleyerek başlarız. Enerjisel olarak konuşursak, karın bilinçaltının makamıdır, kuvvetli karın nefesi, bilinçaltı zihne erişime ve temizliğine olanak verir. Birçok insanın bu bölgeye hiç nefes almaması bedenlerinde var olmaya kuvvetli bir şekilde direniyor olduklarına işaret eder. Derin karın nefesine ulaşıldığında (ayrıca kuvvetli diyafram nefesi olarak da bilinir) yeni güvenlik ve kendini kabullenme hisleri, bilinçaltındaki utanma ve kendini yargılamanın yerini alır. Bir zamanlar bloke olan yaratıcılık şimdi özgürleşmiştir, daha fazla enerjiye, daha topraklanmış bir varoluşa ve kendi kendini yönetme duygusuna yol gösterir. Bu bölgenin olumlaması  “Bedenimde olmak güvenlidir. Tamamıyla güvendeyim. Kendimi tamamıyla bağışlıyorum”dur. Olumlamalar bilinçli olarak alt karına nefes alma konusunda kişiyi destekler. Kişisel irade göbek kısmında bulunur. Bu nedenle karından nefes alanlar iradesi güçlü, yaratıcı insanlardır. Onlar ayrıca çok topraklanmıştır ve bedenleri ile uyumludur. Bunun tersine, alt karına nefes almayanlar genellikle daha az kişisel iradeye sahiptir ve büyük bir olasılıkla istismar edilirler veya hükmedilirler. Ayrıca kendini yargılamaya ve suçluluğa tutunmaya eğilimlidirler. Karınlarına nefes almayanlar veya sığ nefes alanlar çoğunlukla kafası karışmış ve odaklanmamış hissederler. Topraklanmamış olma eğilimi yaygındır, çünkü onlar bedenleri ile tam bağlantıda değildirler. Solunum sisteminin ortasında yerleşik olan solar pleksus ve diyafram bölgesine geldiğimizde orta bölümdeki nefes eksikliği; kalp ve irade arasındaki ayrılığı temsil eder. Başka deyişle, bu bölgedeki bloke olmuş nefes alma kalbimizi izleme ile gereksinimimiz olan şeyi yapmamızı engelleyen deneyimler ortaya koyar. Eğer bu kalıba sahip iseniz, kendinizi sürekli olarak iki yöne çekiliyormuş gibi tanımlayabilirsiniz. Aşırı korku, üzüntü veya muhtemelen panik ataklardan sıkıntı çekiyor olabilirsiniz (*) Bu bölgeyi açmak için, “Kalbim ve iradem birdir. Kalbimi izlemek güvenlidir” onaylamasını söylerken gerilimin bir kısmını akıtmak için solar pleksusa (solar pleksus kaburganın ön kısmının bitip karnın başladığı yer arasındaki bölgedir. ) elle baskı uygulanır. Fiziksel ve duygusal uyarımın birleşimi kasları salıvermeye davet eder ve bu bölgeye nefesi çeker, bu da kalbin ve iradenin bütünleşmesi ile sonuçlanır. Sonra üst gövdedeki harekete bakarız. Göğüs kafesi bölgesindeki nefesin eksikliği; kapalı bir kalp merkezini ve sevginin baskılanmasını temsil eder. Bu çoğunlukla çok kuvvetli iradesi olan ebeveynlere erken çocukluk tepkisinin bir sonucudur. Çocuklar kendilerini duygusal olarak korumak ve kuvvetli irade olan bir ortamda hayatta kalmak üzere kendi kişisel iradelerini sürdürmek için kendilerini kapatırlar. Göğsümüz, nefes verirken tüm nefesi boşaltmıyormuş gibi şişmiş ve katı görünüyorsa, bu eski keder ve öfkeye tutunmakta olduğumuzu belirtir. Bunu yaptığımız zaman, sevgiyi özgürce alamayız veya ifade edemeyiz. “Sevgiyi almak ve vermek güvenlidir; hislerimi ifade etmek güvenlidir” onaylamasını söylerken göğse tam ve özgürce nefes almak, baskılanmış, acı verici hislerin çözülmesini ve dönüştürülmesini kolaylaştırır. Bu da sevgi akışının içeriye ve dışarıya, bize ve bizden dışarıya genişlemesini sağlar.Eğer üst göğüs bölgesi nefes alırken görünür olarak hareket etmiyorsa; güçlendirme ve yön eksikliği hissediyoruzdur. Yaşamın anlamı ve gerçekte neden burada olduğumuz ile ilgili kafamız karışmış olabilir. Eğer üst solunum bölgesi neredeyse tamamen kapalı ise, muhtemelen yaşamımızın amacı hakkında çok az berraklığa sahibiz veya hiç değiliz ve sevgi ifademizi de kapatmışızdır. Nefes alırken, “İrademi ifade etmek güvenlidir. Benim iradem ve Tanrı’nın iradesi birdir” gibi onaylamaları tekrar ederek baskılanmış duyguları dönüştürür, yaşamın tutkusuna ve çocukken sahip olduğumuz sevgiye açık olmaya yeniden uyanırız.    Bağlantılı nefes kalıbını sürdürdükçe ve solunum sisteminin tüm bölgelerinde tam nefes alma ve verme hareketi olduğu zaman, yaşamın akışına çok açık, inançlı ve rahatızdır. Yaşam ile kabullenici, uyumlu bir ilişkimiz vardır. Kısacası; Akıştayızdır!Nefes ortada başlıyorsa, süper başarı takıntılı ya da belki mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahibizdir. Muhtemelen yetki aktarma sıkıntımız vardır ve her şeyi kendimizin yapması gerektiğine, yoksa işlerin yapılmayacağına – en azından bizim standartlarımızda yapılamayacağına!- inanırız. Nefes alırken solar pleksusa baskı uygulamak nefesi alt karına akıtır. “Salıvermek güvenlidir. Bana yardım edilmesine ve desteklenmeye izin veriyorum. Bırakıyorum, Tanrı’ya bırakıyorum,” gibi onaylamalar, bu nefes kalıbının altında yatan güven sorunlarını dönüştürmede özellikle faydalıdır.Ne kadar miktarda hava alındığı da en az yukarıdakiler kadar önemlidir. Dudaklarımızı kısmen kapatarak, sıkılmış dişlerin arasından nefes alarak bizim için mevcut olan yaşam enerjisinin bol miktarda akışını bloke ederiz. Muhtemelen yaşamlarımızda istediğimiz şeyin asla yeteri kadarına sahip olmadığımızı veya belki de hiç olmadığımızı hissederiz. Çok sığ nefes almak değersizlik hislerini ve kendini kabullenme eksikliğini belirtir. Bir parçamız istediğimiz şeye direnir, onu uzakta tutar. Bu kalıbı düzeltmek, nefesin yaşamı ve “iyiliğimizi” – kendi içimizin derinliklerinde uzun zamandır gerçekten özlem duyduğumuz şeyi -  temsil ettiğini hatırlayarak, daha derin ve tam şekilde nefes almak için bilinçli bir çabayı gerektirir. Kendi kapasitemize göre, bedenlerimize ne kadar çok oksijen getirebilirsek, yaşamlarımızda o kadar çok iyiliği kabul edebilir ve deneyimleyebiliriz. Nefes verme konusuna gelirsek; nasıl nefes verdiğimiz genelde negatiflik ile nasıl başa çıktığımızı ve artık gereksinimimiz olmayan şeyleri bırakma istekliliğimizi temsil eder.  Örneğin, nefes verirken güçlü bir üfleme hali var ise negatifliği iterek uzaklaştırma girişiminin bir işaretidir. Bu nefes kalıbı savaşçı bir kişiliği, negatiflik ile dövüşmeyi isteyen bir dövüşçüyü anlatır. Bu kalıba sahipsek dikkatimizi odakladığımız şeyi gerçekten yaşamımıza çekemiyoruz demektir. Bir şeyleri itip uzaklaştırmaya çalışmak ona daha fazla güç vermeye hizmet eder, onun daha da kuvvetli bir şekilde geri gelmesine neden olur. Savaşçı kişilikler çoğunlukla meşgul yaşamlarının gidişatı boyunca düzenli olarak endişeden dolayı derin nefes alamazlar. Bir başka yaygın kalıp, solar pleksustaki kaslar gerilmekte ve nefes verme kontrollü hale gelmektedir. Bu, negatifliğe tutunmaya eğilimi temsil eder. İşleri berbat etmekten kaçınmak için insanları ve durumları ustalıkla idare etmeye çalışan aşırı kontrolcü bir kişilik oluşabilir. Nefesi kontrol etmeye veya itip uzaklaştırmaya çalışmadan, hızlı ve nazik bir şekilde salıvermek, huzura ve teslimiyete dönüşür. Nefes verirken gevşemek fizyolojimizi sakinleştirir ve bilinçaltı zihne planlanmamış durumlar ile ilgili üzüntü, öfke veya hayal kırıklığını salıvermenin güvenli olduğunu anlatır. O zaman şimdiki anın deneyimini içimize almak ve ona tam farkındalık ile tepki vermek için özgür oluruz.  Sonuç olarak nefesimizin bloke olduğu ve kapalı olduğu ölçüde, yaşamın akışını bloke ederiz. Ama tüm yaşamımız boyunca kısıtlı nefes alma kalıpları ile sınırlanmış olsak bile, bu kalıplar sadece birkaç seansta ve bazen sadece birkaç dakikada yenilebilir ve değiştirilebilir.  ,Doğru nefes alarak gerçeğimizin farkına varmak ve istersek bu gerçeği değiştirmek mümkündür. Sevgiler Arzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluşturur.,www.yourwishisyourreality.com(*) Bu yazıda paylaşılan terapi ve yöntemler herhangi bir hastalık için tanı veya tedavi yerine geçmez. Her türlü sağlık probleminiz için önce doktora başvurulmalıdır. Buradaki bilgilerin kullanımında tüm sorumluluk okuyucuya aittir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-7584600389202017068?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/7584600389202017068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/mutluluk-bir-nefes-otesinde-olabilir-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7584600389202017068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7584600389202017068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/02/mutluluk-bir-nefes-otesinde-olabilir-2.html' title='Mutluluk Bir Nefes Ötesinde Olabilir – 2'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-5144684627750937536</id><published>2012-01-31T05:43:00.001-08:00</published><updated>2012-01-31T05:51:32.176-08:00</updated><title type='text'>Mutluluk Bir Nefes Ötesinde Olabilir - 1</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3V2Fiyl7Qzo/TyfwA6AxzXI/AAAAAAAABHE/HP3FaaYlHk4/s1600/SUPERPOWER.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="130" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-3V2Fiyl7Qzo/TyfwA6AxzXI/AAAAAAAABHE/HP3FaaYlHk4/s320/SUPERPOWER.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu ve bundan sonraki yazımda bireysel farkındalığınızı arttırmanıza ve kendinizi tanımanıza yardımcı olacak etkili bir teknik olan Nefes Tekniği’ni anlatacağım. Öncelikle nefesin hayatıma nasıl girdiğini anlatarak başlamak istiyorum. Sene 2005’ti. Kulak, burun, boğaz doktoruna muayene olmak için gitmiştim. Doktorum çene kemiğimin düşmek üzere olduğunu ve hayatımı biraz yavaşlatmam gerektiğini söyledi. Geceleri stresten dişlerimi o kadar çok sıkıyordum ki zavallı çenem dayanamaz hale gelmişti. O günlerde, günde 12-14 saat çalışıyordum. İşten sonra çalışmaya evde devam ettiğim günler oluyordu. Aslında çoğu kez gün içinde yapmak istediğim birçok şeye yetişemediğimden yavaş olduğumu düşünüyordum. Doktorun uyarısını dikkate aldım ve spirituel çalışmalar yapan bir merkezin kapısından içeri girerek ilk transformal nefes seansımı deneyimledim. Ruhsal çalışmalara inanmayan hatta dalga geçen birisi olarak üst üste 10 hafta boyunca özel nefes seansı almış olmak olağandışı bir durumdu. Üstelik 10 seans yetmedi  hafta sonu çalışmaları ile bir hafta süren Transformal Nefes seminerine de katıldım. Seminer sonrası kendimi sanki yeniden doğmuş gibi hissediyordum.              Seminer öncesinde kendiliğinden yükselen öfke patlamaları yaşıyorken seminer sonrasında kendiliğinden yükselen neşe patlamaları yaşamaya başladım. Beni tanıyanlar cildime ne yaptığımı soruyorlardı. Hayatıma yeni birisi mi girmişti yoksa botoks ya da estetik mi? yaptırmıştım. Bu soruları gülerek yanıtlıyordum. Bendeki bu değişikliği kendim dâhil kimse çözemiyordu. Ve sonraları nefes konusunda kendimi daha da geliştirmeye karar verdim. Nefes hayatıma bir hediye gibi girmişti.               Şu an geldiğim noktayı düşündüğümde nefes ile birlikte hayatımda tam bir dönüşüm olmuştu. Önceleri finans sektöründe var olurken, şimdi farklı bir alandaydım.  Her gün kendimle ilgili yeni şeyleri fark ediyordum. Nefese başlamadan önce sigara, alkol gibi bağımlılıkları olan insanları iradesiz olduklarına dair yargılarken iş, anne, alışveriş gibi bir sürü görünmeyen bağımlılıklarım olduğunu fark ettim. Büyük konuşmanın cezasını çekiyor gibiydim. Bağımlılıklarımdan kurtulmak için ne kampa girmeye ne de dağlara çıkmama gerek kalmadı. Kendimi her zamankinden daha güçlü hissediyordum.  Bana çok  güçlü gelen  eski halimin ise koca bir yalan olduğunu fark ettim. Hepsi gizli kalmış korkularımın yansımasıydı.         Peki nefes bendeki bu değişimi nasıl yapmış olabilir? Nefes; hem beden, hem zihin, hem de ruhsal sağlığımızı destekler, deneyimlerimiz hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Batılı araştırmacılar nefes modelinde, zihin ve duygu durumlarının değiştirilebileceğine inanırlar. Gerçekten de  nefesin ritmini, hızını ve derinliğini değiştirmek suretiyle kimyamızı, görünüşümüzü ve hatta yaşama karşı tutumumuzu değiştirmek mümkündür. “Transformal Nefes Tekniği”nde diyafram kasının kullanımı ile solunum sisteminin tamamının kullanılması teşvik edilir.  Diyafram nefes almamız için yaratılmış olan kastır ve nefes aldığımızda işin büyük kısmını bu kas gerçekleştirir. Ancak pek çok insan nefes alırken diyaframını kullanmaz. Bunun yerine sırt ve interkostal kaslarını kullanırlar ki bunlar tam bir nefese izin vermezler. Üstelik nefes alırken bu kasların kullanılması sırtta ve solar pleksus (kaburga kemiğinin tam orta kısmı) bölgelerinde gerginliğe neden olmaktadır. Bu tür kısıtlanmış nefes almaya göğüs nefesi denmektedir. Modern günlük yaşam biçimimiz, yarattığı günlük stresler ile göğüslerinden nefes alan insanların artmasına yol açmaktadır. Oysa Transformal Nefes fiziksel olarak çok daha fazla enerji verebilir, toksinleri sistemden uzaklaştırabilir ve elektromanyetik alanda daha düşük frekanslarda titreşen baskılanmış duyguların ya da zihnin koşullanmalarının sebep olduğu fiziksel semptomları uzaklaştırabilir. Transformal Nefes ile hücresel düzeyde daha düşük titreşimli kalıpların daha yüksek bir frekansa dönüştürülmesi söz konusudur. Transformal Nefes zihinsel olarak eski düşünce biçimlerini ve karmaşalarını silebilir,  derin bir huzur ileyepyeni yaratıcılık ve aydınlık düzeyleri yaratabilir.Şimdi diyeceksiniz ki; evet nefes hakkında yazdıkların etkileyici olabilir ama etrafta herkes nefesten bahsediyor hangi nefes tekniğini uygulamaya başlayacağımıza karar veremiyoruz!  Bu konu ile ilgili maalesef bir tek doğru bulamazsınız.Ziranefesi her ne şekilde uygularsanız uygulayın faydasını görürsünüz. Çünkü güçlü olan nefesin kendisidir. Değişik karakterde insanlar olduğu gibi kişisel gelişim konusunda değişik tekniklerin de olması normaldir. Hangi tekniğin size iyi geleceğini sizden başka kimse bilemez. Ve bunu da bizzat siz deneyimleyerek anlayabilirsiniz. Benim uygulamasını yaptığım tekniğin ismi ise yukarıda da yazdığım gibi “Transformal Nefes”tir. Bir kere deneyimlediğinizde nefes bir sihir gibi hayatınıza girebilir. Değişime niyetli değilseniz nefesi denemeyin.  Nefes demek değişim demektir.!Değişimin nasıl olduğunu daha iyi anlamanıza yardımcı olmak için Transformal Nefes içinde kullandığımız “Nefes Analizi” tekniğinden  bir sonraki yazımda bahsedeceğim. SevgilerArzu ve istekleriniz Gerçeğinizi oluştururwww.yourwishisyourreality.comNot (*)Bu yazıda paylaşılan terapi ve yöntemler herhangi bir hastalık için tanı veya tedavi yerine geçmez. Her türlü sağlık probleminiz için önce doktora başvurulmalıdır. Buradaki bilgilerin kullanımında tüm sorumluluk kullanıcıya aittir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-5144684627750937536?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/5144684627750937536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/01/mutluluk-bir-nefes-otesinde-olabilir-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5144684627750937536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5144684627750937536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/01/mutluluk-bir-nefes-otesinde-olabilir-1.html' title='Mutluluk Bir Nefes Ötesinde Olabilir - 1'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-3V2Fiyl7Qzo/TyfwA6AxzXI/AAAAAAAABHE/HP3FaaYlHk4/s72-c/SUPERPOWER.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-6943519084759830428</id><published>2012-01-26T08:23:00.001-08:00</published><updated>2012-01-26T08:23:54.198-08:00</updated><title type='text'>Şu Farkındalık Denen Şey!</title><content type='html'>Gün içinde sürekli bir şeyleri yapma ve bir an evvel bir şeyleri sonuçlandırma hali içindeyiz. Bir süreliğine şöyle bir durup “Şu an bende neler oluyor?” demek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Hatta yapma halinin yan etkilerinden biri olan “Kendimizden Uzaklaşma” halini yaşıyor, “Kendimiz Olma” halinden uzaklaşıyoruz.  Peki “Kendimiz Olmak” neden bu kadar önemli?Çünkü gerçekten kim olduğumuzu ve hayatımızda olanların ne anlama geldiğini ancak kendimiz olduğumuzda fark edebilirsiniz. Örneğin 5 yıl süren ilişkiniz birden bire bitmiştir. Ve en yakın dostunuz “Bu hale nasıl geldiniz?” diye sorar. Siz de “Ben de bilmiyorum. Oldu işte” şeklinde yanıtlarsınız. Verdiğiniz bu yanıta ne kadar inanıyorsunuz? Bilmiyorum ama 5 yıl süren bir ilişkinin bir anda bitiyor olması çok inandırıcı değildir. Eminim geçmişte bu aşamaya gelene kadar bir sürü işaret olmuştur, ancak hiç biri fark edilmemiştir. Benzer durumlarla karşılaşmamak adına yapılacak tek şey farkındalık geliştirmektir. Farkındalık geliştirerek sadece hayatınızda olanları değil ileride nelerin olacağını önceden fark etme becerisini kazanabilirsiniz.            Şimdi iki dakikalığına sırtınız dik bir şekilde oturmanızı ve nefesinize odaklanmanızı istiyorum. Sadece nefesinizi izleyin, nefes almaya çalışmayın. Bakın bakalım nefesiniz bedeninizin neresinde; karnınıza doğru mu ilerliyor yoksa burnunuzdan bedeninize girişini fark ediyorsunuz?            Şimdi tekrar bir 2 dakika daha nefesinizi izleyin. İçinizden “Bu saçma bir şey, nefesi izlemenin ne faydası olabilir ki? Benim yapmam gereken daha ………… lar kadar şey var” veya “ Oo çok güzel, çok keyifliymiş” şeklinde düşünceler geçebilir. Her iki düşünce de zihnin normal reaksiyonlarıdır. Zihninizi okyanusa benzetebilirsiniz. Hava şartlarındaki değişimlere göre okyanusun yüzeyi dalgalanır. Okyanusun derinlerine indiğinizde ise sadece sessizlik ve sakinlik vardır. Farkındalık meditasyonu ile, tıpkı okyanusun dibindeki gibi zihnin derinliklerindeki sakin alana ulaşabilir ve o muhteşem “olma halini” deneyimleyebilirsiniz.  Bunu yapabilmek çok kolay olmayabilir. Çünkü zihin her zamanki gibi alıştığı şeyi seçecek yani eğlendirilmek isteyecektir. Ve bir şekilde sizi “olma hali” nden uzaklaştırmak isteyecektir. Bu hali yenebilecek en kuvvetli şey, güçlü bir niyetinizin olmasıdır. Bunun için de öncelikle farkındalık çalışmasının size için neler kazandıracağını bulun. Örneğin; sürekli farkındalık meditasyonu çalıştığınızda, o günkü programınız hakkında düşünürken o düşüncenin bedeninizde yarattığı stresi de fark edebilirsiniz. İşte o zaman derin nefes alarak kaslarınızı rahatlayabilirsiniz. Ve artık toplantınıza gitmeye hazırsınızdır. Toplantı sırasında tekrar düşüncelerinize dikkatinizi verip bedeninizdeki gerginliği fark edebilirsiniz. Tekrar derin nefes alarak bedeninizi rahatlatabilirsiniz. Bedeniniz rahatladıkça karşınızdaki kişi de rahatlayacak ve anlatmak istediklerinizi anlamaya daha istekli olacaktır. Ve aranızdaki iletişim daha da güçlenecektir. Sözlü iletişim üzerine yapılan araştırmalarda kişilerin anlatılan içerikten çok bedeni yani vücut dilini izlediği görülmüştür. Farkındalık meditasyonu yaptıkça günlük pratikten daha öteye geçerek her anı farkındalıkla yaşamaya yönelirsiniz ki işte o zaman hayat daha anlamlı hale gelecektir.            Farkındalık çalışması yapmak düşünceleri yok etmek değildir. Zihinde sürekli devam eden konuşma halini sakinleştirmek ve huzuru hissedebilmektir. Kontrol edilmemiş, izlenmemiş düşünceler değişik şekillerde kendini gösterir. Hayatınızda bozuk plak gibi sürekli tekrarlanan düşünceleri (kusur bulma, yargılama vb gibi ) deneyimlediğiniz oldu mu?  Tüm bunlar tamimiyle karışık düşüncelerin yarattığı bir sonuçtur. Ve hepsi birer engel olarak hayatımıza görünürler. Bunları izleyebilmenin tek yolu farkındalığın / dikkatin nefese yönlendirilmesidir. Bu durum bir kasın çalıştırılmasına ve kuvvetlendirmesine benzer.  Kuvvetlenen kasınızla ne yaparsınız. Onu çalıştırmaya devam edersiniz. Farkındalıkta aynı şekilde yaşam boyu yapacağınız bir çalışma haline gelmelidir. Farkındalık beynin daha iyi odaklanmasını sağlayarak, empati (duygudaşlık)  özelliğinizi arttıracak, stresli veya sıkıntılı duygulara nasıl yanıt verileceği konusunda sizi güçlendirecektir. Sonuç olarak kişi farkındalığını geliştirdiğinde tepki vermenin yerine karşılık verme hali oluşur. Bence karşılık verme halini kazanmak, kendinize vereceğiniz en güzel hediye olacaktır.                    Yazımı son yıllarda beyin üzerine yapılan araştırmalardan kısaca bahsederek bitirmek istiyorum. Buradaki bilgiler www.mindfulschools.org alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre farkındalık meditasyonu yapmanın beynin ön lobunu geliştirdiği tesbit edilmiştir.  Beynin ön lobu zihinsel süreçlerimizden sorumludur. Beynin ön lobu geliştikçe planlama, organize olma, dikkatini verme, detayları hatırlama, zaman yönetimi gibi hedef odaklı davranışlara daha çok yönelirsiniz. Beynin ön lobu ayrıca bireysel farkındalığı arttırma, tepkisel hareketlerin sakinleşmesi, korkuların düzenlenmesini sağlayan beynin diğer bölümleri ile bağlantıda olduğundan aynı şekilde bu konularda da gelişme kaydedebilirsiniz.                        Sevgiler Arzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluştururwww.yourwishisyourreality.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-6943519084759830428?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/6943519084759830428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/01/su-farkndalk-denen-sey.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/6943519084759830428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/6943519084759830428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/01/su-farkndalk-denen-sey.html' title='Şu Farkındalık Denen Şey!'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-3964734082901598577</id><published>2012-01-17T02:49:00.001-08:00</published><updated>2012-01-17T02:49:56.397-08:00</updated><title type='text'>Mutlu Olmak Kimin sorumluluğu Olmalı</title><content type='html'>Mutlu Olmak Kimin sorumluluğu Olmalı&lt;br /&gt;Mutlu olmayı ve hissetmeyi hepimiz isteriz. Peki, bu arzumuzu gerçekleştirmekte neden bu kadar çok zorlanıyoruz?&lt;br /&gt;Çünkü ilişkilerimizde mutlu olup olmadığımızı ihtiyaçların karşılanmasına bağlıyoruz. Durum böyle olunca da taraflardan biri kendi arzu ve isteklerini erteleyerek diğerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliyor ve kişisel özgürlüğünden feragat ediyor. Fedakârlığı yapan kişi bu fedakârlığının karşılığını alamadığında ise, buraya kadar geliş sürecinde atmış olduğu adımların kendi özgür iradesinin ürünü olduğunu unutup, karşısındakini suçlamaya başlıyor. Sonunda ilişkinin yürümeyeceğine karar veriliyor. Ve ilişki bitiyor. İlişki bitmesine bitiyor da geçmiş hikâye yeni ilişkide adeta bir hayalet gibi hortluyor. Önceki ilişkide her neyi istemişsek ve bu gerçekleşmemiş ise bir sonraki ilişkimizde bu isteğin karşılanmasını bekliyoruz. Hâlbuki hayatımızdaki yeni kişinin bu beklentiden haberi yoktur ve benzer durum bu yeni ilişkide de kendini gösterir.&lt;br /&gt;Peki bu döngüden kendimizi nasıl kurtarabiliriz? Bu döngüden kurtulmanın tek yolu; sizi nelerin mutlu edeceğini tespit etmektir. Bu durumu şöyle de anlatabilirim. Bir mecmuada resmini gördüğünüz bir yemeği, dünyaca ünlü bir aşçıdan pişirmesini istersiniz. Aşçı engin tecrübesine dayanarak kendisine anlatılana en uygun yemeği yapıp önünüze getirir, yediğiniz yemek çok lezzetlidir ama aklınız hala o tadını bilmediğiniz yemektedir… Oysa ki mecmuada gördüğünüz yemeğin tadını bilmiş olsaydınız, aşçıya yemeğin tarifini daha iyi yapıyor olacaktınız. Sonuç olarak hem siz yediğiniz yemekten keyif almış olacaktınız, hem de aşçı yaptığı işten gurur duyacaktı. Anlayacağınız tam bir kazan kazan durumu olacaktı.&lt;br /&gt;İşte aynı yemek örneğinde olduğu gibi kendi mutluluğunuzun tadını bilirseniz başkalarına da nasıl bir mutluluk istediğinizi de o kadar kolay anlatırsınız. Bunun içinde önce insanların sizi mutlu etmelerini beklemek yerine mutluluk yemeğinizin içinde nelerin olduğunu tespit etmekle başlayın. Sizi en çok neler mutlu eder? Şu meşhur mutluluk hissi nasıl bir histir? gibi soruların yanıtlarını bulun ki bu tarife en uygun olan mutluluğu pişirip afiyetle yiyin. Bu lezzetli yemek sonrasında ise mutluluk yüzdenizin en azından %70 belki de %80lere çıkacağından emin olabilirsiniz. Ve bundan sonra dostlarınız, eşiniz ve aileniz tarafından bu oran rahatlıkla %100 e çıkartılabilir. Mutluluk yüzdeniz %100 veya daha üstüne çıkınca da mutlu olmak için başkalarından destek almak yerine kendi mutluluğunuzu onlarla paylaşmaya başlarsınız ki bu durum en keyifli olan durumdur. Artık çabalamak zorunda olduğunuz hiç bir şey yoktur. Sadece paylaşmanın keyfini yaşarsınız.&lt;br /&gt;Unutmayın, arzuladığınız sevginin ve mutlu olma halinin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsanız, nasıl bir mutluluk istediğinizi başkalarına anlatamazsınız. Siz ne istediğinizi tam bilmiyorken başkasının bunu bilmesini beklemek haksızlık olur. Karşınızdaki kişiler sadece ellerinden geleni yani kendisinin en doğru bildiği şeyi yaparlar.&lt;br /&gt;Sevgi ve mutluluğunun sizin için anlamını keşfetmek, hayatımızdaki deneyimlerin “ Neden-Sonuç” ilişkisini kurmak, duyguları bütünleştirmekle olur. Bunu sağlayan tek şey anda kalmaktır. Anda kalmayı sağlayan en iyi jimnastik hareketi ise meditasyondur. Hadi bugün başlayın ve diğerleri ile yaptığınız gibi kendinizle birlikte olun….. &lt;br /&gt;Çünkü mutlu olmak sadece ve sadece sizin sorumluluğunuzdur…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;Arzu ve İsteklerinizi Gerçeğinizi Oluştururlar&lt;br /&gt;www.yourwishisyourreality.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-3964734082901598577?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/3964734082901598577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/01/mutlu-olmak-kimin-sorumlulugu-olmal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3964734082901598577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3964734082901598577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2012/01/mutlu-olmak-kimin-sorumlulugu-olmal.html' title='Mutlu Olmak Kimin sorumluluğu Olmalı'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-3388346133565542594</id><published>2011-12-27T03:24:00.001-08:00</published><updated>2011-12-27T03:24:29.844-08:00</updated><title type='text'>Hoşça kal 2011,  Hoşça Gel 2012</title><content type='html'>Bugünlerde her sene yaptığım gibi 2012 yılının hedeflerini belirlemeye, 2011’in değerlendirmesini yapmaya başladım. Hedef belirleme işine ilk defa Sevgili Hocam Fatoş Ayvaz’ın koçluk eğitimi sırasında başladım. 2007 yılı hedef listem bayağı kalabalıktı. Listemde 95 adet hedef vardı. Allah ne verdiyse her şeyi eklemiştim. 2007 yılı sonunda bu hedeflerin ancak %70’ ini tamamlayabildim. 2008 yılı hedeflerimin sayısı 50, 2009 yılındakiler 25, 2010 yılındakiler 21, 2011 yılındakiler ise 18 adetti. Kesin olan bir şey vardı ki, belirlediğim hedeflerin %10’u yıl içinde kendiliğinden eleniyordu. İşin doğrusu elenenler laf olsun diye belirlenmiş olanlardı. Ne yapalım bu kadar hata kadı kısmında da olurdu.&lt;br /&gt;    Bu çalışmayı her yapışımda geçmiş yıl hedeflerime göz atıp o sene neleri öğrendiğim konusunda durum değerlendirmesi yaparım ve bakış açımın yıllar içindeki değişimine tanık olurum. Size de tavsiye ederim, mutlaka deneyin. Çok keyif alacaksınız. Şimdi gelelim asıl konuya yani 2011 yılında neler öğrendiğime;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-    Üç yıldır Sevgili Ebru Hocam Hikmet Barutçugil’in derslerine gidiyorum. Sevgili Hikmet hoca arada sırada bizlere bilgece laflar söyler ve ilginç hikâyeler anlatır. İşte o günlerin birinde; çok konuştuğumuzda ister istemez yalan söylemenin kaçınılmaz olacağından bahsetti. Çok doğruydu ve sanırım ben de arada sırada bu tür yalanlara başvuruyordum. &lt;br /&gt;Söyle ki; kişi kitaptan okuduğu ya da fikirlerine güvendiği diğer kişinin anlattığı bilgileri kendi hayatında uygulamadan dostları ile paylaştığında yalan söylemiş olur. Çünkü bilgilerin doğruluğu ancak kişinin bu bilgileri kendi hayatında uyguladığında kanıtlanacaktır. Bu durumu elmayı hiç tanımayan bir insana, uzun uzun elmanın tarif edilmesine benzetebiliriz. Aslında elmayı anlatmak yerine kişi elmayı bir kez ısırmış olsa elmanın nasıl bir meyve olduğunu hemen anlayacaktır. İşte bu durumu fark ettiğimde, mümkünse kendi hayatımda uygulamadıklarımı insanlarla paylaşmamaya karar verdim. Denemeden hangi derde deva olacağını anlayamazdım. Uygulaması biraz zor olabilirdi ama önemli olan niyet etmekti. Belki 2012 yılı bu hali tamamen hayata geçirdiğim yıl olabilir. &lt;br /&gt;2-Yaşamımda yarattığım o güzelim hikâyeleri fark ettim. Biraz üzücüydü, biraz da sinirlendim tabii ama çokça da güldüm. Olsun varsın, ya  hiç fark etmeseydim!!! &lt;br /&gt;3-Artık ağzımdan çıkanlara daha dikkat ediyorum. Çünkü başkalarının rolünü çalmamanın daha az yorucu olduğunu fark ettim.&lt;br /&gt;4- İnsanların hayatlarına müdahale etmeden yardım etmenin yollarını keşfettim. Bu konunun detayını “Yardım Etmenin Dayanılmaz Çekimi” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;5- Tek başına olmanın güçlü yanını keşfettim. “Tek Başınalık”’ derken neyi anladığımı öğrenmek isterseniz “Yalnızlık mı? Tek Başınalık mı?” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;6-Arzu ve isteklerimin gerçekleşmesini sabırla beklerken, hiç ummadığım anda isteklerim gerçekleştiğinde hissettiğim şükran duygusunun mükemmelliğini keşfettim. Meğer şükran hissi sabrın arkasına saklanıyormuş.&lt;br /&gt;7-İyi insan olmanın kolay olmadığını, daha milyonlarca fırın inşa edip milyonlarca ekmek pişirip pratik yapmam gerektiğini anladım. &lt;br /&gt;8-Sadece iyi taraflarımı değil karanlık taraflarımı da görmeyi, fark etmeyi başardım. Karanlık taraflarımı keşfettikçe, aslında onların içinde de beni iyi tarafa sürükleyen güzel hareketler olduğunu gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darısı artık 2012 yılının başına… 2012 yılında başıma gelenlere verdiğim tepkiyi arındırmaya ve daha çok mutlu ve özgür olmaya niyetliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012 Yılı Arzu ve İsteklerinizin Gerçekleştiği, Unutamayacağınız Güzelliklerin Yaşandığı Bir Yıl Olsun.&lt;br /&gt;Sevgiler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.yourwishsiyourreality.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-3388346133565542594?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/3388346133565542594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/12/hosca-kal-2011-hosca-gel-2012.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3388346133565542594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3388346133565542594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/12/hosca-kal-2011-hosca-gel-2012.html' title='Hoşça kal 2011,  Hoşça Gel 2012'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-8740481458682299218</id><published>2011-12-13T13:15:00.000-08:00</published><updated>2011-12-13T13:15:29.536-08:00</updated><title type='text'>Yalnzlık mı? Tek Başınalık mı?</title><content type='html'>Bugün Osho’nun konusu “Sevgi” olan kitabında geçen bir benzetmeyi  sizinle paylaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;“Gökyüzünde salına salına uçan güzel bir kuş dikkatimizi çeker. Onu seyreder ve bir an ona sahip olmak isteriz. Belki de o kuşu kafese koyar, evimizin en güzel köşesine yerleştiririz. Kafesin içindeki kuşa her baktığımızda uçarkenki halinin bizde uyandırdığı o güzel hissi hatırlar, mutlu oluruz. Sevgili kuşumuz ise uçamadığı ve güzelliğini diğerleri ile paylaşamadığı için mutsuzdur, acı çekiyordur. Dışarıdayken herkesi kendine hayran bırakan özellikleri tutsaklığının nedeni olmuştur..”  &lt;br /&gt;Şimdi yukarıdaki kuşun hikâyesinin, sevgideyken yaptıklarınızla benzerlik gösterip göstermediğine bakmanızı istiyorum. Mesela, çocukken yaptıklarınızın çevrenizdeki kişileri mutlu ettiğini fark ettiğinizde aynı ilgi ve alakayı sürekli kılabilmek adına sadece diğerlerinin ilgisini çeken özellikleriniz ile var olmaya seçmiş olabilir. Yetişkin olduğunuzda ise üzüntü, kızgınlık ve çektiğimiz acıları anlatan hikâyelerinizin çevreniz tarafından beğenildiğini yani sadece o anlarda diğerlerinin ilgisini çektiğinizi fark etmiş ve bunun üzerine başınızdan geçen talihsiz olayları sürekli gündeminizde tutmayı alışkanlık haline getirmiş olabilirsiniz. &lt;br /&gt;Geçmişte sevdiklerinizin istediği gibi olabilmek adına arzu ve isteklerinizden vazgeçtiyseniz yukarıdaki kuşun hikâyesinde olduğu gibi içinizdeki özgür ruhu kafese kapatmışsınız demektir. Hâlbuki sizi her kim sevdi ise sizi özgür haliniz ile sevdi. Ama siz ne yaptınız, onun sizi sevdiği halinizden farklı bir şeyi ona sundunuz veya sunuyorsunuz. Ve bu şekilde arzularınızın doğrultusunda var olmak yerine, olması gerektiğini düşündüğünüzü yaparak diğer insanların “gerçek sizi” hissetmelerini engelliyorsunuz&lt;br /&gt;Peki, bu duruma nasıl geliyoruz? &lt;br /&gt;Yanıt çok basit aslında!!  Bu duruma gelişimiz, kendimizi yalnız hissediyor olmamızdan kaynaklanıyor.  Kendimizi yalnız hissettiğimizde aslında bizimle ilgili bir şeylerin eksik olduğunu da kabul etmiş oluyoruz. Bir şeylerin eksik olması durumunda ise eksikliği yok etmek için dışarıya çıkıyoruz. İhtiyacımızı karşılayacağını düşündüğümüz her ne var ise ona dört elle sarılıyoruz. Bu öyle bir dört elle sarılış oluyor ki kişi hareket edemez hale gelebiliyor. Hareket edemeyince de doğal olarak bir şey yapamıyor ve siz yalnızlığınızla tekrar baş başa kalıyorsunuz. &lt;br /&gt;Buradan çıkış yolu ise, ilişkilerde tek başına olabilmeyi becerebilmekte yatar.  Tek başına olma hali tam ve bütün olmaktır. Artık ihtiyaç hissi tamamen ortadan kalkmıştır. İhtiyaçlarımızın karşılanması niyeti yerine sahip olduklarımızı diğerleri ile paylaşma niyeti hâkimdir. Sonuçta kaybedilecek ve kazanılacak bir şey olmaz. Sadece orada olup yaşamın keyfine çıkarırız. Bu durumu filarmoni orkestrasındaki kemancının durumuna benzetebiliriz. Kemancı tek başına olduğunda da çok güzel keman çalmaktadır.  Yeteneğini Filarmoni orkestrasındaki diğer dostlarıyla paylaşmak istediğinde orkestranın diğer üyeleri ile birlikte çok sesliliği deneyimler. Birlikte büyüme halini keşfeder. Herkes özgürdür. Her bir birey bir bütünü tamamlayan tek bir parçadır. &lt;br /&gt;Evet şimdi size soruyorum; bir orkestra içinde kemancı olmak mı yoksa süslü bir kafesin içinden etrafı seyretmek mi istersiniz? &lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;Arzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi  Oluşturur&lt;br /&gt;www.yourwishisyourreality.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-8740481458682299218?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/8740481458682299218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/12/yalnzlk-m-tek-basnalk-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8740481458682299218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8740481458682299218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/12/yalnzlk-m-tek-basnalk-m.html' title='Yalnzlık mı? Tek Başınalık mı?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-4859900513624432612</id><published>2011-12-07T05:38:00.003-08:00</published><updated>2011-12-07T05:38:54.880-08:00</updated><title type='text'>Yardım Etmenin Dayanılmaz Çekimi</title><content type='html'>Geçmişte batının en hızlı “Yardım Şerifi” olduğum zamanlarda; diğerlerinin hayatlarına müdahale etme konusunda çok başarılıydım. Müdahale etme işinin bendeki adı “Yardım Etme” idi.  Sizden talep edilmedikçe yardım etmeyin tarzı farkındalık yazıları dikkatime çekildiğinde; bu yazılara “ne yani kimseye yardım etmeyip hep bana hep bana mı yapacağız?” şeklinde tepki gösterirdim. Bu durum, insanlara yardım etmenin sadece ve sadece kibrimi besleyen ritüeller olduğunu fark edene kadar devam etti. Ve o günden sonra kibrime hizmet etmeden insanlara yardım etmenin yolunu bulmaya niyetlendim.  Ve zamanla “gerçek yardım etme”nin kendi bildiğimin ötesinde birçok değişik yolu olduğunu fark ettim. Bugün keşfetmiş olduğum yardım ritüellerini sizlerle paylaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;Öncelikle size içini açan, sorununu paylaşan kişileri koşulsuz dinlemekle başlayın. Yani zihninizden hızla geçen o güzel fikirlerinizi paylaşmak yerine susun. Susun ama tam bir sessizlik olsun. İçinizden konuşmayın, söylenenleri yargılamayın, herhangi bir fikir yürütmeyin, bırakın anlattıklarını dinlediğiniz kişi koşulsuz dinleniyor olmanın tadına çıkarsın. Eminim, yarattığınız bu özel alan için sizi her zaman şükranla hatırlayacaktır. Hatta bu uygulamayı hayatınıza sürekli uyarladığınızda popülerliğinizin gittikçe artacağından emin olabilirsiniz.      &lt;br /&gt;Diğer bir yardım ritüeli ise insanların sizin için bir şey yapmalarına izin vermektir. Birileri sizin için bir şey yapmak istediğinde “gerçekten gerek yok ben yapabilirim” veya “ gerçekten yapmak istediğine emin misin” şeklinde sanki istemediği halde sizin için bir şey yapıyor olduğunu ısrarla hatırlatarak kendisini kötü hissetmesine sebep olmayın. Size yardım etmekten onu mahrum bıraktığınızda, o da başkasına bir şeyler vermenin sunacağı cömertlik hissini deneyimlemekten mahrum kalacaktır. Bırakın istediği gibi olsun ve onun cömertlik hissini deneyimlemesine yardımcı olun. Çünkü gerçek cömertlik önce o hissi hissetmekle hayata geçer, tıpkı sevgi, şefkat ve diğer hislerde olduğu gibi. &lt;br /&gt;Bir diğer yardım ritüeli de kendi mutluluğunuzu bir an evvel keşfetmenizdir. Belki şu an içinizden “benim mutlu olmamın diğerlerine faydası ne olabilir ki?” şeklinde düşünceler geçiyor olabilir. 2 sene önce ilk defa Dalai Lama’nın Dharamshala’daki eğitimine katılmıştım. Dalai Lama’yı göreceğim için çok heyecanlıydım. Eğitimin başlama saati geldiğinde Dalai Lama hepimize gülümseyerek selam verdikten sonra kendisine ayrılan bölüme doğru yürüdü ve eğitimine başladı. Eğitim bittikten sonra yalnız kaldığımda kendimle ilgili önemli bir şeyi fark ettim. O günkü eğitim süresince zihnimden yargılamaya dair herhangi bir düşünce geçmemişti. Kendimi sadece huzur içinde hissetmiştim. Karmaşa, sorgulama v.s. den eser yoktu. Dalai Lama’nın eğitimde bulunan diğer herkesin de aynı deneyimi yaşadığından emindim. Dalai Lama kendinde olanı büyük bir cömertlikle hepimize yansıtmıştı. Siz de kendi mutluluğunuzu keşfedip sürekli bu hissi hissettiğinizde tıpkı Dalai Lama’nın yaptığı gibi diğer insanların da aynı duyguyu hissetmesine yardımcı olabilirsiniz. &lt;br /&gt;Bahsedeceğim son yardım ritüeli ise şükran duymak. Gün içinde sonucu garantilemek adına sürekli negatife yöneldiğinizi fark etmiş olabilir misiniz? Evet çoğunlukla negatife yöneliyoruz. Çünkü bu şekilde daha başarılı olacağımıza inanıyoruz.  Başarıyı garantilemek adına negatife yönelmek başta mantıklı görünse de sürekli negatife yönelmek, insanın enerjisini aşağıya çeker ve sonuç olarak kişinin kendisini mutsuz hissetmesine sebep olur. Bu konudaki diğer bir gerçek ise negatife ne kadar çok odaklanırsak o kadar oranda da etrafımızdaki pozitifi yani güzellikleri kaçırırız. &lt;br /&gt;Aslında en doğru yol; pozitif ve negatifin birbiri ile dost olduğu o ünlü karışımı yani orta yolu seçebilmektir. Orta yolu bulmanın en doğru yolu ise sahip olduklarımız için şükran duymaktır. (*) Şükran duymayı bir disiplin haline getirmek isteyenler için önerim;  “Şükran günlüğü” ne sahip olmak. Örneğin her gün şükran duyduğunuz 5 şeyi bu günlüğe yazın. Ancak aynı şeyi tekrar tekrar yazmamaya özen gösterin. Ve günden güne kendi değerinizi arttırın.&lt;br /&gt;Evet, şu an için farkındalığıma gelen yardım ritüelleri bunlar.  Bu ritüellerden bir veya bir kaçını hayatınızda uygulamaya başlamayı düşünürseniz ne ala. Uygulamaya başladığınızda ilk bir ay sonrasında olacaklara çok şaşırabilirsiniz!!!! &lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;Arzu ve İstekleriniz Gerçeğinizi Oluştururlar &lt;br /&gt;www.yourwishisyourreality.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*)Emmons&amp;McCullough2003 yaptığı çalışmada şükran çalışması yapan ile yapmayan 2 test grubu arasında yapılan araştırma çalışmasında şükran duyma çalışması yapanlarda fiziksel rahatsızlıkların azaldığı ve kendilerini daha iyi hissetme halinin oluştuğu gözlemlenmiştir. Pozitif duyguların sadece neşe ve mutluluğunu arttırmaya hizmet etmediği aynı zamanda stres ve zihinsel zorlukları da azaltan bir ortam sağladığını göstermektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-4859900513624432612?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/4859900513624432612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/12/yardm-etmenin-dayanlmaz-cekimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4859900513624432612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4859900513624432612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/12/yardm-etmenin-dayanlmaz-cekimi.html' title='Yardım Etmenin Dayanılmaz Çekimi'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-3560199150281744790</id><published>2011-11-25T05:14:00.000-08:00</published><updated>2011-11-25T05:14:25.360-08:00</updated><title type='text'>Niyetin gücü</title><content type='html'>Bugün deneyimlerimizin oluşmasında önemli rolü olan “Niyetin Gücü” nden bahsetmek istiyorum. Gün içinde kendimiz ya da başkaları adına bir şeylere sahip olmayı ya da bir durumun gerçekleşmesini arzular, günlük aksiyonlarımızı da ona göre belirleriz. Bazen hayatımızda hoşumuza gitmeyen olaylar gerçekleşir. Aslında bu olaylar niyetimizden uzaklaşmış olmaktan kaynaklanmaktadır. Peki, bizi niyetimizden uzaklaştıran şey ne olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun yanıtı çok basittir. Bizi niyet enerjisinden ayıran egomuzdur. Egonun etkisini azaltmak, niyetimizde kalarak niyetimize uygun düşünceler ile bu düşüncelere uygun duygu ve durumları hayatımıza çekebilmek için dikkatimizi eğitmemiz gerekir. Şöyle ki düşünceler statik, zihniniz ise dinamiktir. Düşüncelerin statik enerjide olması demek, düşünceleriniz ile ilgili durumların size doğru çekilmesi anlamına gelir ki hayatımızda da bu çekimin sonuçlarını deneyimleriz. Yaşamınızda olası kötü sorunları düşündüğünüz sürece onların sonuçları ile karşılaşırız. Yani bizi rahatsız eden olumsuz düşünceleri düşünmemek için kendimizi zorlayarak düşünmemeğe çalışmak onları düşünmeyi getirmekten başka bir şeye yaramaz. Oysa bunu yenebilmek için en iyi formül ”başarısızlık yerine sadece ve sadece başarıyı” düşünmeyi seçmektir. &lt;br /&gt;Pozitif niyetin gücünü, Dr. Masaru Emoto’nun sularla yaptığı çalışma bize net bir şekilde göstermektedir. Dr. Masaru Emoto kendi geliştirdiği teknik ile soğuk bir odanın içinde son derece güçlü bir mikroskop ve çok hızlı bir fotoğraf çekimi şekli ile su kristallerinin resimlerini çekmeyi başarmıştır. Ve görülmüştür ki içinde sevgi sözcüklerinin yer aldığı sözlerin suya doğru söylenmesi sonucunda kristallerin muhteşem güzel bir şekil almış, kötü sözler söylenmesi durumunda ise kristallerin şekillerinde bozulma olmuştur. Sevgi ve nefret sözcüklerinin su molekülleri üzerinde yaptığı bu değişikliğin bilimsel yönü tam olarak bilinmiyor olsa da bedenimizin büyük bir kısmının su olduğunu hatırlatarak zihnimizden geçen düşüncelerin bedenimize yaptıklarını tahmin etmeyi tamamen size bırakıyorum.  &lt;br /&gt;Sonuç olarak, deneyimlerimizin kalitesini arttırmak istiyorsak niyetimizin kalitesine önem vermeliyiz. Hayatınız arzu ettiğiniz gibi gitmiyorsa; öncelikle şu anki sizin ne istediğine odaklanın. Çünkü gelecekteki sizin neler isteyebileceğini bugünden bilmenize imkân yoktur. Niyetinizin hayatınızda yaratacağı değişimi imgeleyip ve imgelediğiniz her ne ise onu hissedin yani niyetin kendisi olun. Hisler bir tür enerjidir. Ve bu enerji sizi niyetinize götürecek olan tek şeydir. Son olarak, her akşam yatmadan önce o gün yaptıklarınızı gözden geçirin, gün içinde yaptıklarınız ile hissettiklerinizin niyetinizle bağlantılı olup olmadığına bakın. Niyetinizle uyumlu olmayanları listeleyin ve bir daha aynılarını yapmayı isteyip istemediğinize karar verin. Çünkü niyetiniz ile bağlantısı olmayan deneyimleri değiştirmeyi ya da son vermeyi ancak ve ancak siz yapabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayın; pasta yemek istiyorsanız marketten kakao, un, margarin, şeker ve yumurta satın alın ki anneniz size pasta yapabilsin. Marketten pasta malzemeleri yerine patates, yağ ve kıyma satın alırsanız kıymalı patates yiyor olabilirsiniz. Aslında kıymalı patateste güzel bir yemektir. Ancak bu şekilde devam ettiğiniz sürece hiçbir zaman pasta yiyemiyor olacaksınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-3560199150281744790?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/3560199150281744790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/11/niyetin-gucu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3560199150281744790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3560199150281744790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/11/niyetin-gucu.html' title='Niyetin gücü'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-7794667842797854959</id><published>2011-11-14T06:34:00.000-08:00</published><updated>2011-11-14T06:37:25.675-08:00</updated><title type='text'>Değişim Hep Var ise Neden Sıkılıyoruz?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-sIGrhCWzWWo/TsEmxe-hYXI/AAAAAAAAA64/fJCsj0-dQGY/s1600/imagesCA9PJ8U8.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="143" width="181" src="http://2.bp.blogspot.com/-sIGrhCWzWWo/TsEmxe-hYXI/AAAAAAAAA64/fJCsj0-dQGY/s320/imagesCA9PJ8U8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Doğada hiçbir şey aynı kalmaz.  Evrendeki her şey sürekli değişir. Hepimiz az çok bu değişimin farkındayız ve bu nedenle mevsimlerin, gece ve gündüzün değişimini her zaman anlayışla karşılarız. Sürekli gece ya da sürekli gündüz olmasını arzulamayız, bu konuda bilgece bir kabullenme hali içindeyizdir.  Hiç düşündünüz mü? Aynı bilgeliği hayatımızdaki değişimlere de uygulayabilsek nasıl olurdu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmaz Olmaz !!!. hiç iyi olmazdı. Çünkü tepki vermeyi çok severiz. Tepki vermezsek var olamayacağımızı düşünürüz. Aslında değişimin hep farkındayız. Örneğin şu anki halimiz ile 2 sene önceki halimizin arasında büyük farklılıklar var. Ama biz yine de sahip olduklarımızın değişmemesi için elimizden gelen her şeyi yaparız. Hatta zaman zaman değişimi önlemek adına hayatımızdaki insanların özgürlüğünü kısıtlar, onların sahip olduğu güzel şeyleri bizden başka hiç kimse ile paylaşmasına izin vermeyiz. Kişi güzel şeylerini teker teker terk ettiğinde ise artık onu beğenmemeye başlarız. Ama olsun biz yine de sahip olduklarımızın aynı kalacağına dair hikâyeler yazmaya devam ederiz.  Sevdiklerimizin sahip oldukları o güzel şeyler sebebiyle dikkatimize çekildiklerini bir çırpıda unutuveririz. &lt;br /&gt;Bazen de hikâyemize olan inancımızı sınamak isteriz ve başka bir hikâye yaratırız. Bu seferki hikâyenin konusu bir gün bizi terk edebileceklerine dairdir. Bu iki farklı senaryonun aynı anda var oluyor olması doğal olarak yaşamımızda dengesizlik yaratır. Hayatımızdaki kişi olanlara bir türlü anlam veremez.  Çünkü birbiri ile çelişen bu iki hikâyeden haberi yoktur, önceleri bizim onu çok sevdiğimizi düşünür.  Ancak kısıtlamaların dozajı arttıkça onu sevmediğimizi düşünmeye başlar. Çünkü teorik olarak mantıklı bir insan sevdiğinin arzu ve isteklerini kısıtlamayacaktır. Tüm bu değişimler olurken enteresan bir şey daha oluyordur. Değişimlerle birlikte bilincimiz de gelişir ve değişir. Bilincimiz değiştiği halde biz onun değişim öncesi halinde kalmasında ısrar ettiğimiz sürece kendimizi kendi gerçeğimizle yaptığımız savaşın içinde buluveririz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrendeki değişim gibi her gün, her saat, her an değiştiğimizi kabul ettiğimizde sahip olduklarımızın  sadece bir yönü yerine diğer yönlerini de deneyimleme fırsatını elde ederiz. Yarattığımız hikâyelerin aynı kalması için diğerlerini ikna etmemize gerek kalmaz.  İlla hikâye yazmakta ısrarlı iseniz doğaçlama tekniğini seçin. Doğaçlama tekniğinde yazılı metin, kural, bağlanma, sonuçları kontrol etmek, eleştirilme korkusu olmaz, sadece siz olursunuz. Sadece ben keyifli olur mu? Demeyin tek başınalığın keyfini sürün, eşi benzeri olmayacak bir doğaçlama yapın.  Yaşarken bilin, yaşarken tanıyın, yaşarken keyif alın. Bir takım şeylerin değişmeyeceğine dair hikâyeler yaratarak kendinize boşluklar yaratmayın kısaca kendinizi hafife almayın. Değişimin güzelliğini fark edin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımı Osho’nun sıkılganlık üzerine yazdığı bir örnekleme ile bitirmek istiyorum. Osho der ki; İnsanlar sürekli aynı şeyi yaparlar ise doğal olarak sıkılırlar. Çünkü değişim insanoğlunun ruhunda var. Değişim olmadığında sıkılganlık başlar. Evrende sıkılmayan iki varlık vardır. Bir tanesi inek; bildiğiniz gibi inek aynı otlaktan ölünceye kadar otlansa dahi canı hiç sıkılmaz. Çünkü bilinci yoktur. Diğeri ise Buddha; Buddha hep anda kalır yani değişimin sürekli olduğunun farkındadır ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir zaman sıkılmaz. Peki; Siz sıkılganlığın hangi tarafında olmak istersiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-7794667842797854959?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/7794667842797854959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/11/degisim-hep-var-ise-niye-sklrz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7794667842797854959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7794667842797854959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/11/degisim-hep-var-ise-niye-sklrz.html' title='Değişim Hep Var ise Neden Sıkılıyoruz?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-sIGrhCWzWWo/TsEmxe-hYXI/AAAAAAAAA64/fJCsj0-dQGY/s72-c/imagesCA9PJ8U8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-7072098469600138349</id><published>2011-10-23T12:15:00.000-07:00</published><updated>2011-10-23T12:17:25.963-07:00</updated><title type='text'>Mutluluk Kimin Sorumluluğu Olmalı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-IDkOFwKxANU/TqRnr40HMMI/AAAAAAAAA6c/TekPC3gvN_E/s1600/happines.bmp" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="243" width="207" src="http://1.bp.blogspot.com/-IDkOFwKxANU/TqRnr40HMMI/AAAAAAAAA6c/TekPC3gvN_E/s320/happines.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman hayatımıza giren kişilerin bizi güvende hissettirmelerini ve mutlu etmelerini bekleriz. Neyse ki çok şanslıyız bu şehirde, kendini insanları mutlu etmeye adamış büyük bir insan grubu var. Peki biz neden hala mutlu olamıyoruz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde en çok yaptığımız hatalardan birisi; sevgiyi ihtiyaçların karşılanması olarak tanımlıyor olmamız. İlişkilerde ihtiyaçlar karşılandıkça biri diğeri için vazgeçilmez hale geliyor. Bir müddet sonra arzu ve istekler erteleniyor ve kişisel özgürlükten feragat etmeler başlıyor. Sonunda bu ikili bağımlılık hali, rahatsız edici oluyor, kişi başlangıçtaki amacını ve buraya kadar geliş sürecini unutup; ya yargılamaya başlıyor ya sevdiğini terk ediyor ya da bulunduğu ortamı değiştiriyor. Yani sonuçlar değiştirilerek çözüm üretilmeye çalışılıyor.  Hatta daha ileriye gidilerek önceki kişiden alınamayan her ne ise diğer bir kişiden talep edilmeye başlanıyor. Halbuki hayatımıza girip çıkan kişilerin arasında kan bağı dahi yok. Hiç bir zaman hiçbir şartta o eski anı unutulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ta başından beri bizi nelerin mutlu edeceğine odaklansak, başkalarından beklediğimiz sevgiyi önce kendimize versek; dışarıdan herhangi bir şey talepte bulunmamıza gerek kalmayacak. Bu durumu bir filmde gördüğümüz yemeği dünyaca ünlü bir aşçının pişirmesini istememize benzetebiliriz. Aşçı engin tecrübesine dayanarak kendisine anlatılana en çok benzeyen yemeği yapıp önümüze getirir, yemek çok lezzetli olabilir ama yine de aklınız seyrettiğimiz filmdeki yemekte kalacaktır. Halbuki filmdeki yemeğin tadını tatmış olsaydınız, yemeği daha iyi tarif ediyor olacak ve dünyaca ünlü aşçınız arzuladığımız yemeği pişiriyor olacaktı.  Sonuç olarak hem yediğimiz yemekten keyif almış, hem de aşçı yaptığı işten gurur duymuş olacaktı. Anlayacağınız tam bir kazan kazan durumu ortaya çıkacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte aynı şekilde önce insanların sizi mutlu etmesi yerine mutlu olmanın sizin için ne ifade ettiğini bulmaya odaklandığınızda, arzuladığınız mutluluğu bizzat kendi kendinize sağladığınızda mutluluk yüzdeniz bir anda  %80 belki de %100 lere çıkabilir. Artık bundan sonrasında hayatınızdaki kişiler %80’nin üzerini rahatlıkla tamamlayabilir hatta %100 ün üstüne çıkabilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayın arzuladığımız sevginin ve mutlu olma halinin nasıl bir şey olduğunu bilmezsek diğerlerinin bize sundukları sevgi ve mutluluğu da tam idrak edemeyiz. Karşımızdaki sadece elinden geleni yani kendi bildiğini yapar, sizin istediğinizi değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve mutluluğunun sizin için anlamını keşfetmek, hayatımızdaki deneyimlerin “ Neden-sonuç” ilişkisini kurmak, duyguları bütünleştirmekle olur. Bunu sağlayan tek şey anda kalmaktır. Anda kalmayı sağlayan en iyi jimnastik hareketi ise meditasyondur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bugün başlayın ve diğerlerine yaptığınız gibi kendinizle birlikte olun….. Çünkü mutlu olmak sadece ve sadece sizin sorumluluğunuzdur…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımı Sogyal Rinpoche’nin The Tibetan Book of Living&amp;Dying kitabında bahsettiği “5 bölümlük Otobiyografi” isimli şiirle bitirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Sokakta aşağıya doğru yürüyorum&lt;br /&gt;Yürüyüş yolumda bir derin bir delik görüyorum&lt;br /&gt;Deliğin içine düştüm&lt;br /&gt;Kayboldum.. umutsuz durumdayım&lt;br /&gt;Burada olmak benim hatam değil&lt;br /&gt;Sonsuza kadar buradayım, çıkışı bulmam çok zor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Aynı sokaktan tekrar aşağıya doğru yürüyorum.&lt;br /&gt;Yürüyüş yolumda derin bir delik var.&lt;br /&gt;Onu görmemiş gibi yaptım&lt;br /&gt;Tekrar deliğin içine düştüm&lt;br /&gt;Deliğin içinde olduğuma inanamıyorum&lt;br /&gt;Burada olmak benim hatam değil&lt;br /&gt;Buradan çıkmak bayağı zamanımı alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Aynı sokaktan aşağıya doğru tekrar yürüyorum&lt;br /&gt;Yürüyüş yolumda derin bir delik var.&lt;br /&gt;Onun orada olduğunu gördüm&lt;br /&gt;Yine de deliğin içine düştüm.. Bu bir alışkanlık oldu&lt;br /&gt;Artık gözlerim açıldı&lt;br /&gt;Nerede olduğumu biliyorum&lt;br /&gt;Bu benim hatam&lt;br /&gt;Hemen bu delikten çıkıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Aynı sokaktan aşağıya doğru tekrar yürüdüm.&lt;br /&gt;Yürüyüş yolumda bir derin bir delik vardı.&lt;br /&gt;Etrafından yürüyüp geçtim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Artık başka bir sokaktan yürüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-7072098469600138349?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/7072098469600138349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/10/mutluluk-kimin-sorumlulugu-olmal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7072098469600138349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7072098469600138349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/10/mutluluk-kimin-sorumlulugu-olmal.html' title='Mutluluk Kimin Sorumluluğu Olmalı'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-IDkOFwKxANU/TqRnr40HMMI/AAAAAAAAA6c/TekPC3gvN_E/s72-c/happines.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-5023414415346546235</id><published>2011-10-04T12:51:00.000-07:00</published><updated>2011-10-04T12:53:11.685-07:00</updated><title type='text'>Bence Herkes Bu Hali Hakediyor!!!!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Q9_6yvr9G3E/TotjsrN6WUI/AAAAAAAAA6Q/XSFWkVLvbhc/s1600/imagesCATT9630.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="204" width="247" src="http://2.bp.blogspot.com/-Q9_6yvr9G3E/TotjsrN6WUI/AAAAAAAAA6Q/XSFWkVLvbhc/s320/imagesCATT9630.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman mümkün olsa da Matrix filmindeki Leo’nun yaptığı gibi kırmızı hapı seçip gerçeğe ulaşsam,.….Arzu ve isteklerimi engelleyen bakış açılarımı, inançlarımı bir kenara bırakabilsem hatta mümkünse  kendiliğinden yok edebilsem ne kadar güzel olurdu diye düşünüp dururum. Peki arzu ve isteklerimizin gerçekleşmesini engelleyen bakış açıları ile inançları neden fark edemiyoruz? &lt;br /&gt;Öncelikle çoğunuzun çok iyi bildiği inançların var oluş hikâyesinden bahsetmek istiyorum.  Doğduğumuzda tamamen savunmasızızdır. Tüm ihtiyaçlarımız ailemiz tarafından karşılanır. Nefes alıp verebilmek için nasıl planlama yapmıyorsak günlük ihtiyaçlarımızın karşılanması için de plan yapmayız. Bakılmaya ihtiyaç duyarız. Bu bir yanılsama değil gerçektir. &lt;br /&gt;Sonra etki tepki yasasını keşfederiz. Bir şeyler yaparız ve hemen yanıt gelir.  Örneğin güldüğümüzde tezahürat yapılacağını öğreniriz. Ve böylece Show hayatımız başlar. Ağlamanın yarattığı katma değere tanık oluruz. Mızırdanır mızırdanmaz aileden birisinin yanımıza geleceğini biliriz. Tüm arzu ve ihtiyaçlarımız anında karşılanmaktadır. Aradan zaman geçer bir de bakarız ki her şeyin merkezi olmuşuz. Bu durum 7 yaşına kadar devam eder. 7 yaşında okula başladığımızda yeni bir dünyaya adım atarız. Anaokuluna gideceksek yenidünyaya adım 4 yaşında gerçekleşir.  &lt;br /&gt;İlk olarak evdeki statümüzün bu yenidünyada geçerli olmadığını fark ederiz. Bizim gibi kendini dünyanın merkezi zanneden bir sürü çocukla karşılaşırız. Ve bir anda kendimizi rekabet ortamının içinde buluveririz. Ve enteresan bir şeye tanık oluruz. Kendini dünyanın merkezi olma hali (ego) evdeyken çok iyi çalıştığı halde dışarıda aynı performansı gösterememektedir. Ne yapmalı da evdeki statümüzü devam ettirmeli şeklinde çözüm ararken ego alır eline sazı ve statüyü korumak adına yeni kurallar, düşünce sistemleri ve bakış açıları yaratmaya başlar.  Yaratılan yeni hikâyeye öyle inanılır ki gerçekten işe yaradığı düşünülür. Gerçekte var olmayan var edilir. Arada bir huzursuzluk hissettiğimizde ise yeni bir hikâye yaratmanın gücünü kullanır ya inkâr eder ya da bastırırız.  Tüm bu olanların ufak bir yan etkisi vardır. O da hiçbir zaman büyüyemeyecek olduğumuzdur. &lt;br /&gt;Büyümenin getireceği olgunluğu bir türlü hissedemeyiz. Sadece yaşımızı temsil eden rakam büyüdüğümüzü göstermektedir. Sürekli huzuru aramaya yöneliriz. “Huzurum Kalmadı” , “ Batsın Bu Dünya” en sevdiğimiz şarkılar arasında yer alır.  Hatta zaman zaman işimizi, eşimizi veya dostlarımızı değiştirme yolunu seçeriz.  Yine de benzer olaylar tekrar vuku bulur. Bunun sebebi çocukken her şeyin merkezi olma halini devam ettirmek adına yarattığımız hikaye(ler)nin işlevini hala sürdürüyor olmasıdır. Sadece günün birinde fark edilme (yok olma) tehlikesine karşı hasıraltı edilmişlerdir.  Hasıraltı edilen yer ise tüm hikâyelerin arşivlendiği bilinçaltıdır. Bizden başka kimsenin buraya giriş yetkisi yoktur. Hayırsever Morpheus’ta ortalarda yoktur ki bizi arşivin giriş şifresini hatırlatacak hapı versin.   &lt;br /&gt;Bu durum aynen kabuğu olan bir tohuma benzer. Tohum biz, kabuk ise egomuzdur. Tohumun kabuğu çıkmadan nasıl çiçek açıp meyve veremeyecek ise doğduğumuz zaman kendimizi korumak için yarattığımız egoyu bir kenara bırakmazsak kendi gerçeğimizi hiçbir zaman ifade edemez duruma geliriz. Olayların gerçek yüzünü görememe, nesneleri hatta diğer canlıları yanlış yorumlama halini getirir..….Ve şu ünlü laf.... “kendi kazdığı kuyuya düştü” olayı gerçekleşir. Kuyuda olduğumuzu fark ettiysek ne ala…Fark etmezsek; vay halimize…... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan kurtulmanın yolu, farklı bir şey yaparak her anı derin düşünme (meditasyon) halinde yaşamaktır. Farklı bir şey yaptığımızda farklı potansiyelleri keşfederiz ve bu şekilde bildiklerimizi kolayca sorgulama hali başlar. Çünkü farklı bir şey ile ilgilenirken kendimizi güven altına almak için her ne oluyor ise olanı fark edebilmeye dikkatimizi veririz. Alert halinde olduğumuzdan gerçekte neler olduğunun farkına varırız. Olanı anlarız, kendimizi fark ederiz. Bu da yaşamı meditasyon yapar gibi yaşama hali getirir ki, böylece algılarımızın kaynağını fark etme şansını yakalarız yani arşive girişin şifresi çözülür. Artık bundan sonra yapılacak tek şey hikâyenin saklandığı odaya gitmek için yolumuz üzerindeki koridorlardan birini seçmektir. Yanlış hikâyenin olduğu odaya götüren, hikâyemize direk bağlantılı, dolambaçlı v.b gibi bir sürü alternatif koridorla karşılaşırız. Eğer kestirme yolu seçtiysek ki bu en zorlu olandır, özgürlük işte buradadır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zaman tohumun kabuğu düşer ve insanları manipüle ederek sonucu değiştirmeye çalışmak yerine nasıl güzel bir çiçek olacağımızı keyifle beklemeye başlarız…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence herkes bu hali hak ediyor….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-5023414415346546235?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/5023414415346546235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/10/bence-herkes-bu-hali-hakediyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5023414415346546235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5023414415346546235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/10/bence-herkes-bu-hali-hakediyor.html' title='Bence Herkes Bu Hali Hakediyor!!!!!'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Q9_6yvr9G3E/TotjsrN6WUI/AAAAAAAAA6Q/XSFWkVLvbhc/s72-c/imagesCATT9630.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-6701368000888572089</id><published>2011-09-18T13:20:00.000-07:00</published><updated>2011-09-18T13:20:21.127-07:00</updated><title type='text'>Yaşamımızdaki Outsource Sürecini Anlamak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ZCAJdvS-uvs/TnZSgBP0qhI/AAAAAAAAArY/AwBUPOt-gb4/s1600/imagesCAA1VV3F.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="246" width="205" src="http://1.bp.blogspot.com/-ZCAJdvS-uvs/TnZSgBP0qhI/AAAAAAAAArY/AwBUPOt-gb4/s320/imagesCAA1VV3F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımda outsource etme işinden bahsetmek istiyorum. &lt;br /&gt;Outsource etme; işletmelerin gittikçe artan bir biçimde, yalnızca sahip oldukları yetenek ve becerileri esas alan işleri yapmak istemeleri ve ana faaliyet alanına girmeyen işleri, organizasyon dışındaki başka işletmelerden almaları işine denir. &lt;br /&gt;İşletmenin outsource uygulamasına başlaması çalışanlar açısından tatsız da olsa yaratacağı katma değer düşünüldüğünde outsource etme yapılabilecek en iyi hamledir. Bir kere bordronuz altındaki personel sayısı azalacaktır. Bu da kişi başına düşen gelir ve gider tutarında iyileşme demektir. Ayrıca İş süreçlerinde iyileştirme, geliştirme ile personel sorunlarıyla ilgilenecek idari kadro tahsis etmenize gerek kalmaz. Outsource sürecini girmeden önce sorun çıktığında; &lt;br /&gt; “Sorunun kaynağı nedir?”, “Önümüzdeki engeller nelerdir?”, “Uygulanacak düzeltici ve önleyici faaliyetler neler?” Şeklindeki sorulara kafa patlatıp çözüm üretecekken, outsource sürecine girdikten sonra ;&lt;br /&gt;“Bu nasıl bu hale geldi? Gerekli kontroller neden yapılmadı? Çok ama çok hatalı çalışıyor. Niye önceden düşünemediniz?” Şeklinde sorgulamalar yaparsınız. Çünkü soruna çözüm üretme sorumluluğu artık size ait değildir.&lt;br /&gt;Şimdi diyeceksiniz ki,  bu konudan bize ne !!! &lt;br /&gt;Outsource sürecini dikkatle incelediğinizde, yaşamınızda bir şekilde outsource işini denemiş olduğunuzu fark edersiniz. Nasıl mı? Şöyle ; &lt;br /&gt;Öncelikle;  “Hayatınızda neleri outsource ediyorsunuz? Yani bir işi bilfiil kendiniz yapmak yerine o işin sorumluluğunu başkasına devrettiğiniz işler hangileri? Sorusunun yanıtını kendiniz için bulmanızı istiyorum. Yanıtı bulmak zor geldiyse; &lt;br /&gt;Bakın bakalım gün içinde aşağıdaki sözleri ne kadar sıklıkla kullanıyorsunuz?&lt;br /&gt;Ben daha hızlı yapabilirdim.&lt;br /&gt;Buradan kim sorumlu?&lt;br /&gt;Çok ses çıkartıyorlar. Biraz daha sessiz olmalılar&lt;br /&gt;Neden hep bana oluyor?&lt;br /&gt;Niçin yapmadın?&lt;br /&gt;Beni niçin sevmiyorsun?&lt;br /&gt;Bana neden güvenmiyorsun?&lt;br /&gt;Veya ;&lt;br /&gt; İnsanlara bir şeyler yaptırmak için tatlı tatlı konuşmayı mı tercih edenlerdensiniz?&lt;br /&gt;Genelde patronunuz ve aile üyelerinden biri hakkında negatif konuşmalar yapar mısınız?&lt;br /&gt;Sizinle aynı fikirde olmayan bir kişi ile konuşurken sesinizi yükseltir misiniz?&lt;br /&gt;Bu sorular size tanıdık geliyor ise sizin de hayatınızda outsource etme işi söz konusu demektir. Birkaç örnekle açıklayacak olursam; &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bana neden güvenmiyorsun&lt;/b&gt;? Dediğinizde, ben de size aynı soruyu soruyorum; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son ne zaman kendinize güvendiniz? &lt;br /&gt;Gerçekten kendinize güveniyor olsaydınız karşınızdaki kişinin size güvenip güvenmediği ile ilgilenmiyor olurdunuz. Çünkü kendinize o kadar çok güvenirdiniz ki karşınızdakinin ne yaptığı umurunuzda olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;b&gt;Çok ses çıkartıyorlar biraz daha sessiz olmalılar”&lt;/b&gt; Dediğinizde; Ben de size soruyorum,&lt;br /&gt; En son ne zaman;&lt;br /&gt;- Sürekli konuşarak konudan konuya geçmek yerine karşınızdakini dinlemeyi seçtiniz? &lt;br /&gt;- Karşınızdakinin söylediklerini anlayabilecek kadar zihninizi sessizleştirdiniz?&lt;br /&gt;- Kendi bildiklerinizi bir kenara bırakıp sadece size söyleneni dinlemeyi ve onu anlama sorumluluğunu aldınız ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten iyi bir dinleyici olsaydınız hayatınızda her ne oluyor ise sizinle ilgili olduğunu kavrayıp, farkındalığınızın nerelerde olduğunu kolaylıkla izliyor olurdunuz. Böylelikle de hedef ve amacınız doğrultusunda işler yapıp yapmadığınızı fark etmiş olurdunuz. Aslında arzu ettiğiniz işe gerçekten odaklıysanız ses çıkartanları da duymuyor olurdunuz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Beni hiç dinlemiyor? Dediğinizde;&lt;/b&gt; Ben de size soruyorum.&lt;br /&gt;En son ne zaman kendinizi dinlediniz?&lt;br /&gt;Gerçekten kendinizi dinliyor olsaydınız sadece kendinize odaklanmış olacağınızdan diğerlerinin neler yaptığı önemli olmazdı, çünkü o sırada içinizden geleni yapıyor olurdunuz. Durum böyle olunca da insanların sizi dinleyip dinlemedikleri ile ilgilenmiyor olurdunuz. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kardeşimi benden çok sevdiğini biliyorum Peki beni niçin sevmiyorsun?&lt;/b&gt; Dediğinizde; Ben de size soruyorum.&lt;br /&gt;En son ne zaman kendinizi takdir ettiniz? Ne zamandan beri başkalarının sizi sevmediğine dair bir inanca kapıldınız? &lt;br /&gt;Kardeşinizin daha çok sevildiğine dair yarattığınız inancınıza o kadar sarıldınız ki, bu inancın yaşayabilmesi için desteklenmesi gerekiyordu. Ve ne zaman anneniz kardeşinizle sohbet etse sizi aralarına almadıklarını düşündünüz. Tesadüfen evde kardeşinizin sevdiği yemek yapılsa, bu durumu onun daha çok sevildiğine dair inancınızla ilişkilendirdiniz. Hatta biraz daha da ileriye giderek bedeninizde fiziksel değişikler yarattınız örneğin kilo almaya başladınız. Ve sizi kritize edecekleri bir neden yarattınız. Artık yanıtını zaten bildiğiniz “Beni niçin sevmiyorsunuz? Sorusunu sormaya hazırdınız. Ve böylece kendinizi sevme sorumluluğunu outsource etme uygulaması başlamış oldu. Keşke diğerlerinin bu anlaşmadan haberi olsaydı. Keşke anlaşma şartlarının sizi ileride hangi zararlara uğratacağını farkına varabilseydiniz.&lt;br /&gt;Hayatımızdaki bazı şeyleri, outsource etmek faydalıdır. Örneğin bankacılık yapan bir şirketin güvenliğini outsource etmesi gibi; sizde temizlik işleriniz için bir asistan kiralayabilirsiniz ama hiçbir zaman kendinizi sizden daha çok sevecek bir outsource firması bulamazsınız. Unutmayın ki alacağınız hizmeti değerlendirmenin en iyi yolu o işin nasıl yapıldığını bilmekten geçer. Yani Kendimizi Nasıl Seveceğimizi bilmezsek, başkasının bizi sevip sevmediğini tam olarak bilemeyiz.&lt;br /&gt;Size tavsiyem bir an evvel hayatınızdaki outsource sürecini gözden geçirin. Söz konusu sizseniz, Bence değer; &lt;br /&gt;Önemli olan neden olduğu değildir? Nasıl çözüleceğidir.&lt;br /&gt;Önemli olan çok fazla düşünmeden olanı olduğu gibi fark etmektir. Aslında farkında olmak zor değildir. Zor olan bu farkındalığı devam ettirmektir….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-6701368000888572089?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/6701368000888572089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/09/yasammzdaki-outsource-surecini-anlamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/6701368000888572089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/6701368000888572089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/09/yasammzdaki-outsource-surecini-anlamak.html' title='Yaşamımızdaki Outsource Sürecini Anlamak'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ZCAJdvS-uvs/TnZSgBP0qhI/AAAAAAAAArY/AwBUPOt-gb4/s72-c/imagesCAA1VV3F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-4846084815924253809</id><published>2011-09-05T06:39:00.000-07:00</published><updated>2011-09-05T10:59:08.387-07:00</updated><title type='text'>Çevrenizde Yarattığınız Fırsatları Ne Derece Değerlendiriyorsunuz?</title><content type='html'>Çev&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ashEhmDJKfE/TmTRF_1k8WI/AAAAAAAAAnc/72dlQ-G_I_o/s1600/imagesCAE3JZTL.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="275" width="183" src="http://2.bp.blogspot.com/-ashEhmDJKfE/TmTRF_1k8WI/AAAAAAAAAnc/72dlQ-G_I_o/s320/imagesCAE3JZTL.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;renizde her ne oluyor ise sizin yansımanız olduğu söylenir. Hele bir de bazı spirituel çalışmalara katıldıysanız konu iyice derinleşmeye başlar. Ve ". Çevremdeki her şey benim yansımam ise ben de diğer insanlar gibi kızgın, bencil, acımasız ve kıskanç mıyım? Şeklinde kendinizi sorgulamaya başlarsınız. Bu konuya kuşkuyla yaklaşmak yerine biraz anlamaya çalıştığınızda ise çevrenizde olup biteni anlamanızı sağlayacak fırsat kapıları tek tek açılmaya başlar. Nasıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki çevrenizdeki hırsızlık olaylarına gerektiğinden fazla tepki veriyorsunuz; bu durumda yaşamınızda bazı hırsızlık türleri rol almaya başlamış demektir. Örneğin; izin almadan arkadaşınızın eşyalarını sahipleniyor veya gereksiz yere konuşarak rol çalıyor olabilirsiniz. Bu örnekler her ne kadar masum gibi görünseler de; banka soyma, parasını ödemeden marketten mal alma, evli insanlarla ilişkiye girme gibi hırsızlık olaylarından hiç de farklı değildirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızda masumca da olsa hırsızlık teması var olduğu sürece çevrenizdeki hırsızlıklar dikkatinize çekilmeye devam edecektir. Hırsızlık temanız ile ilgili düzenleme yapmadığınız takdirde çevrenizdeki hırsızlık olayları dozajını arttıracak ve gelecekte sizi nelerin beklediğini canlı sinema ekranı seklinde çevrenize yansıtacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer durumu bir de " Yargılama" konusu ile de açıklamak istiyorum. Yargılama özelliği doğru kullanıldığında çok faydalıdır. Evrende var olanları daha iyi tanımamızı sağlar. Yargılama hali, diğerlerine göre ayrılık yaratma ve benimsememe gibi sonuçlar doğuruyor ise yargılamanın negatif hali görev başında demektir ki bu durumda çevrenizde birbirini kritize eden insanlar görmeye başlarsınız. Örneğin, sözde koruma amacıyla çocuğunu sürekli kritize eden anne, karısını sürekli kritize ederek tercihini değiştiren koca veya şiddet uygulayan koca , iletişim sorunu yaşayan dostlar........ gibi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de siz de "karısını döven adam ben miyim” Şimdiye kadar kuşu bile incitmedim " diyor olabilirsiniz. Evet bir kuşu dahi incitmemiş olduğunuz doğru olabilir. Ancak kendinize yaptığınız işkence şüphe götürmez bir boyuta gelmiş olabilir. Örneğin, sürekli doğruyu oynamaya çalışırken içinizden gelen sesi dinlemiyor ve kendinize bir şekilde eziyet ediyor olabilirsiniz. İçinizdeki bu çatışma ile yüzleşmediğinizde ise çok yakında birbirine eziyet eden insanlar çevrenizde görüntülenmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuya bir de farklı bir açıdan bakalım; Örneğin; bir kişi hakkında yorum yaptınız ve en yakın dostunuz sizinle aynı fikirde olmadığını söyledi. Ve siz de  “yahu bunu nasıl görmezsin” şeklinde şaşkınlığınızı belirtiniz diyelim. Aslında dostunuzun gözünden kaçan bir şey yoktur. İkinizde haklısınızdır. Dostunuzun içindekiler sizinkilerden farklı olduğundan o kişiyi sizin gördüğünüz gibi görememektedir. Hatta bir gün gelir bakmışsınız bu sefer siz aynı kişi hakkında farklı düşünmeye başlamışsınız. O kişi aslında hiç değişmemiştir. Değişen tek şey sizsinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz değiştikçe çevremizde bukalemun gibi değişecek ise sürekli çevremize bakıp hayatımızı düzenlemek yerine çevremizde olanların sorumluluğu alarak gerekli aksiyonu almak yapılacak en akıllıca iş olacaktır. Yaşamınızda her seferinde hep aynı şeyleri deneyimliyorsanız, çevrenizde her ne ise içinizin yansıması olduğunu kabul edip hoşgörü ve anlayışı hayatınıza getirdiğinizde, aslında kendinize anlayış gösteriyor olacaksınız ve bakış açınız kendiliğinden değişecektir. Sonunda artık sizi hiçbir şey rahatsız etmemeye başlayacaktır. Bunun içinde çevrenize verdiğiniz tepkileri, insanlara verdiğiniz öğütleri ( ki bu öğütler her zaman kendinize verdiklerinizdir.) analiz ederek o an içinizde olan biteni kolayca anlayabilirsiniz. Ve zamanla önümüze açılan yeni fırsat kapıları sayesinde daha da mutlu olabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrenizdeki yansımaların size sunduğu fırsatları kaçırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-4846084815924253809?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/4846084815924253809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/09/cevrenizdeki-frsatlar-ne-derece.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4846084815924253809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4846084815924253809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/09/cevrenizdeki-frsatlar-ne-derece.html' title='Çevrenizde Yarattığınız Fırsatları Ne Derece Değerlendiriyorsunuz?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ashEhmDJKfE/TmTRF_1k8WI/AAAAAAAAAnc/72dlQ-G_I_o/s72-c/imagesCAE3JZTL.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-4125545813804924208</id><published>2011-07-09T09:01:00.000-07:00</published><updated>2011-07-09T09:02:03.545-07:00</updated><title type='text'>Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Etmeye Ne kadar Yatkınsınız ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0Pn9hhT2c3c/Thh7c6Q-qeI/AAAAAAAAASM/Lx2TCNv1wUw/s1600/imagesCARMZSEX.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="238" width="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-0Pn9hhT2c3c/Thh7c6Q-qeI/AAAAAAAAASM/Lx2TCNv1wUw/s320/imagesCARMZSEX.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yaşam içinde karşılaştığımız zorlukları elimizden her ne geliyor ise yapıp aşmaya çalışırız. Çıkmaza girdiğimizde de yakın dostlarımıza danışırız. Bazıları “Şunu denedin mi?” veya “Şöyle yapsaydın daha iyi olurdu” gibi önerilerde bulunur. İçlerinden en spiritüel olanı “ Belki de; her şeyi olduğu gibi kabul etmelisin” der ve siz de “ her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi” denersiniz. Zaman geçer, olduğu gibi kabul etmenin işe yaramadığını düşünür, pes eder, “Her şeyi denedim olmuyor ” demeye başlarsınız. İşte böyle zamanlarda “Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Et “ ‘in gerçek anlamını anlayıp anlamadığımızı analiz etmek çıkış noktanız olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demek istediğimi bir örnekle açıklamak istiyorum. Yaz tatilinizin sonunda, güneyden İstanbul’a gelirken, feribota binmek üzere Topçular ‘a geldiğinizde, feribota biniş kuyruğunun çok uzun olduğunu fark edersiniz, kısa bir duraklamadan sonra mevcut durumu kabul edip körfezi dönmeye karar verirsiniz. Çünkü kendinizi bir an evvel eve atıp dinlenmeye başlamanız için en uygun çözüm arabayla körfezi dolaşmaktır. Tabii aynı senaryo farklı şekilde de gerçekleşebilir. Feribota giriş kuyruğunu görür görmez, o sabah yola çıkışınızı geciktiren ve/veya tuvalet veya alışveriş molası vermenize sebep olan aile üyelerine çatmayı başlarsınız. Kızgınlığınız gittikçe artar, sinir sisteminiz konunun önemine uygun hormonları üretmeye başlar. Taarruza maruz kalan aile üyeleri üzülür. Bu kızgınlıkla yolda kaza yapmanız veya feribot sırasını beklemek gibi uygunsuz kararlar almanız an meselesidir. Hatta aynı stresi eve ulaştığınızda da devam ettirir. Geçmiş Topçular feribotu anılarından dem vurmaya başlarsınız. Kısaca siz “ Her Şeyi Olduğu gibi Kabul Etmeme” halini yaşıyorsunuz demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki; en akıllıca yol, sizi rahatsız eden durumu “olduğu gibi kabul ederek ” onu bir an evvel terk edip bir sonraki hedefe yönelmektir. Bu durumda; hem sinirlenmemiş hem çevrenizdekiler üzülmemiş hem de hayatınızı keyifle sürdürmeyi seçmiş olursunuz. &lt;br /&gt;Gerçekten her şeyi olduğu gibi kabul etmek işte böyle bir şeydir. Yani artık orada olamayacağınızı kabul edip ilerlemeyi seçersiniz. İlerlemenin yan etkisi önünüze yeni kapılar açılmaya başladığında kendini gösterecektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer durum insan ilişkileri içinde geçerlidir. Örneğin; çok sevdiğiniz bir dostunuz ile aynı fikirde olmadığınızda onu çok seviyorsunuz diye her dediğini kabul edip uygulamaya koymak zorunda değilsiniz. Yani söylediklerini onaylamasanız da her ne ise onu olduğu gibi kabul etmeyi seçebilirsiniz. Bu şekilde hem onu sevmeye devam eder hem de istemediğimiz bir şeyi yaparak enerjinizi düşürmemiş olursunuz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden çok sevdiğim insanların söyledikleri ve yaptıklarını kabul ettiğimde o konu her ne ise o doğrultuda aksiyon almaya çalışırdım. Aykırı davranırsam onlara ihanet etmiş olacağımı düşünürdüm. Halbuki  zaman zaman onlar dahi kendi fikirlerinin arkasında durmazken ben kim oluyordum da,  onların fikirlerinin uygulayıcısı haline geliyordum. Zamanla bir şekilde öğrendim ki sevdiğim, kabul ettiğim kişilerin illa her dediğini onaylamak zorunda değildim. Sadece her ne ise onu olduğu gibi kabul etmem yeterliydi. Onaylamadığım bir şey var diye sevdiğim kişi ile aramın bozulması gerekmiyordu. Her iki taraf ta seçimlerinde tamamen özgürdü. Aslında bu durum biraz da sevdiğiniz bir pop sanatçısı uyuşturucu kullanıyor diye sizin de uyuşturucu kullanmaya başlamanıza benzer ki eminim hiç biriniz sevdiğiniz sanatçı uyuşturucu kullanıyor diye uyuşturucuya başlamazsınız. Sevdiğiniz sanatçının uyuşturucu kullanıyor olmasının sadece onun sorunu olduğunu bilir , büyük bir keyifle onun şarkılarını dinlersiniz ……&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim hepiniz “ Olduğu gibi Kabul Etme” nin bu halini hayatınızın belli alanlarında uygulamaktasınız. Önemli olan soru;  “Olduğu gibi Kabul Etme” halini “Her şeye Uygulamaya Ne Kadar Yatkınsınız ? ” Yani Körfezi dolaşıp evde keyifle sevdiğiniz diziyi seyretmeye mi yoksa olmuş bitmiş olan bir şey üzerine sürekli söylenmeyi seçerek hem kendinizi hem de diğerlerini üzmeyi seçmeye mi yatkınsınız ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca Mutlu mu Yoksa Haklı mı olmak istiyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;Sibel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-4125545813804924208?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/4125545813804924208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/07/her-seyi-oldugu-gibi-kabul-etmeye-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4125545813804924208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4125545813804924208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/07/her-seyi-oldugu-gibi-kabul-etmeye-ne.html' title='Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Etmeye Ne kadar Yatkınsınız ?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-0Pn9hhT2c3c/Thh7c6Q-qeI/AAAAAAAAASM/Lx2TCNv1wUw/s72-c/imagesCARMZSEX.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-7466777890537333919</id><published>2011-07-01T09:30:00.000-07:00</published><updated>2011-07-01T09:30:54.761-07:00</updated><title type='text'>Kalbim Hangi Şarkıyı Çalıyor ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JSS6Jv5VyqY/Tg32NIy7t1I/AAAAAAAAARk/9WRmnLi-9Wg/s1600/imagesCAQ1AWNQ.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="215" width="234" src="http://3.bp.blogspot.com/-JSS6Jv5VyqY/Tg32NIy7t1I/AAAAAAAAARk/9WRmnLi-9Wg/s320/imagesCAQ1AWNQ.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2 senedir sevgili hocam Hikmet Barutçugil’in açmış olduğu Ebru derslerine katılıyorum. Yine Ebru dersine gitiğim günlerin birinde her zaman ki gibi Üsküdar’a gidebilmek için Arnavutköy’den Beşiktaş’a hareket eden 8:10 vapuruna binmiştim. Hava çok güzeldi. Boğazın güzel manzarası seyrederek Beşiktaş’a doğru ilerlerken arkamdaki birkaç kişinin konuşmalarına kulak misafiri oldum. Genç bir kız yanındaki aile dostlarına sınav anısını anlatıyordu. Anlaşılan sınavı pek iyi geçmemişti. Sınav sırasında soru kağıdının ilk sayfasındaki soruları yanıtlamış, arka sayfasındaki  soruları yanıtlamadan sınav kağıdını hocaya teslim etmişti. Bizim kızı dinleyenler “ aman kızım soru kâğıdının arkasını neden çevirmedin” şeklinde olayın vahimliğini dile getirmeye çalışsalar da bizim kız “ İşte ben, hep böyleyim”  “hah hah hahh” şeklinde gülerek yanıt verdi. Adeta “ben hep sakarım, beni ben yapan bu sakarlığımdır ve ben bu sakarlığımla gurur duyuyorum” der gibiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bindiğim vapur Beşiktaş’a gelmişti. Vapurdan inerek Üsküdar’a giden motorlara doğru hızla yürüdüm. Bizim kızın başarısız olduğu sınav anısını keyifle anlatışına akıl sır erdirememiştim. Acaba gereksiz yere kızı yargılıyor muyum diye düşünmekten kendimi alamadım. Belki de bizim kız eksikliklerini insanlarla paylaşacak kadar açık sözlüydü. Sonraki günlerde benzer konuşmaları yapan birkaç kişi daha dikkatimi çekti. Hata ve eksikliklerinden bahsetmek onlara keyif veriyor gibiydi. Sonra o meşhur “aha” anı geldi  ve bir şeyler yerine oturdu. Söyle ki; &lt;br /&gt;Eminim, yetenek gerektiren aktivitelerle uğraştığı halde sürekli ne kadar başarısız ve sakar olduğundan bahseden tanıdıklarınız vardır. Siz de onları rahatlatmak için“ yok canım çok güzel yapmışsın, özellikle şurası.. muhteşem” dersiniz.Onlar ise; aldığı bu övgü karşılığında teşekkür edip konuyu kapatmak yerine  “ Yok canım o muhteşem dediğin yerin şurası böyle burası da böyle..aslında şöyle olmalıydı” der ve aranızda bir türlü uzlaşma gerçekleşmez. Aslında gerçek biraz farklıdır. Bir kere değişik bir çok şeyi aynı anda yapabildiklerinden yeteneksiz olmaları söz konusu değildir. Toplumun çoğunluğunun negatife yönelmeyi tercih ettiğini bildiklerinden kendileri hakkında güzel şeylerden bahsetmek yerine nerelerde başarısız olduklarından bahsetmeyi tercih ederler. Çünkü bu şekilde negatifte kalarak hem diğerlerinin ilgisini çekecek hem de ne kadar açık sözlü olduklarını göstererek kendilerini önemli hissedeceklerdir. Aslında hata ve eksikliklerden bahsetmek açık sözlü olmak anlamına gelmez. Bu sadece negatifte kalarak kendimizi ifade etmeyi seçtiğimiz anlamına gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık sözlü olmak ise kalbinin yani gönlünün söylediğini içinden geldiği gibi konuşabilme cesaretidir. Zaman zaman “ HAYIR” diyebilmektir. Bu da ancak kalbin açılması ile gerçekleşir. Umarım kalbini açmaktan kastettiğimin sol tarafınızda olan organı olmadığı anlaşılmıştır. Kalbi açmak; içinde ne var ne yok bunu açıklamak değil kendi yansımanız her ne ise yargılamadan kabul etmekten geçer. Kendi yansımanız ise diğer insanları nasıl algılayıp yorumladığınızda saklıdır. Algılarımız ise dikkatimizin çekildiği yerlerde saklanır. Dikkatinizin çekileceği yerleri de kalbiniz belirler. Önemli olan onun sizinle iletişim tarzına alışmanız ve onu anlamanızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kibirli insanlar dikkatinizi çekiyor veya ısrarla ben de sizden biriyim diyorsanız kalbiniz içinizdeki kibire dikkatinizi çekiyordur. Bu kibri fark edip insanları oldukları gibi yani mükemmel olduklarını kabul ettiğiniz sürece kalbinizin dingin, huzurlu şarkılar çalmaya başlayacaktır.  Çevrenizde olanların sorumluluğunu alıp onlara anlayış gösterdiğinizde ise kalbiniz sevgi şarkıları mırıldanıyor olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimiz sanki 7/24 yorulmadan çalışan başarılı bir müzisyen ve ben bu yeni iletişim tarzına bir an evvel alışmaya niyetliyim. Kalbimin çaldığı tüm ezgileri anlayıp sevebilmek bu işin ilk şartı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki siz kalbinizin sürekli hangi şarkıyı çalmasını isterseniz. Unutmayın halka mal olmuş neşeli, huzur veren ezgileri dinlemeyi herkes sever.  Belki bir gün sizin de bir altın plağınız olabilir. &lt;b&gt;Kim bilir ?……. &lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-7466777890537333919?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/7466777890537333919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/07/kalbim-hangi-sarky-calyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7466777890537333919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7466777890537333919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/07/kalbim-hangi-sarky-calyor.html' title='Kalbim Hangi Şarkıyı Çalıyor ?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-JSS6Jv5VyqY/Tg32NIy7t1I/AAAAAAAAARk/9WRmnLi-9Wg/s72-c/imagesCAQ1AWNQ.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-87755723787464674</id><published>2011-06-27T08:00:00.000-07:00</published><updated>2011-06-27T08:00:40.434-07:00</updated><title type='text'>İşaretler gerçekten çalışıyor mu?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rhpsW0pyNSo/TgibDHnxtpI/AAAAAAAAARc/PNf7zTuUU5k/s1600/istockphoto_5997542-light-feather-reflection.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="269" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-rhpsW0pyNSo/TgibDHnxtpI/AAAAAAAAARc/PNf7zTuUU5k/s320/istockphoto_5997542-light-feather-reflection.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Melekleriniz her zaman sizinledir ve gönderdiği işaretlerle sürekli sizinle irtibat halindedir. ”.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ruhsal çalışmalara başladığım ilk zamanlar, bu cümleyi okuduğumda çok gülerdim. Bu alanda derinleştikçe işaretleri daha iyi anlamaya başladım. &lt;br /&gt;Çoğunuzun bildiği gibi işaretlerin en popüler olanları; kuş tüyü, gökkuşağı, bulutların sizin niyetinize uygun olarak şekil değiştirmesi, yerde para bulmaktır. Eminim sizde, benim gibi durup dururken evde veya sokakta işaretlere rastlamışsınızdır. Örneğin; geçen sene Nepale yaptığım gezilerin birinde; favori tanrılarımdan bolluk ve şevkat tanrısı Ganesh’in tapınağını ziyarete gitmiştim. Ve Ganesh’ten bolluk diledim. Hindistan’da özellikle tapınakların etrafında dilencilere bol bol rastlayabilirsiniz. Ganesh’in tapınağının bulunduğu yerde de bir sürü dilenci vardı. Ve dilencilere rağmen tapınaktan ayrılır ayrılmaz ayaklarımın dibinde demir bir para buldum. Melekler bolluğu her şeye rağmen bulabilirsin diyordu sanki. Bu durum çok hoşuma gitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak işaretlerle yaşamanın bazı sakıncalı yönleri vardı. Sakıncalı yönler; işaretlere gerektiğinden fazla anlam yüklediğimde ortaya çıkıyordu. Bazen gelen işarete ve anlamına öyle takılıp kalıyordum ki çalıştığım konuyu unutup sadece işaretlerin sihrine odaklanıyordum. Ben durunca gerçekleştirmek istediğim arzum ve hedefim de duruyordu. Bu durumu fark ettiğimde işaretleri yanlış yorumladığımı anladım. İşaretler arzularımızın gerçekleşme yolundaki küçük itici güçlerdi. Ve tek başlarına niyet ve arzumuzu gerçekleştiremiyorlardı. Hala bize ihtiyaçları vardı. Çünkü onlar takım çalışmasına inanıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki iş yerinizde önemli bir proje üzerinde çalışıyorsunuz. Gözden geçirme toplantısında, patronunuz gelişmelerden çok memnun olduğunu söyledi ve sizi tebrik etti diyelim. Böyle bir durumda ne yaparsınız? ; Patronunuzdan olumlu işaret almış olmanıza rağmen ofisinize döner, projenin diğer adımlarını gerçekleştirmek üzere çalışmaya devam edersiniz. Çünkü projenin sonuçlanması için hala size ihtiyaç vardır. &lt;br /&gt;İşte işaretlerle yaşamak proje örneğinde olduğu gibi olmalıdır. Siz hareket ettiğiniz sürece işaretler sürekli size gelecek, durduğunuz da ise onlar da duracaktır. İşaretler sizi sadece niyetinize yani arzunuza bağlarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık işaretler geldiğinde durmuyorum. Gelen işaretlere sevdalanıp gönül vermeyi bıraktım. İlerlemeyi seçtiğimde her şeyin yoluna gireceğinden eminim. Öyle ki işaretler hayatımda daha görünür oldular. Size önerim; sizi durduran düşünceleri, olayları fark edin ve onlara sevdalanmayı bırakın. Unutmayın kalıcı bir aşk için emek vermek ve ilerlemek gerekir, bırakın işaretler arkanızdan veya yanınızdan gelsin, hiçbir zaman önünüze geçmesin. &lt;br /&gt;Son olarak işaretlerle ilgili bir diğer anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;Mart ayında Hindistan’da Bodh Gaya’daydım. Dünyanın dört bir yanından gelen Budistler Buddha heykeli ile Buddha’nın altında meditasyon yaparak aydınlandığı ağacın yer aldığı Mahabodhi tapınağını görmek için Bodh Gaya’ya gelirler. Buraya gelen herkes Bodhi ağacının yaprağına sahip olmak isterler. Tek şansınız rüzgarın yaprağı sizin yakınınıza bir yere düşürmesidir. Sabırla size yakın bir yere yaprağın düşmesini beklersiniz. &lt;br /&gt;O gün Mahabodhi tapınağına gittiğimde hava çok sıcaktı ve hiç rüzgâr esmiyordu. Düşen birkaç yaprağı da hemen birileri alıyordu. Bugün fazla yaprak toplayamayacağım diye düşündüm ve duamı okumaya devam ettim. Dua okurken içimden bodhi ağacından tam önüme yaprak düşer ise hayatımın şu döneminde doğru yoldayım anlamına gelsin diye geçirdim. İçimdeki diğer ses ise; “Sibel ya kendini çok riskli bir duruma sokuyorsun, ya düşmezse ne yapacaksın bakalım” diyordu. Duamı okumaya devam ettim. Bodhicitta ile ilgili duaya sıra geldiğinde, Bodhicitta aşamasına gelmiş olmanın ve tüm insanlara karşı nötr hisler taşımanın ne kadar güzel olacağına dair hayal kurarken bir an duygusallaştım. Buradaki bu kadar insanın önünde ağlama lütfen diye kendi kendime söylenirken birden tam önüme bodhi ağacının yaprağı düştü. Artık çok iyi biliyordum ki bu görünmez rehberlerimden gelen bir teyitti. Ama benim yolum bitmemişti. Sadece doğru yöndeydim o kadar…. Daha gidecek bir sürü yolum vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-87755723787464674?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/87755723787464674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/06/isaretler-gercekten-calsyor-mu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/87755723787464674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/87755723787464674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/06/isaretler-gercekten-calsyor-mu.html' title='İşaretler gerçekten çalışıyor mu?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-rhpsW0pyNSo/TgibDHnxtpI/AAAAAAAAARc/PNf7zTuUU5k/s72-c/istockphoto_5997542-light-feather-reflection.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-2789776923763054427</id><published>2011-05-29T00:40:00.000-07:00</published><updated>2011-05-29T00:40:38.005-07:00</updated><title type='text'>En Çok Hangi Hikayemi Seviyorum….…</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8MHsrjfPrw4/TeH4bnZkxpI/AAAAAAAAARI/o8XPpMZdOFA/s1600/imagesCAMV4SSS.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="225" width="225" src="http://2.bp.blogspot.com/-8MHsrjfPrw4/TeH4bnZkxpI/AAAAAAAAARI/o8XPpMZdOFA/s320/imagesCAMV4SSS.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çoğumuz hayat amacımızı öğrenmeyi diler, içimizdeki &lt;b&gt;“Gerçek Ben”&lt;/b&gt; i keşfetmeyi isteriz. Bu yazımda “Ben”i arayışımda geldiğim noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Budizm öğretilerinden “&lt;b&gt;Emptiness”&lt;/b&gt; ten bahsetmek istiyorum. Genelde bu tarz öğretileri anladım sanırsınız, daha derinlere indikçe her seferinde farklı anlamlara ulaşırsınız. Burada bahsedeceğim “Emptiness” öğretinin şu an benim anladığım halidir. Bunun ötesinde bir anlamı olduğunu keşfedenlerden şimdiden özür diliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Öğretide önce araba örneği verilir. Bildiğiniz gibi lastik, direksiyon, motor, fren balatası, debriyaj gibi parçalar birleşerek arabayı oluşturmaktadır. Verilen örnekte bu parçaların arasında arabanın kendisinin bulunması istenir. Parçalar tek tek analiz edildiğinde araba bir türlü bulunamaz. Çünkü tüm parçalar birleşerek arabayı oluşturmaktadır. Sonra tıpkı araba örneğine benzer şekilde; “Ben”’i bedeniniz içinde bulmanız istenir. Gözleriniz “ Ben” midir? “Beyniniz “Ben” midir? Kalbiniz” Ben” midir? Yoksa “Ben” derinizin içinde veya kan dolaşımınızın içinde olabilir mi? … Nereye bakarsanız bakın“Ben”i bir türlü bulamazsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Ben” i bir türlü bulamazken yıllar boyu bir “Ben” oluşturma sevdası sürüp gider. “ Ben” kimdir ? Çocuklarına çok iyi annelik yapan mı ? Çok güzel resim yapan mı? Çok güzel yüzen mi? Dedikodudan hoşlanan mı? Karanlıktan korkan mı? İnsanları seven mi? Gururunu her şeyin ötesine koyan mı? Dost canlısı olan mı? Dürüst ve cömert olan mı?........  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben” aslında tüm bunların hepsidir. Yani “Her Şey”dir. Her zaman daha başarılı, daha mutlu, daha neşeli, daha sevgi dolu, daha huzurlu, daha iyi, daha barışçıl, daha dingin, daha yardımsever, daha alçakgönüllü, daha dürüst, daha cömert, daha kızgın, daha kibirli, daha açgözlü, daha bencil olma vb gibi bir çok potansiyeliniz vardır. Ne olduğunuz, ne olacağınız evrendeki tüm olasılıklardan oluşur. Evrendeki olasılıkların hepsi onları seçmenizi bekler. Seçtiğiniz olasılıklar kısıtlı olur ise hayatınız da kısıtlı olur. Örneğin; Sadece hem iyi bir anne hem de işinde ve insan ilişkilerinde başarılı “ Ben”i benimsedik diyelim. Günlerden bir gün bu güzel hikayeli “Ben”in başına tatsız bir olay gelir. İşinde başarılı, yetenekli ve iyi bir anne olan “Ben” i eşi terk eder veya arzuladığı terfiyi alamaz veya eskisi gibi kayda değer işler yapmamaya başlar. Başarılı, yetenekli “Ben”’e ne olmuştur? Bir müddet sonra aynı ben ne kadar yeteneksiz ve başarısız olduğu konusunda kendini suçlamaya başlar veya yeteneğini fark etmedikleri için diğerlerinin düşüncesiz olduğuna karar verir. Bu durum özel hayatına da sirayet etmeye başlar. Gün gelir gitmek istediğiniz bir toplantıya davet edilmediğinizi öğrenirsiniz. Belki de geçmişte onları bir çok kez red etmiş olduğunuzdan bu seferkine gelemeyeceğinizi düşünmüş olabilirler. Ama siz bir önceki hikâyenize sadık kalarak dostlarınızın sizi unuttuğuna veya size değer vermediğine dair ikinci bir hikâye yazarsınız. Sonraki gün bu sefer iş yerinizdeki bir toplantıya çağrılmadığınız bilgisini alırsınız. Belki de toplantı gündeminin size ihtiyaç duyulmayacak kadar basit olması sebebiyle çağrılmamışsınızdır. Ama siz bir önceki hikâyenize uygun temayı seçerek çaptan düştüğünüze dair üçüncü bir hikâye yazarsınız. Neler oluyor bana deyip, huysuzlaşmaya başlarsınız. Öyle ki çevrenizdeki insanlar fazla sinirlendirmemek adına sizden uzaklaşırlar. Şimdi de “Artık beni kimse tercih etmiyor” hikâyesi yazılır. Yaşamınızdaki her bir olumsuz girdi zekice başka bir hikâyeye dönüştürülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey “Ben”i nasıl kodladığımız ile ilgilidir. Çok başarılı, çok yetenekli ve mükemmel Ben hikayesi… Bu hikayeye öyle çok tutunuruz ki ona uymayan her şey “Ben”i parçalamaya yeter. Gerçekten başarısız olmuş da olabilirsiniz. Yanlış olan başarısızlığın ana hikâyeniz haline gelmesidir. Halbuki siz her şey olabilirsiniz. Bu durum kendisine gelen yeni senaryo tekliflerini elinin tersi ile bir kenara itip, geçmişteki başarısını referans alarak durmadan aynı temalı senaryoları yazmakta ısrar eden çaptan düşmüş film yönetmeninin hikâyesine benzer. Senaryoların özü aynı olduğundan sinema salonları çoğunlukla boştur. Artık sadece film ile ilgili güzel anısı olanlar her şeye rağmen filmi seyretmeye gelmektedir. &lt;br /&gt;Ben de kendi hikâyelerimi fark ettiğim bir günde; hikâyelerim olmadan nasıl yaşayacağım konusu kafamı kurcaladı. Pardon korkutmuştu. Çünkü hayatım yazmış olduğum hikâyelerin bileşkesiydi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Bu hikâyeleri olmadan var olabilmek mümkün müydü? &lt;br /&gt; -Yoksa hikâye oluşturmaya devam etmek en hayırlısı mıydı? gibi garip sorular aklıma geliyordu. &lt;br /&gt;Sonra sadece iyi hikâyeler oluşturma fikri geldi. Fikir güzel de olsa hikâyelerin içinde kaybolma riski vardı. Sonra olanı olduğu gibi hikâye üretmeden yaşama fikri geldi. Bu çok daha iyi diye düşündüm. İyi veya kötü olsa da hikâyeleri fark edip sadece gülümseyerek yoluma devam edebilirdim. Peki ya farkına varmazsam ne olacaktı? Arzu ve isteklerimi gerçekleştirme yolunda gecikmelerim olacaktı. Gecikmenin sorumlusu ise sadece ben olacaktım. Hala hikâye yazmaya devam edebilirdim. Hikâye üreteceksem değişik bir şey olmalıydı beni şu andakinden daha ileriye götürmeli, daha mutlu etmeli ve daha keyif vermeliydi. !!!!!  Belki de bir sürü hikayem olmalıydı. Böylece herhangi birine tutunmadan kolayca ilerleyebilirdim.&lt;br /&gt;Unutmayın hayatınızdaki hikâyelerin yazarı da, rol dağıtıcısı da sizsiniz. Hikâyenizde rol alanlar da sizin senaryonuza uygun rol yapmak zorundalar, farklı bir şey yapsalar dahi algılarınız onların farklı rollerde olmalarını engelliyor. Çünkü siz çok güçlü bir yazarsınız. Algılarınızdan çıkan neyse o oluyor. Yani kaçış yok. Kendinize bir iyilik yapın ve film sektöründeki bu gücünüzü göz ardı etmeyin. Hikaye yazacaksanız en azından keyifli, neşeli sizi daha iyi götürecek temaları seçin ve olanı olduğu gibi yaşamanın formülü keşfedin….Korkmayın yeni bir şey yaratmayacaksınız.. Sadece gönlünüzün gerçek hikâyesini yazıyor olacaksınız. Düşüncelerimiz ; Ben başarılı bir yüzücü olabilirim. Bunu korumalıyım yerine Ben başarılı bir yüzücüyüm. Geçmişte genelde iyi dereceler almış olabilirim. Bu etapta da başarılı olabilirim şeklinde olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye yazmakta ısrarcıysanız o zaman hikayelerinizin sorumluluğunu almayı seçin !!!!!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda anlattıklarımı özetleyen güzel bir hikâye ile yazımı sonlandırmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;TUZ TANECİKLERİ VE MUTLU OLMA SANATI...&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; “Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı...Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi...Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu küçük bir testi suya atıp içmesini söyledi...Çırak yaşlı adamın dediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı...“Tadı nasıl” diye soran yaşlı adama öfkeyle “çok tuzlu” diye cevap verdi...Usta gülümsedi ve bu defa çırağını kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkardı...Sessizce az ilerideki gölün kıyısına doğru götürdü ve bir avuç tuzu bu defa göle atıp, gölden su içmesini söyledi. &lt;br /&gt;Söyleneni yapan çırak ağzının kenarından akan suyu silerken mutlu görünüyordu...&lt;br /&gt;Usta yine sordu; “Tadı nasıl?”&lt;br /&gt;-”Ferahlatıcı” diye yanıtladı genç çırak bu defa.&lt;br /&gt;-”Tuzun tadını aldın mı yine?..” diye sordu usta...&lt;br /&gt;-”Hayır” diye cevapladı çırağı...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bunun üzerine yaşlı usta suyun yanına diz çöktü ve genç çırağını yanına oturttu;“Hayattaki ızdıraplar da tuz gibidir...Ne azdır, ne de çok...Izdırabın miktarı hep aynıdır...Ancak bu ızdırabın acılığı, neyin içerisine koyduğuna bağlıdır...Izdırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ızdırabı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir...Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya, hatta derya olmaya çalış...”&lt;br /&gt;***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-2789776923763054427?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/2789776923763054427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/05/en-cok-hangi-hikayemi-seviyorum.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2789776923763054427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2789776923763054427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/05/en-cok-hangi-hikayemi-seviyorum.html' title='En Çok Hangi Hikayemi Seviyorum….…'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8MHsrjfPrw4/TeH4bnZkxpI/AAAAAAAAARI/o8XPpMZdOFA/s72-c/imagesCAMV4SSS.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-5505189598185166098</id><published>2011-05-23T03:24:00.000-07:00</published><updated>2011-05-23T03:26:20.335-07:00</updated><title type='text'>Perilerin  Dünyaya Nasıl Geldiğini  Biliyor Musunuz?</title><content type='html'>Bir önceki yazımda Alice Harikalar Diyarından bahsetmiştim. Alice’ten bahsedince Tinker Bell’den bahsetmemek olmazdı. Hele bir de geçen akşam rüyama minik yeşil elbiseli erkek bir peri girmiş ise. Belki de Tinker Bell’in hikayesini sizlerle paylaşmam için rüyama girmiştir. Tinker Bell’in şu an piyasada 3 farklı DVD si satılıyor. Bu yazımda beni en çok etkileyen minik peri Tinker Bell’in dünyaya gelişinin anlatıldığı ilk hikayeden bahsetmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Perilerin  Dünyaya Nasıl Geldiğini  Biliyor Musunuz?&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perilerin dünyaya gelişi, yeni doğan bebeğin ilk gülümsemesi ile gerçekleşirmiş. Bizim Tinker Bell’de İngiltere’de yeni dünyaya gelen bir bebeğin ilk gülümsemesiyle doğar. Tinker Bell, doğduğunda biraz şaşkındır , etrafında kulakları tuhaf şekilli, kanatları olan, rengarenk elbiseli bir sürü yaratık gülümseyerek kendisine bakmaktadır. Bu akşam özel bir akşamdır. Tinker Bell’in hangi topluluğa dahil olacağı belirlenecektir. Periler dünyasında perilerin ait olacağı grup yeteneklerine göre belirlenmektedir. Tinker ‘in etrafında yuvarlak mantara benzer bir alan belirir. Periler Kraliçesi seramoniyi başlatır başlatmaz mantar alanın kenarında değişik semboller beliriverir. Bazıları çok dikkat çekicidir. Tinker teker teker hepsinin önünden geçer. Bazılarına dokunduğunda sembol canlılığını kaybetmekte ve yok olmaktadır. Bu durum Thinker’in bu sembolü temsil eden yeteneğe sahip olmadığını göstermektedir. Semboller arasında dolaşan Thinker, çekiç sembolünün durduğu bölüme gelince , bu bölümden hızla geçer zira çekicin hiçbir parlaklığı yoktur, görünümü ise çok basittir. Ama Tinker uzaklaştıkça,  çekiç peşinden gelmeye devam eder, Tinker kaçtıkça ona daha çok yaklaşır. Periler Kraliçesi arkasından gelen çekiç konusunda Tinker’ı uyarır. Tinker sonunda çekici eline alır. Tinker çekice dokunur dokunmaz  Tinker!in etrafında şimdiye kadar görülmemiş parlaklıkta ışık demeti etrafa saçılır. Diğer perilere bu durum Thinker’in tamir konusunda üstün yeteneği olduğunu göstermektedir. Tamirci perilerden olmak Thinker’in hiç hoşuna gitmemiştir. Çok ama çok mutsuzdur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçer , bu arada dünyada kış mevsimi süre gelmektedir. Tüm Periler doğayı bahara hazırlamak için durmadan çalışmaktadır. Günlerden bir gün Thinker, mevsim dönüşümlerinde yapılan değişikleri dünyaya götüren ekipte tamirci perilerin olmadığını öğrenir ve bu kural Thinker’in hiç hoşuna gitmez. Oysa ki Thinker, uzak diyarları keşfetmeyi çok ama çok arzulamaktadır. Dünyaya gidebilen perilerin olduğu  takıma girmek ve Dünyaya onlarla birlikte gidebilmek için farklı yetenekler geliştirmesi gerektiği düşünür ve yeni yetenekler geliştirmek için çalışmalara başlar. Ancak bir türlü diğer perilerin yaptıkları hiçbir  işte başarılı olamaz. &lt;br /&gt;Bu arada bu çabaları seyreden ve aslında Thinker’ı hiç  çekemeyen rüzgar perisi ona bir oyun oynamaya karar verir. Kendisine tuzak kurulan iyi niyetli Tinker maalesef Rüzgar perisinin oyununa gelir ve tüm perilerin katıldığı bahar mevsimi hazırlıklarının hepsinin tamir edilmeyecek şekilde bozulmasına sebep olur. Bahar mevsiminin başlamasına 2 gün kala  bütün hazırlıkları mahvolan Periler çılgın gibi durumu düzeltmeye çalışsalarda başaramazlar zira son 2 gün içinde tüm hazırlıkların bitirilmesi neredeyse imkansızdır. Periler komitesi bu sene Bahar mevsiminin geciktirilmesine karar verirler. Bu kararı duyan Tinker kendi yüzünden yaşanan bu duruma çok ama çok üzülür. Durumu telafi etmek için neler yapabileceğini düşünürken birden Çekici ve Tamirci Peri olduğu aklına gelir ve hemen işe koyulur. Tinker doğal yeteneğini kullanarak 2 gün içinde bahar hazırlıklarının tamamlanmasını sağlayacak ekipmanları üretir ve hazırlıkları tamamlar . &lt;br /&gt;Bu durumda karşısında Periler Kraliçesi ve diğer tüm periler çok mutlu olur. Bu yıl da neyse ki Bahar mevsimi tam zamanında dünyaya gelecektir. Tinker büyük başarısına rağmen hatasının farkındadır. Tam cezalandırılacağını beklerken Periler Kraliçesi, Thinker’ı üstün çabalarından dolayı bu yılki Bahar Mevsimi hazırlıklarına diğer periler ile birlikte dünyaya gitmesine izin verir. Tinker bu karara çok sevinir. Artık bu durumdan kendisini kurtaran daha önceleri mutsuz eden yeteneğine sahip çıkmaya karar vermiştir. Artık ait olduğu gruptan çok memnundur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tinker Bell’in hikayesi her çocuk hikayesi gibi mutlu bir sonla biter. Aslında bizim için de durum hiç farklı değildir. Sahip olduklarımızı ve yapabileceklerimizi hep göz ardı ederiz. Kendimizi anlamak, kendi gücümüzü keşfedip sınırlarımızı aşmak yerine başkalarına ait olana özeniriz. Bize ait olmayan hedefler belirleriz. Bize ait olmayanların gerçekleşmesi ise zaman alır ya da hiç gerçekleşmez. Bu durum hayatımızda hayal kırıklılıkların oluşmasına sebep olur. Başımıza gelenleri yeni deneyimlerimize referans olarak alır, yeninin hayatımızda yaratacağı güzelliklerden kendimizi mahrum bırakırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten mutlu olabilmek için önce kendimizi tanımalı, yapabileceklerimizi keşfetmeli, keşfettiklerimizi de benimsemeliyiz. Keşfettiklerimizin bazıları hoşumuza gitmeyebilir. Onları onaylamasak ta kabul etmeyi seçebiliriz. Görmezden gelirsek bizi mutsuz eden deneyimleri tekrar tekrar yaşıyor hale gelebiliriz. Her defasında canımız daha da acır. Canımız acır ise biz de başkalarının canınızı acıtırız. Aslında kötü şeyler yaptığımızda bizi cezalandıran mekanizmalar yoktur. Başkalarını her acıttığımızda kendimizi acıtıyoruzdur. Yani ne ekiyorsak onu biçiyoruzdur. İçimizdeki kayıt makinesinde kayıtlar arttıkça daha da rahatsız oluruz. Gittikçe öfkemiz artar. Öfke nefret haline geçer ise hasar daha da artabilir. İşte bu durumda canını acıttığımız kimselerin bizi affetmesi dahi işe yaramaz burada önemli olan sizin kendinizi affetmenizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi yeteneklerini bilmek, kendini tanımak , sahip olduklarımız için şükran duymak önümüzdeki yeni kapıların açılmasına sebep olur. Bu da onlarla var olduğumuzu zannettiğimiz eski alışkanlıklarımızın, bakış açımızın değişmesi demektir ki bu da bayağı zorlayıcı olabilir. Ancak sonuçta özgürlük ve mutluluk bizi beklemektedir. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-g2lNTs9RWsE/Tdo2P3wujMI/AAAAAAAAAQU/Dl9-OiTNiFQ/s1600/imagesCA8ACKXD.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="194" width="259" src="http://2.bp.blogspot.com/-g2lNTs9RWsE/Tdo2P3wujMI/AAAAAAAAAQU/Dl9-OiTNiFQ/s320/imagesCA8ACKXD.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Önemli olan kendi öz yetenekleriniz doğrultusunda yeni kapıların açılmasına siz ne kadar hazırsınız ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-5505189598185166098?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/5505189598185166098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/05/perilerin-dunyaya-nasl-geldigini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5505189598185166098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5505189598185166098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/05/perilerin-dunyaya-nasl-geldigini.html' title='Perilerin  Dünyaya Nasıl Geldiğini  Biliyor Musunuz?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-g2lNTs9RWsE/Tdo2P3wujMI/AAAAAAAAAQU/Dl9-OiTNiFQ/s72-c/imagesCA8ACKXD.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-8372272422278616659</id><published>2011-05-18T05:38:00.000-07:00</published><updated>2011-05-18T05:40:25.490-07:00</updated><title type='text'>6 İmkansız Şey</title><content type='html'>Çocuk filmleri benim hep ilham kaynağım olmuştur. Bu yazımda Alice Harikalar Diyarından bahsetmek istiyorum. Alice’in hikayesi bana hep enteresan gelmiştir. Alice Harikalar Diyarının, Alice’in bilinçaltındaki yolculuğu olduğunu düşünürüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindik hikayemizin bu seferki sonunda,  Alice’in Harikalar Diyarındaki  korkunç canavar ile boğuşması gerekmektedir. Zira Kötü kraliçenin hükümdarlıktan in&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-uduEYU0Ux6s/TdO-MF3zjYI/AAAAAAAAAPs/i18UYiMXfes/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="201" width="251" src="http://1.bp.blogspot.com/-uduEYU0Ux6s/TdO-MF3zjYI/AAAAAAAAAPs/i18UYiMXfes/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;mesi için bu canavarın kellesinin uçurulması gerekmektedir. Canavar ile dövüşecek tek kişi ise Alice’tir. Alice’in canavarın kellesini uçurması durumunda Harikalar Diyarında Kötünün yerine iyinin hükümdarlığı tekrar başlayacaktır. Oysaki Canavar son derece güçlü bir yaratıktır. Çok güçlü bir yaratık olan canavarın kellesini uçurmak neredeyse imkansız ötesidir. Derken bir gün Alice, canavarla karşı karşıya gelir ve boğuşmaya başlarlar, ancak Canavar çok güçlüdür, Alice de tüm gücünü kullanmasına rağmen canavarı bir türlü zayıflatmayı başaramamaktadır. Derken tam artık kaybettiğini düşünmeye başladığında, o gün deneyimlediği 5 imkansız olayı kendine hatırlatarak imkansız da olsa bir şekilde bu canavarı yenebileceğini düşünür.  Bir yandan canavarla boğuşurken bir yandan da tek tek bu imkansız diye düşündüğü ancak gerçekleştirdiği olayları hatırlar. Bundan sonrasında canavarla aralarındaki savaş yavaş yavaş Alice’in lehine döner, canavar zayıflamaya başlar , sonunda da Alice onu yener ve de  6.ncı imkansız olan Canavarın kellesini de alır.  Artık Harikalar Dünyasına egemen olan kötülük bitmiştir, iyinin zamanı başlamıştır.  Kötülüğü temsil eden kraliçe ( gerçekte de iyinin kardeşidir) dışında ise herkes artık çok mutludur, herşey düzene girmiştir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyin yerli yerine geldiğini, bu dünyadaki işinin bittiğini düşünen Alice de ;  İyi Kraliçeye Harikalar Diyarını teslim eder ve kendi dünyasına dönerek yaşamındaki diğer imkansızları gerçekleştirmek adına uzak diyarlara yelken açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alice Harikalar Diyarı içimde; iyi ve kötünün sürekli savaş halinde olduğunu, odaklanmadığım zamanlarda ise karanlık tarafa kolayca kayabileceğimi hatırlatır bana. Gerçekten iyiyi ( gerçek!) seçmeye odaklandığımda ise imkansız görünen arzu ve isteklerimin görünür hale gelebileceğine, gerçekleşmesi ne kadar imkansız dahi olsa farkındalığıma gelenin gerçekleşmesinin mümkün olabileceğine inandırır beni…..&lt;br /&gt;Burada önemli olan farkındalığımıza gelen arzu ve isteklerin gerçekten bize ait olup olmadığını ayırt edebilmektedir. Arzu ve isteklerimizin bize ait olup olmadığını gösterecek tek metod ise içimize dönmektir. Yaşadığımız her anı farkına vardığımızda kendi arzu ve isteklerinizi keşfetmemiz yani kendi imkansızımızı bulmamız kolaylaşır. Dışarıya odaklanarak farkındalığımıza gelen arzu ve istekler gerçekte bize ait olmadığı için gerçekleşmezler ya da gerçekleşmesi için çok çaba harcamamız gerekir. Her iki halde de hayal kırıklılığı yaşayabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzu ve isteklerinizin neler olduğundan emin değilseniz her anınızı farkında olarak geçirmeli, deneyimlerinizden hangilerinin sizi daha çok mutlu ettiğine odaklanmalısınız. Odaklanmaya yardımcı olacak tek şey ise meditasyon yapmaktır. Meditasyon sırasında nefes alıp vermeye odaklanıp, sürekli nefesinizde kalmayı becerebildiğinizde zamanla günlük hayatınızda olup bitenin de farkına varmaya başlarsınız. Meditasyon içine dönmeyi öğrenmenin en iyi yoludur. En ideali 24 saat meditasyon halinde olmaktır. Ancak bu disipline gelmek zaman alabilir. Tek başıma bunu yapmak zor derseniz uzun zamandır Türkiye’ye gelip giden Vipassana Meditasyon ustası eski rahip Jeff  Oliver’in Vipassana meditasyon kamplarından birine katılabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meditasyonun  yan etkileri vardır. Yan etkilerin en başında ise kendi merkezinde kalma, huzur, anlayış hali gelir. Anlayış ise, hoşgörü ve sevgiyi getirir. ” Kendimi nasıl sevebilirim” kendiliğinden gerçekleşir. Kendinizi sevdiğinizde ise evreni de sevmeye başlarsınız. Sizin için imkansız olan farkındalığınıza geliverir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden başlamanızı öneririm. Bu sene kendiniz için Alice gibi gerçekleşmesi imkansız olan 6 şeyi belirleyin. Mesela bunlardan bir tanesi de içine dönmeyi başarmak olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben 6 imkansızımı belirledin mi?  Tabii evet. Peki 6 imkansızım ne mi ?  Üzgünüm ağzımdan laf alamazsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;P.S. 2011 yılındaki tüm yazılarım editörlüğünü kuzenim Figen Güler yapmaktadır. ona çok teşekkür ediyorum&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-8372272422278616659?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/8372272422278616659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/05/6-imkansz-sey.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8372272422278616659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8372272422278616659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2011/05/6-imkansz-sey.html' title='6 İmkansız Şey'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-uduEYU0Ux6s/TdO-MF3zjYI/AAAAAAAAAPs/i18UYiMXfes/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-3580335427197282066</id><published>2010-12-31T08:31:00.000-08:00</published><updated>2011-01-07T10:17:27.682-08:00</updated><title type='text'>Bye bye 2010 Hello 2011</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TR4FpAEWQMI/AAAAAAAAAJs/6D477wUDyMo/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TR4FpAEWQMI/AAAAAAAAAJs/6D477wUDyMo/s320/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556885192172781762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merhaba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkür geri gitti, Jüpiter; Satürn ile karşı karşıya geldi, Pluto yükseldi, güneş tutuldu, ay tutuldu derken 2010 yılının son gününe geldik...&lt;br /&gt;2010 yılı benim için; kendimle en fazla baş başa kaldığım bir yıl oldu. Zaman zaman acı verici, zaman zaman şaşırtıcı, zaman zaman ise tatmin edici bir çok deneyim yaşadım. Ders almanın, öğrenmenin farklı bir boyutunu keşfettim ki bu boyut gerçekten sıra dışıydı.&lt;br /&gt;Ne kadar cool gözüksem de original, esrarengiz ve beni şaşırtan şeyler hep ilgimi çekmiştir. Ve işte ben bilincim bu durumu kendi yararına kullanarak 2010 yılında tam da atar damarımdan giriş yaptı…..&lt;br /&gt;2010 yılında Neler mi?  Öğrendim ( Farkına varmak demek daha iyi olacak galiba .  Aslında farkındalığımıza gelen şeyi biliyoruz; ama gerçeğin farkında mıyız?  İşte bu kocaman bir soru işareti ?  Öğrendiklerimin özeti aşağıda ..…..Keyifle okuyun…….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sorduğum soruların yanıtının sadece ve sadece ben de olduğunu anladım. Bir kişi bana bir soru sorduğunda; serde yardım etmek var ya saf saf!!!!  kuş gibi ötmeye, sazan gibi konu üzerinde derinleşmeye başlıyordum. Anladım ki soruyu soran kişinin, alacağı yanıt ile ilgili her zaman bir fikri vardı. Ve bu fikir doğrultusunda anlatılanlar yorumlanıyor, verilen yanıtlar  ya onaylanıyor ya da krite ediliyordu ki benzer şeyi  bir çok kez ben de insanlara yapmıştım.   Şöyle ki;                                          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an durun ve düşünün, farkındalığınızda olmayan bir konu hakkında soru üretmek mümkün olabilir mi ????  Şimdi diyeceksiniz ki ne yani öğrenmek için dahi soru soramayacak mıyız ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen kendinize karşı dürüst olun ve bundan sonra soracağınız sorunun yanıtını bilip bilmediğinizi veya en azından herhangi bir fikriniz olup olmadığını check edin. Check ettiğinizde ise; sorduğunuz sorunun; kendi düşünceleriniz ile karşınızdakinin düşünceleri arasındaki farkı bulmaya yönelik sorular olduğunu, aslında kendi içinizdeki yanıtı doğrulamak için bu soruları soruyor olduğunuzun farkına varın (Unutmayın kendinize dürüst olmanızı iştemiştim) ve hayatınızdaki bu manupilasyona bir son verin. Size gelen yanıt gerçekten içinizdeki ile uyumlu değil ise içinizdeki yanıta uygun olan yanıtı bulmak adına çevre gezileri yapıp  taraftar toplayarak sürekli insanları yargılamaya başlamayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İlgimi en çok çeken ruhsal çalışma projeksiyon, aynalama konusuydu. Kavramsal olarak bu durumu çok iyi anlıyordum. The work gibi bir çok  güçlü aynalama metodlarını da kullanarak kendi yansımalarımı fark etmiştim. Yine de bazı konuları tam olarak  kavrayamıyordum.  Kavrayamamın sebebi, kalbimin tam olarak açılmasına izin vermiyor olmamdı. Kalbimin tam olarak açılması dünyadaki herkesi sevmeye başlamaktan değil, karanlık taraflarımı görmezden gelme bağımlılığımdan kurtulmakla mümkün olabilecekti. Bu kurtuluş, 2010 yılının son döneminde 2 aylık yolculuğum sırasında gerçekleşti. Aslında geçmişte bu konuyu o kadar çok kurcalamıştım ki; ruhum artık zamanımın geldiğini düşünmüş olabilirdi. Yolculuğum sırasında katıldığım çalışmalar sonrasında; hiçbir zaman bende olmadığını düşündüğüm aç gözlülük, bencillik, insanlara zarar verebilen gurur, sürekli mutlu frekansta tutma tutkusu,  manipule etme isteği o kadar doğal bir şekilde bana göründü ki onları kabul etmekten başka çarem kalmamıştı.  Bu konuyu Tibetli Hocam Geshe  Thubten Sherb’ e açıkladığımda gözlerimden akan yaşları tutamıyordum. Tibetli Lamaların yanında öyle sulu gözle drama yapmak kolay değildir neyse ki ben bunu başardım,  Geshe Thubten ‘nin herhangi bir  acıma ve şevkat duygusu olmadan son derece nötr bir şekilde “ bunların görünür hale gelmesinden faydalan, dharma çalışmalarında  kullan” diyerek egomu ters yüz edişini unutamayacağım. Sonrasında karanlık taraflarım birer birer görünmeye başlayınca bir müddet zırıl zırıl ağlamaya devam ettim ve nihaiyetinde;  “ hımm demek ki bu deneyim benim şu karakterimi gösteriyor anlaşıldı “ deyip benzer durumlarda neler yapabilirim konusunda seçimler yapmaya başladım. Bu farkındalığımın en güzel hediyesi, diğer insanlar tarafından da  fark diliyor olması idi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Yıllarca geçmişi çözümleme konusunda bir çok çalışma yaptıktan sonra geçmişle uğraşmak yerine!!!! şu an daki deneyimlerime karşı verdiğim tepkiye odaklanmanın daha doğru olacağını fark ettim. Ruhsal çalışmalara başladığımda kızgınlığımı nasıl bertaraf edebilirim, sabrı ve toleransı nasıl öğrenebilirim üzerine bir çok çalışma yapmış ve bir çok kitap okumuştum. Hatta kendime meşhur “ Edep Yahu” kolyesi dahi edinmiştim. Ta ki Sevgili Ebru Hocam Hikmet Barutçugil’in “Sabır “ kelimesini farklı bir bakış açısıyla açıklayana kadar. Sevgili hocam sabrı şöyle tanımlıyordu. “Sabır; Başımıza gelenlere verdiğimiz ilk tepkidir.” Halbuki sabrı; arzu ettiklerimin olması için sebat ederek beklemek olarak yorumlayarak ; 5 harften oluşan bu büyülü kelimeyi bayağı hafife almıştım. Artık biliyorum ki geçmişteki hangi algım bana parazit oluyor diye düşünmek yerine şu an da hangi mutlu ve sevgi hissini yaratacak seçimlere yönelebilirim’e kafa yormak, daha bilgece. Hatta o anki deneyiminizde rol alan geçmiş algı ve düşünceleri fark ederek geçmişten özgürleşmeniz dahi mümkün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Yardım istemek her zaman bana zor gelmişti. “ Yardım almak” mı ? olmaz karizma çizilir, en iyisi yapabildiğin kadarıyla yetinir, gerekiyor ise kendimi harap edebilirdim. 2008 yılında Hollandalı dostum Sevgili Wilna, birlikte yaptığımız bir nefes seansında niyetini “Vulnerability”  olarak belirlemişti. Ben de hemen “ Nasıl yani ? “ Vulnerability”’nin türkçe anlamını yanlış biliyorum galiba diye düşünmüştüm. ( Vulnerability’nin bilmeyenler için incinebilirlik, kırılganlık demektir.)  O zamanki bilincim, kırılgan olmayı, yardım talep etmeyi  zayıflık olarak algılıyordu. Hayatım boyunca güçlü gözükmeyi !!! o kadar çok benimsemiştim ki “ Vulnerability”’nin anlamını tam kavramadan Wilna’yı yargılamıştım. Wilna  her zamanki gibi sakince; “Vulnerability” yi kabul etmenin  kendine ve evrene olan güveni gösterdiğini anlatmıştı. O zaman “ hı”,” hı” desem de “Vulnerability” nin anlamını tam kavrayamamıştım. Wilna her zaman olduğu gibi ruhumu okuduğundan şevkatle gülümseyerek günün birinde ne demek istediğimi anlayacaksın demişti. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bildiğimden  “ Vulnerability “ yi çalışma konularım arasına dahil etmiştim.  Kısmet 2010 yılınaymış. Yaşamımda sürekli çevremdekileri izler, onları koşulsuz sevmeye çalışır  ve sürekli güçlü rolü oynardım. En çok yardım ettiğim kişiler en çok sevdiğim kişilerdi. Ve onların arzuları doğrultusunda aksiyon almayı görev bilirdim. Beni sevmeleri için elimden gelen her şeyi yapardım eğer beni çok severler ise bana yardım edecekleri sonucunu çıkarmıştım. Yardım etmek istediklerinde ise red ediyordum anlayacağınız iki ucu b…klu değnek olayı yaşıyordum.  Sürekli onlara  yardım etmeye devam ettikçe onlara ne kadar güçsüz olduklarını ima ediyor hatta bu yüzden bazılarını da kaybediyordum. Ya bu bilincimi değiştirecek ya da diğer farkındalıklarımı çöpe atacaktım. Bu yüzden de kendimi ne kadar çok sever ve saygı duyarsam gerçekten yardıma ihtiyacım olup olmadığını daha net anlayabileceğimi fark ettim ki bu farkındalık benim tarzım bir kişi için mucizevi bir deneyimdi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- İyi insan olmanın kolay olmadığını öğrendim. İyi olma kavramının, şu an bildiğimden çok daha derin bir hal olduğunu fark ettim ki bu konuyu sadece bu cümlede bırakıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunların yanında; arınma için meditasyon, nefes gibi farkındalık çalışmaları yapmanın yeterli olmadığını bedenimi dünyada kaldığım sürece kutsal bir nesne olarak görüp ona iyi bakmam gerektiğini,  yaratıcının içimde var olduğunu bilmenin yetmeyeceğini öncelikle bu durumu kabul etmem gerektiğini , hayatımda her ne oluyor ise sorumluluğun bana ait olduğunu, “Sukut altındır” ve “Ne ekersen onu biçersin” deyimlerinin ne kadar bilge cümleler olduğunu anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darısı 2011 yılının başına… 2011 yılında içimde ne var değil de; başıma gelenlere içimin verdiği tepkiyi arındırmaya ve daha çok mutlu ve özgür olmaya niyetliyim…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler, Mutlu Yıllar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-3580335427197282066?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/3580335427197282066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/12/mutlu-yllar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3580335427197282066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/3580335427197282066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/12/mutlu-yllar.html' title='Bye bye 2010 Hello 2011'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TR4FpAEWQMI/AAAAAAAAAJs/6D477wUDyMo/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-1533260636707776334</id><published>2010-12-08T08:11:00.000-08:00</published><updated>2010-12-08T08:14:05.749-08:00</updated><title type='text'>Siz Hangi Hissiniz ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TP-uwoR8UhI/AAAAAAAAAJc/x0Va3ZnPF_8/s1600/imagesCAF7UH5W.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 223px; height: 167px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TP-uwoR8UhI/AAAAAAAAAJc/x0Va3ZnPF_8/s320/imagesCAF7UH5W.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5548345416413368850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algılarımız,  dışarının var olma mekaniğini etkiler. Nasıl mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük hayatımızda geçmiş deneyimlerin yarattığı bakış açısı ile dışarıdaki objeleri algılar ve bu algıya dayanarak aksiyonlarımızı belirleriz. Bunu yaparken de objenin kendi gerçeğini red eder, ona kendi gerçeğimize uygun bir atama yaparız. Yani bir şekilde objeyi yeniden yaratırız. Sonrasında ise bu yeni yaratım üzerine beklentiler inşa etmeye başlarız. Kendisine yapılan bu atamadan haberi olmayan maktul ise, (yani obje) kendi gerçeğine uygun olarak yaşamını sürdürür. Aradan zaman geçer, yaratımımızın üzerine inşa ettiğimiz beklentilerin gerçekleşmediğini fark ederiz. Önce üzülme hissi gelir, sonra öfke ve kızgınlık hissi yükselir ve sadece bu duyguların frekansında titreşmeye başlarız, bir müddet sonra objeyi suçlamaya başlarız. Bu durum öyle vazgeçilmez hale gelir ki, hayatımızın diğer alanlarını da aynı bakış açısı algılayıp yeniden yaratırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman, sevgi ve huzuru özler hale geliriz. Mutlu olmak isteriz. Ama yine de ne kadar şanssız olduğumuzdan dem vurur belki de arabesk bir yaşama yöneliriz. Mutlu olacağımızı varsaydığımız aksiyonları alırız. Örneğin; Seyahate gidersem, sevgilim olur ise çok mutlu olabilirim diye düşünürüz. Seyahate gideriz, sevgilimiz olur .., başta kendimizi iyi hissetsek te bir türlü mutluluk halini hissedemeyiz. Buradaki sorunun kaynağı gerçekçi olmayan beklentilerden kaynaklanan üzüntü, öfke, kızgınlığın hala kendi gerçeğimizi oluşturuyor olmasıdır. Hal böyle iken mutluluk ve sevginin bize ulaşması zorlaşır. Hem kızgınlık!!!!, hem mutluluk!!!! ikisinin bir arada yaşadığı peri masallarında dahi görülmemiştir. Yukarı mahalle, aşağı mahallede gezinerek  bulunmaz. Mutluluk, sevgi, huzur; yüksek bir frekansta yani yukarı mahallede yaşarlar. Eğer tohumlarınızdan güzel çiçeklerin çıkmasını istiyorsanız yukarı mahallede büyüyüp gelişmeyi seçmelisiniz. Yukarı mahalledekiler çok yumuşak ve sakindirler. Onları çağırmak için öncelikle onların anlayacağı dilden ve uygun ses tonu ile konuşmalı ve onların gezindikleri yerlerde daha fazla zaman harcamalısınız. Nerelerde olabileceklerine dair sürekli kafa yormalısınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hislerimiz, onların bulunduğu mahalleyi bulmamıza yardımcı olabilir. Sevgi ve mutluluğa ulaşabilmek için öncelikle sevgi ve mutluluk duygusunu tanıyor olmalıyız. Sahip olduğunuz tohumlardan güzel çiçeklerin açmasını niyetliyor olmalısınız. İşte bunun için de herhangi bir aksiyon almadan mutluluk, sevgi ve şevkati nasıl hissedebileceğinize odaklanmalısınız. Yani bir şekilde o his olmalısınız. Bu tıpkı ulaşmak istediğiniz yere gidebilmek için önceden koordinatları belirlemek gibidir. Bunun için de öncelikle hangi his olacağınıza karar verin, Huzur mu?, Sevgi mi ? Mutluluk mu?, Şevkat mi ?, …….. Ve hissetmeye başlayın. Diyelim ki herhangi duygu olmaya karar verdiniz. Mesela bu duyguyu geçmişte yaşadığınız anılardan çağırıp bedeninizde hissetmeye başlayabilirsiniz. Eğer hatırlamıyorsanız; hatırlamış olsaydınız bu duygu neye benzerdi? onu imgeleyin. Örneğin şevkat duygusu olmak istiyorsanız; yeni doğmuş bir bebeğin minicik elini annesine doğru uzatışı ile birlikte parlak gözler ve sihirli gülümsemeyle annesine bakışını imgeleyin veya ilk defa yürümeye başlayan çocuğunu izleyen anneyi hayal edin. O annenin bedeni olun ve annenin bedenindeki sıcaklığı hissedin. Veya küçük bir kedi yavrusunu düşünün. Ve şevkat duygusunun bedeninizde yayıldığını hissedin. Ve orada bir müddet kalın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra geriye çekilip kendinize “biraz önce bu his olduğumda; aklımdan yargılama, mutsuzluk, öfke, kritize etme ihtiyacı yükseliyor mu?” sorusunu sorun. Yanıt, kocaman bir “ HAYIR “ olacaktır. Şevkati hissetmeye, mutlu olmaya istekli iseniz, bu küçük çalışmayı kendinize rağmen yapın ve hissedin; yaşamınızda her ne zaman kızgınlığın, öfkenin yükseldiğini hissederseniz hemen olmak istediğin hissi hatırlayıp o hissi kızgnlığa ve öfkeye gönderin, Deneyin, bakalım neler olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hisler uzun zamandır sizi bekliyorlar. Çok bekletmeyin…!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-1533260636707776334?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/1533260636707776334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/12/siz-hangi-hissiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/1533260636707776334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/1533260636707776334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/12/siz-hangi-hissiniz.html' title='Siz Hangi Hissiniz ?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TP-uwoR8UhI/AAAAAAAAAJc/x0Va3ZnPF_8/s72-c/imagesCAF7UH5W.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-2139661796355507263</id><published>2010-11-09T12:10:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T08:07:02.809-08:00</updated><title type='text'>İyi Şeyleri bilirsek İyi şeyler yaparız…</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TNmq_GMtsiI/AAAAAAAAAIc/uYZ0TBT0hBE/s1600/getting-it-KNOW%2BGOODwrong_1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TNmq_GMtsiI/AAAAAAAAAIc/uYZ0TBT0hBE/s320/getting-it-KNOW%2BGOODwrong_1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537645217801155106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Herkesin mutlu olmaya hakkı vardır. Hitler bile kendi mutluluğu için “Cause and Effect” yasasını göz ardı ederek bazılarını feda edecek aksiyonlar almıştır. İlerleyen yıllarda sürekli iş başında olan” Cause and Effect” yasası onu rahat bırakmamış, aldığı aksiyonların sonuçları onun yok olmasına sebep olmuştur. Hitler gibi olmasa da zaman zaman iyi bir şey yaptığımızı düşünerek kötü sonuçlar elde edebiliyoruz. Peki başkalarına zarar vermeden iyi şeyleri yapmayı nasıl garantileriz ???? Acaba bir sürü kitap okuyup doğru bilgilere ulaşarak sonuçlarını tek tek hesaplayarak, kafamızda bir sürü projeler gerçekleştirerek iyi şeyler yapmak mümkün olabilir mi? Geçmiş acı tecrübelerin yarattığı duygu ve düşünceler, iyiyi bilmemize ne kadar yardımcı olabilir ?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buddhist Monk Shanditeva  mutlu olmakla ilgili yaptığı benzetmelerin birinde “Yeryüzünde rahat yürüyebilmek için tüm dünyayı deri ile kaplamak yerine sadece ayaklarımızı deri ile kaplamanın” daha akıllıca olduğundan bahsetmektedir. Birey olarak iyi şeyler yapmaya başladığımızda yani şu andan itibaren diğer insanların yararına olacak aksiyonlar almaya başladığımızda gelecekte de iyi sonuçların oluşmasını garanti ederiz. Sonuçları iyi olan doğru aksiyonları alabilmek, zihni temizlemek ise zihni saflaştırmakla mümkümdür. Zihnimizi saflaştırdığımızda gerçek dışı beklenti ve yanlış  algılardan arınmış oluruz. Taraf tutmadan  iyi şeyler yapmaya başlarız. Zihni saflaştırmak ise “ içe dönme” ile mümkündür.  İçe dönerek  zihni saflaştırmak ise sürekli yapılan meditasyon ile sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhsal çalışmalar yapmaya başladığımda” içe dönme” lafını bir çok kez duymuştum. “İçe dönme”nin gerçek anlamını bildiğimi düşünerek insanlara “ içinize dönün” şeklinde tavsiyelerde bulunurdum.  İçine dönmenin kendi arzularımın doğrultusunda karar almak olduğunu düşünür ve sürekli hislerime kulak vermeye çalışırdım. Aslında bu düşüncem bir bakıma doğru, bir bakıma yanlıştı. Doğru olan tek bir şey vardı ki hislerime her ne kadar kulak versem de tam olarak tatmin olamıyordum. Kendi arzum diye düşündüklerim aslında geçmiş tecrübelerimden edindiğim yanlış algılar ile gerçekçi olmayan beklentilerden kaynaklanıyordu. Geçmiş deneyimlerden elde edinilen algıları bilgisayar programının eski sürümüne benzetirim. Bildiğiniz gibi eski sürüm, yeni deneyimler üzerinde doğru çalışmaz. Eski versiyonu kullanmak, sürekli revizyon ve gözden geçirmelere sebep olur, sürekli revizyonlar bir süre sonra bizi yorar. Ve dışarıdaki nesne ve insanları suçlamaya başlarız. Hayattan keyif alamadığımız, kendimizi mutlu hissedemediğimiz anlar eski sürümü kullanmakta ısrarcı olduğumuz anlardır. Halbuki yapılması gereken tek şey yeni versiyonun yüklenmesidir. Yeni versiyonu kullanmaya başladığımızda zamanla hayatın yavaş yavaş kolaylaştığını fark ederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte içe dönme mekaniği, tıpkı bilgisayar analistlerinin yeni versiyon üzerinde çalışma yapmalarına benzer.  İçimize dönerek, deneyimimiz hakkında gerçekte ne hissettiğimizi ve bu hissin geçici mi kalıcı mı olduğu, bu hissi daha önce hissedip hissetmediğimizi, bu hissin yeni duruma uygun olup olmadığına dair iç değerlendirmeler yaparız. İçimizden gelen duygu ve düşünceleri tek tek analiz ederiz. Yani tasarımın gerçek kaynağına ulaşırız. En dipteki yanlış algı ve gerçek dışı beklentiyi yaratan probleme ulaşıp algılarımızı dönüştürdüğümüzde yaşadığımız zorluklar birden yok olur, kendimizi  hafiflemiş hissederiz. Artık sadece tam bir tatmin ve mutluluk durumu oluşmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimize dönüp gerçekten iyi olanı belirlemek bizi  iyi olanı bilmeye götürür. Evrende her şey her dakika değişiyor . Örneğin düşman bildiğiniz bir kişi, birden dostunuz olabiliyor veya  çok sevmediğiniz bir yemeği yıllar sonra sever duruma gelebiliyorsunuz.  Bu değişim devam ettikçe geçmiş deneyimlerden kaynaklanan gerçekçi olmayan beklenti ve yanlış algılara tutunmak yanlış bir seçimdir. Gerçek mutluluk ve tatmin  içinizdeki gerçeği bulmanızda yatar. İçinizdeki gerçeği bildiğinizde iyi olanı da bilir hale gelir,  iyi şeyler yapmaya başlarız.  İyi şeyler yaptığımızda ise sonuçları her zaman iyi olur ve mutlu oluruz. İyi şeylerin kaynağı her zaman içeridedir, Herkesin mutlu olmaya hakkı vardır. Önemli olan; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İyi şeyler yapıp mutlu olmaya ne kadar isteklisiniz?  Yoksa güvenli alanınızda kalmayı mı seçiyorsunuz?&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ven Rita on travel – “&lt;strong&gt;The advantage of journeys to the inner world is, that you don’t need ticket, visa, passport or whatever, you can go when ever you want, you only need some courage.  Now I don’t know about your inner world, but mine is definitely full of crap but fascinating.  If you are not afraid of the crap, and you have some humour, the inner world certainly becomes the perfect travel ground.”&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-2139661796355507263?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/2139661796355507263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/11/iyi-seyleri-bilirsek-iyi-seyler-yaparz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2139661796355507263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2139661796355507263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/11/iyi-seyleri-bilirsek-iyi-seyler-yaparz.html' title='&lt;strong&gt;İyi Şeyleri bilirsek İyi şeyler yaparız…&lt;/strong&gt;'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TNmq_GMtsiI/AAAAAAAAAIc/uYZ0TBT0hBE/s72-c/getting-it-KNOW%2BGOODwrong_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-4400350995168978782</id><published>2010-08-12T07:40:00.000-07:00</published><updated>2010-08-12T07:47:22.599-07:00</updated><title type='text'>Oradaki Beni Sevmek!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TGQJcisa3pI/AAAAAAAAADM/ezWhm95Skfw/s1600/self+love.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TGQJcisa3pI/AAAAAAAAADM/ezWhm95Skfw/s320/self+love.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504535030507691666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türk İslam tasavvufunun elçilerinden Mevlana  sevgi için  "Benim gibi olursan bilirsin". demiştir. Yani sevgiyi anlamanın yolunun sevmekten geçtiğine işaret etmiştir. Diğer bir sözünde ise .&lt;br /&gt;Gel ! Gel ! Yine Gel ! Ne olursan ol ! Yine Gel&lt;br /&gt;Kafiri, Putperest, Mecusi olursan da gel&lt;br /&gt;Bizim Dergahımız Umutsuzluk Dergahı değildir.&lt;br /&gt;Yüz kere Tövbeni bozmuş olsan da gel. der. Bir diğerinde ise ; &lt;br /&gt;“Mevlana ben ayırmak için değil birleştirmek için geldim. Beri gel, beri gel daha da beri gel ama sevgiyle gel” der. İşte bu durum koşulsuz ve tüm insanları kucaklayan bir sevgidir. &lt;br /&gt;Yunus Emre ise ;, “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi işi, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim” der. Sevdikçe sevmenin, sevilmenin doruğuna varabileceğimize işaret eder. &lt;br /&gt;Eminim Yunus Emre, Mevlana ve daha bir çok gurunun sevgi üzerine söylediği  bir çok sözden haberdarsınız. Koşulsuz sevginin anne-çocuk ilişkisi dışında nasıl var olabileceğini idrak edebilmek adına son bir senedir kendini sevmeye, koşulsuz sevginin tanımını kavramaya yönelik bir çok çalışma yapıyorum. Bu yazımda yaptığım bazı çalışmalar ile sonrasındaki farkındalıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.  &lt;br /&gt;Aslında her şey Michael Brown’ın Presense Processi ile başladı.  Yazar, öğrendiği tüm öğretiler ile deneyimleri ile toparlayarak güzel bir çalışma hazırlamış. Presense Process çalışması 10 hafta süren özel bir ritüelden oluşuyor. Öncelikle  M. Brown’nın Presence Process kitabında bahsetmiş olduğu farkındalık çalışmasından bahsetmek istiyorum. Bu çalışmada sevginin sizin için neyi temsil ettiğini belirledikten sonra sevginin size göre zıt anlamının ne olduğunu belirliyorsunuz. Sevginin sizdeki zıt anlamını belirledikten sonra , belirlediğiniz zıt anlamı bertaraf edecek aksiyonları listeleyip uygulamaya başlıyorsunuz. Bu çalışmayı hayatınızda sorun yaşadığınız her türlü durum için uygulayabilirsiniz, inanın çalışıyor. Sevgi ile ilgili olanı kendime uyguladığımda; benim için sevginin zıddını  “Ayrı Kalmak” olarak belirlemiştim.  “Ayrı Kalmak”olayını bertaraf etmek için neler yapabilirim sorusuna ise yanıtım“Birlikte Olmak”tı. Ve meditasyon ve nefes çalışmalarıma daha fazla ağırlık vererek düzenli olarak kendimle birlikte olmaya başladım.  7-8 ay geçtiğinde kendimi tanımaya yönelik aksiyonlar silsilesi hızla hayatıma girmeye başladı. Bunlardan biri , içerisinde Bryon Katie, Jim Self, M. Brown gibi guruların yer aldığı teleseminar katılım talebiydi. Hemen teleseminere kayıt oldum. Teleseminerdeki Gurulardan biri Christine Arylo idi. Sloganı çok ilgi çekiciydi. “Madly in Love with me”, (Çılgınca kendime aşığım) &lt;br /&gt;Christine Arylo, sabah kalktığınızda kendinizi sevmekle ilgili 5 aksiyon almanızı öneriyordu. Verdiği örneklerden bir tanesi; sabah kalkar kalkmaz kendinizi çok sevdiğinizi ve sevildiğinizi hissedeceğiniz kısa bir meditasyon yapmak, diğeri ise bedeninize bir mametmiş gibi davranmaktı. Şimdiye kadar kendi kendime x kilo verirsem çok iyi olacağım, şuram şöyle olur ise şöyle güzel olacak şekilde söylevlerde bulunurdum. Eğer bedenimi bir mamet olarak göreceksem bedenimi şu anki haliyle sevmeli ve onun şu an mükemmel olduğunu düşünmeli ve hissetmeliyim dedim kendi kendime. Aslında gelecekteki bedenimi sevmeyi her düşündüğümde şu anki beni sevmeyi de erteliyordum. Evet gelecekteki bedenim yerine şu anki kilolu bedenimi sevecektim. Uygulamaya başladığımda kendimi daha da iyi hissetmeye başladım. Yaptığım çalışmalara öyle konsantre olmuştum ki geceleri o gün içinde yaptıklarımı gözden geçiriyordum. Yeni bir şeyleri keşfettikçe kendimi sevmekten alakoyduğum şeyleri farkediyordum. Sonra bir gün bundan sonraki çalışmalarımın yönünü belirleyen özel bir farkındalık geldi.  &lt;br /&gt;Beni iş dünyasından tanıyanlar, işimi çok sevdiğimi bilirler. Aslında işimi sevmekten çok ona aşıktım. Ancak bir zaman geldi, işime karşı hissettiğim aşk bitiverdi. Ailemin ve bir çok dostumun deli misin şeklindeki yakarışlarına rağmen işimi bırakmaya karar verdim. Emekliliğime az bir zaman kaldığı için bir sure çalışmaya devam etmiştim. Çalışırken aynı zamanda nefes, meditasyon ve enerji çalışmaları yapıyordum. Sıkıntılarımın işimi sevmemekten kaynaklandığını düşünürken işteki sıkıntılarıma benzer sıkıntıları ruhsal çalışmaları deneyimlediğim ortamlarda da hissetmeye başlamıştım. İş hayatında profesyonelce üstü kapalı yapılan ayak oyunları, ruhsal hayatta alenice yapılıyordu. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum. Benzer durum farklı ortamlarda da oluşmaya başlamıştı. Hala çözümleyemediğim bir şey olmalıydı, aynı şeyler döngüler halinde tekrar tekrar önüme çıkıyordu. İçimdeki  ses birden “Yine istediğin gibi olmadı ne yapsan olmuyor” deyiverdi. Bir an durdum. İçimdeki bu sese reaksiyon göstermek çözüm olmayacak diye düşündüm. Birden içim burkuldu. Gözümden bir kaç damla yaş damladı. Sonra farkettim ki beni rahatsız eden çevrem değildi. Kendi arzusu doğrultsunda yaşamayı seçmek yerine kendine bir takım roller atayan bene içerliyordum. Gerçek olan “Oradaki beni sevmiyordum”. Sonra huzursuz olduğum, endişelerimin olduğu alanlardaki benin özelliklerini tek tek bir kağıda yazdım. Yazdıklarımı tekrar tekrar okurken oradaki benlere karşı hoşgörülü olmayı denemeye karar verdim. Tıpkı Yunus Emre’nin dediği “Yaradılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü”  Hoşgörü öyle bir aksiyondur ki, ona sahip olmadıkça, ne kendimizi, ne başkalarını anlayabilir, ne de mutlu olabiliriz. &lt;br /&gt;Evet sizde oralardaki kendiniz ile yüzleşmeye ve ona hoşgörü gösterip onu sevmeye ne kadar hazırsınız? &lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-4400350995168978782?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/4400350995168978782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/08/oradaki-beni-sevmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4400350995168978782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4400350995168978782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/08/oradaki-beni-sevmek.html' title='Oradaki Beni Sevmek!!!'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TGQJcisa3pI/AAAAAAAAADM/ezWhm95Skfw/s72-c/self+love.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-1798284028708097517</id><published>2010-07-20T13:09:00.001-07:00</published><updated>2010-07-20T13:14:20.291-07:00</updated><title type='text'>Acıları Anlamak</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYCkAO60tI/AAAAAAAAACQ/_aWK3JCl4-E/s1600/ACILAR.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYCkAO60tI/AAAAAAAAACQ/_aWK3JCl4-E/s320/ACILAR.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496083212813390546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Eğer gerçekten hayatımızı biz yaratıyorsak acı ve üzüntüyü neden yaşıyoruz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim bu soru bir çok kez aklınıza gelmiş ve işin içinden çıkamamış olabilirsiniz. Aşağıda yazdıklarım belki bu sorunun yanıtını bulmanızı kolaylaştırır. Öncelikle acıların sebeplerine değinmek istiyorum. Bakalım sizde birşeyleri çağrıştıracak mı?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak içerisinde Echart Tolle‘un da bulunduğu birçok gurunun bahsettiği sebebe değineceğim. İlk sebebimiz; “Şu anda iken geçmişi yaşıyor olmak”;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte yaşadığımız deneyimlere benzer durumlarla karşılaştığımızda “Geçmiş, geçmişte kaldı!!’” diyemiyor. Kendini koruma iç güdüsü ile her defasında geçmişte öğrendiklerimizi şu ana uygulayıp, her şeyin olup bittiğini varsayarak hemen aksiyon almaya başlıyoruz. Aksiyon alma amacımız, acıların tekrarlanmaması olsa da, sürekli geçmişi hatırlayıp endişe içinde olduğumuz için, acılar hayatımızda tekrar tekrar var oluyorlar. Olana müdahale ettiğimiz her an ruhumuzun gücünü küçümsediğimiz anlamına geliyor. Şu anda var olanın hayat döngüsünü henüz tamamlamadığını hatırlayıp, endişe ve yargılamayı bir kenara bırakarak o anı yüksek bir farkındalıkla yaşamak en doğru yol. Biz dahil evrendeki her şey her saniye değişiyor. Evrende değişim sürekli gerçekleşiyorken, geçmiş deneyimlerimizden edindiğimiz bakış açısı ile şu anı yaşamak ne derece doğru olabilir? Her an yeni bir andır, bize yeni öğretiler sunabilir ve süprizlerle dolu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı ve üzüntülerimizin sebeplerinden biri de “Beklenti içinde Olmak” tır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar “benim hiç bir zaman hiç bir şeyden beklentim olmaz” derseniz deyin gerçek tamamen farklıdır. Aile ve dostlarınız olan ilişkinizde beklenti hep ön plandadır. Ama çoğu zaman bunun farkında olmazsınız. Bakış açılarımız da otomatik olarak beklentilere göre belirlenir. Örneğin; başına bir şey gelen her dostunuzu aramak ve onun yanında olmak gibi bir alışkanlığınız var diyelim. Siz rahatsız olduğunuzda ve/veya zor durumda kaldığınızda dostlarınız benzer davranışı size göstermezler ise hayal kırıklığına uğrayabilir, gerekçesini araştırmaksızın onları yargılamaya başlar ve sonra da üzülebilirsiniz. Tatsız deneyimi yaşadığınız dostunuz ile yüzleşmeyi seçip davranışının gerekçesini sorduğunuzda gerçeğin sizin düşündüğünüzden farklı olma olasılığı ise çok fazladır. Beklentiler dünyaya geldiğimiz andan itibaren yaratılmaya başlar. Çocukken hayatta kalabilmek ve güvende olabilmek adına anne ve babanızın hoşlandığı davranışları yapar, onlar nasıl davranıyor ise o şekilde davranarak sırf güven duymak ve sevilmek adına kendinizi dönüştürürsünüz. Bunun karşılığında ise onların sizi sevmesini beklersiniz. Benzer durumlar diğer durum ve kişilere uygulandığı sürece hayatınızda “beklentilerle yaşamak“ gibi bir gerçek yaratılmış olur.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıların diğer sebebi ise “Acı ve üzüntüdeyken karar almak” tır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı ve üzüntüdeyken karar alırken objektif olamayız, taraf tutarız. Bir de bağlayıcı karar aldıysak vay halimize. Kendimizi hiç istemediğimiz halde sırf söz verdik diye bizi mutsuz eden şeyleri yapıyor bir halde bulabiliriz. Ve bile bile kendimize haksızlık etmiş oluruz. Kendimize haksızlık ettiğimizde de, bakış açımızda “ haksızlık” kavramı yaratılmış olur. Çevremizde olanları “haksızlık” bakış açısı ile değerlendirmeye başlarız. Deneyimlediğimiz her şeyin bütününü görmek yerine, sadece haksızlıkları çağrıştıran taraflarını görmeye başlarız. Unutmayın bütününe baktığınız sürece evrende her şey güzeldir. Hepimiz biliyoruz ki enerji kendiliğinden hareket eder. Acı ve üzüntü de enerji olduğuna göre nasıl geldiler ise, o şekilde gidecekleri de kesindir. Onları bastırmak yerine hareket etmesine izin vermeli, sabırla acının bedenimize giriş ve çıkışını hissetmeye odaklanarak sadece ve sadece mutlu ve neşe halindeyken karar verme konusunda ısrarcı olmalıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı ve üzüntülerin diğer bir sebebi ise; “Kendimizi cezalandırmayı seçmek”dir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl mı? Dini kitaplarda cennet veya cehennemin varlığından ve doğru yoldan ayrılanların cezalandırılacağından ve cehenneme gönderileceğinden bahsedilir. Ben bu cehennem ve cennet işinin bu dünyada olduğuna inanıyorum. Her birimizin içinde allahtan bir parça olduğuna ve söylenildiği gibi allahın bizi cezalandırmayacağına ve hiç bir zaman da bizi terketmediğine ve doğru olmayan bir şeyi yaptığımızı düşündüğümüzde ise; infaz kararının bizzat kendimiz tarafından verildiğine inanıyorum. Kendimize verdiğimiz cezalar ise değersizlik, kendini sevmeme şeklinde kendini gösteriyor. Kendimize değer vermediğimiz sürece de acılı deneyimleri hayatımıza çekiyor, iyiyi ve güzeli haketmediğimizi düşünüyoruz. Hayatımız da bu bakış açısına göre tasarlanıyor. Geçmiş yaşama inanıyorsanız cezalandırmanın kaynağı çok geçmişe dayanıyor bile olabilir. Deneyimlerin bizi bir sonraki adıma taşıdıklarını varsayarak kendimizi cezalandırmaya son verip kendimizi sevme, affetme ve sahip olduklarımız için şükran duyma konusunda ısrarcı olmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki acı ve üzüntülere karşı neler yapabiliriz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle ne pahasına olur ise olsun kendimizi sevmeli, takdir etmeli ve ruhumuzun gücünü hafife almadan her deneyimi sabır ve sevgi ile karşılamayı seçmeliyiz. İçerisinde sevgi olmayan düşüncelerin sadece bir düşünce olduğuna yani geçmişten gelen bir bakış açısı ile şekillendiğine inanmalı, tereddüte düştüğümüz durumlarda ise “Gelen düşüncenin doğru olup olmadığından gerçekten emin olabilir miyim? “ sorusunu ısrarla kendimize sormalıyız. Israrla sormalıyız diyorum bu süreç öyle bir iki ay sürecek bir süreç değil. Ayrıca bir de bir sürü yaptırımı var. Bu yaptırımların başında şu anda bağımlılık haline gelen tüm uğraşların tekrar gözden geçirdikten sonra sizi mutlu edip etmediklerini, gerçekten severek yapıp yapmadığınızı, sizin istekleriniz doğrultusunda mı yoksa başkaları talep etti diye bu uğraşları hayatınıza aldığınızı tek tek açığa çıkartmanızı gerektirir. Bu da farkındalığınızı arttırmakla gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemlisi de acının, bedeninizde yarattığı o tatlı sıcaklık ile vedalaşmanızdır. Acı bedeninin bedeninizde yarattığı sıcaklık o kadar tatlıdır ki onu sevgi ile karıştırırsınız sizde sıcak bir okşama etkisi yapar. Acı beden bağımlılığı sigara, alkol bağımlılığına benzemez, bırakmak isteseniz de hep aklınızı çelecektir. Sevgi ise acının tam tersidir, sizi tamamiyle özgür bırakır. Çünkü gerçek sevgi sizden hiç bir karşılık beklemez. Sevginin ödülü sadece özgürlüktür. Önemli olan tek şey;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Siz Özgür Olmaya Hazır Mısınız ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sevgiler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne düşünüyorsak O'yuz. Beklentileri bir kenara bırakıp bekleyişe geçmeliyiz. Mucizeler bekleyişlerde saklıdır. Öyle olmasa idi onlar “mucize” olarak tanımlamazlardı ......&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-1798284028708097517?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/1798284028708097517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/aclar-anlamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/1798284028708097517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/1798284028708097517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/aclar-anlamak.html' title='Acıları Anlamak'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYCkAO60tI/AAAAAAAAACQ/_aWK3JCl4-E/s72-c/ACILAR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-4187767985253117579</id><published>2010-07-20T13:02:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T13:03:45.783-07:00</updated><title type='text'>Niyetin Gücü</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYBFbb-tvI/AAAAAAAAACI/xyXPBdO-8F4/s1600/%C3%87evreniz+sizi+anlat%C4%B1yor.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 230px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYBFbb-tvI/AAAAAAAAACI/xyXPBdO-8F4/s320/%C3%87evreniz+sizi+anlat%C4%B1yor.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496081588028356338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evrende her şeyin bir niyeti vardır. Niyet, içimizdeki itici güçtür. Sonsuz ve kalıcıdır. Örneğin, çiçekler evrene oksijen vermek ve yaşama niyetiyle buradadırlar. Arzu ve isteklerinizi kelimeler ile ifade ettiğinizde, niyet enerjisinin gücü çalışmaya başlar. Niyetinizin frekansı ile aynı frekanstaki olay ve durumları size doğru çekmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzu ve isteklerimize olan inancımız niyet enerjisi ile bağlantılıdır. Ego zaman zaman bizi bu enerjiden ayırır. Niyet ettiğimizde, özgür irademiz yani seçimlerimiz niyet enerjisinin gücü ile bağlanır. Niyetinize uygun düşünceler ile bu düşüncelere uygun duygu ve olayları hayatınıza çekebilmek için dikkatinizi eğitmeniz çok önemlidir. Düşünceler statik, zihniniz ise dinamiktir. Düşüncelerin statik enerji olması demek, düşünceleriniz ile ilgili durum ve konuları size doğru çekilmesi anlamına gelir ki hayatınızda da bu çekimin sonuçlarını deneyimlersiniz. Bazen sonuç, arzuladığınız gibi olmayabilir. Bu durum, niyetinizin oluşmasını engelleyen başka bir inancın varlığını göstermektedir. Önemli olan niyetinizin gerçekleşmesini engelleyen düşünceyi yaratan inancı bulmaktır. Engelleyici düşünceyi oluşturan inancınızı fark ettikten sonra, niyetiniz ile uyumlu olup olmadığına bakarsınız. Uyumlu olmadığına kanaat getirdiğinizde ise yerine niyetinizi destekleyecek yeni bir inanç koyar ve bu yeni inanca uygun düşünceler üretmeye başlarsınız. Burada önemli olan yeni bir düşünce değişikliği yapmak yerine arzu ve isteklerinizle uyumlu bir düşünceyi seçmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızdaki her sonucun temelinde ve gelişiminde bir düşünce kalıbı yani bir inanç yatmaktadır. Bu düşünce kalıpları devamlılık gösterdikçe, düşünce kalıbı ile uyumlu deneyimler yaratılır. Düşünce kalıplarınızı (inançlarımızı) değiştirdiğinizde ise deneyimleriniz değişir. Örneğin; Kişi kendini yorgun hissettiğini düşündüğünde, bilinçaltı söylenenleri mantıksal bir süzgeçten geçirmez. Yorgunlukla ilgili hafızada bulunan tüm bilgiler açığa çıkar. Kişi kendini yorgun hissetmeye başladıkça daha yorgun hissetmeye başlar. “Korktuğun başına gelir” atasözü tam bu durum için söylenmiştir. “Bugün çok yoruldum” yerine akşama eve gittiğimde dinleneceğim. Veya” Hasta olmak istemiyoruz” yerine “ben sağlıklıyım” denmesi daha uygundur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi huzurlu, mutlu ve neşe içinde olduğunu düşünmeye başlar ise bilinçaltı ona benzer duyguların oluşmasında destek verir. Kişi kendini mutlu ve huzurlu hissetmeye başlar. Bu durum, kişinin kendine yapmış olduğu pozitif yüklemelerden kaynaklanmaktadır. Yani kişi kendi mutlululuğunu kendi yaratır ama kişi bazen bu durumu bir takım etkenlere bağlar. Ve“Güzel havalar beni hep mutlu eder, bana, huzur verir” der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamınızda olası kötü şeyleri, sorunları düşündüğünüz sürece onların sonuçları ile karşılaşırsınız. Beyin olumlu düşünceler ile baş edebilmektedir. Sizi rahatsız eden olumsuz düşünceleri düşünmemek için kendinizi zorlayarak düşünmemeğe çalışmak onları düşünmeyi getirir. Beyninizi yanıltmak için en iyi formül ”başarısızlık yerine başarıya” düşünmeyi seçmektir. Mevlana’nın bu konuya uygun güzel bir deyişi var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dostum sen düşünceden ibaretsin&lt;br /&gt;Geri kalan et ve kemiksin&lt;br /&gt;Gül düşünürsen gülistan olursun&lt;br /&gt;Diken düşünürsen diken olursun “… Mevlana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize yaramayan düşünce kalıpları ve inançlar, bedenimizde fiziksel rahatsızlıklar oluşturabilir. Aslında beden, rahatsızlıklar aracılığıyla kişiyle iletişime geçmeye çalışır. Örneğin eskiden zaman zaman boynumun tutulduğu olurdu. Loiuse Hay’in”Tüm Rahatsızlıkların Zihinsel Nedenleri “ kitabını okuduğumda inatçı insanların boyunlarının tutulabileceğinden bahsediyordu. Sonra kendime baktım, evet zaman zaman işte inatçılık yapabiliyordum. İşin tamamlanabilmesi için kendi yöntemimin uygun olduğu konusunda ısrarcı oluyor, hatta tartışma seviyelerine kadar gelebiliyordum. Daha esnek olmaya, öneride bulunan insanlara güvenmeyi ve işin gerçekleşmesini onlara bırakmayı seçtim. Şimdi boynumda hafif bir gerilme olduğunda, daha henüz tutulma aşamasına gelmeden farkına varabiliyor ve daha esnek olmayı kendime hatırlayabiliyorum. Sonuç olarak ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk/Acı, üzüntü,&lt;br /&gt;Sevgi/ Korku,&lt;br /&gt;Güven/ Endişe&lt;br /&gt;Huzur/Stres&lt;br /&gt;Başarı/Başarısızlık&lt;br /&gt;İyi/Kötü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikili gruplardan hangisini niyetlediğiniz hayattaki deneyimlerinizi oluşturur. Üzüntü ve acı yerine mutluluk, nefret yerine sevgi, stres yerine huzuru seçmeniz durumunda deneyimlerinizde, seçimlerinizle uyumlu hale gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pozitif niyetin gücünü gösteren diğer bir çalışma ise Dr. Masaru Emoto’nun çalışmasıdır. Kendi geliştirdiği teknik ile soğuk bir odanın içinde son derece güçlü bir mikroskop ve çok yüksek hızlı bir fotoğraf çekim şekli ile su kristallerini resimlerini çekmeyi başarmıştır. İçinde sevgi sözcüklerinin yer aldığı sözlerin suya doğru söylenmesi sonucunda kristallerin muhteşem güzel bir şekil aldığı, kötü sözler söylenmesi durumunda ise kristallerin şekillerinde bozulma olduğu görülmüştür. İşte bu çalışma pozitif niyetin gücüne ait canlı bir örnektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım tüm verdiğim bu örnekler niyetinizi farkında olarak belirlemenin ne kadar önemli olduğunu anlatmıştır.&lt;br /&gt;Niyetiniz , Arzu ve İstekleriniz ile bağlantılı olsun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-4187767985253117579?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/4187767985253117579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/niyetin-gucu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4187767985253117579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/4187767985253117579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/niyetin-gucu.html' title='Niyetin Gücü'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYBFbb-tvI/AAAAAAAAACI/xyXPBdO-8F4/s72-c/%C3%87evreniz+sizi+anlat%C4%B1yor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-9185032853222767507</id><published>2010-07-20T12:55:00.001-07:00</published><updated>2010-07-20T12:59:55.074-07:00</updated><title type='text'>“Olma Hali” Nedir ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX_wNn5vNI/AAAAAAAAAB4/KSvVFRelscU/s1600/Alg%C4%B1lar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1+Anlamak.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX_wNn5vNI/AAAAAAAAAB4/KSvVFRelscU/s320/Alg%C4%B1lar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1+Anlamak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496080124031384786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sipürituel çalışmalara olan  ilgim 2004 yılında reiki ile başladı. O zamanlarda bu tür konulara ilgi duyan insanlar ile karşılaştığımda aralarında en çok konuştukları kavram “olma hali içinde olmak” tı. Benim devamlı hareket halimde olmamı örnek göstererek “olma hali” ne geçmemİ önerirlerdi. Ben ise “olma halini” ne anlama geldiğini bir türlü anlayamazdım. Ne yani hiç bir şey yapmadan oturup ne olacak ise bekleyecek miydim. Onların da bu konuda çok şey bildiklerini sanmıyordum. Belki de olma halini hissediyorlardı ama tam anlatamıyorlardı. İleriki zamanlarda ruhsal farkındalığım artıkça “olma hali” nin gerçekte ne olduğunu anlayacaktım. “ Olma hali” ne onların söylediği gibi hareket etmeyi bırakmak ne de benim düşündüğüm gibi hiç bir şey yapmadan öylece beklemek anlamına geliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamda mutlu olmak ve kendimizi iyi hissetmeyi o kadar çok diliyor ve istiyoruz ki; şunu yaparsam, oraya gidersem mutlu olurum, şuraya gidersem, şu kişiyle konuşursam bana iyi gelir, şu işe girersem çok iyi olur şeklinde gelecekte hissedeceğimizi düşündüğümüz bir duygu hali için devamlı bir şeyler yapar veya bir şeyler üretmeye çalışırız.  Mutlu olacağımızı düşündüğümüz şeyi tamamladığımızda ise çoğunlukla mutlu olmayız veya başta havaya girer mutluyuz deriz sonra o anki heyecanımız sabun köpüğü gibi söner gider. Sonra yılmadan mutlu olacağımızı düşündüğümüz farklı bir aktivite, olayı gerçekleştirmek için çalışmaya başlarız.  Ve bu böyle devam eder, durur. Bu döngüden kurtulmanın tek yolu öncelikle bizim için mutluluk nedir, mutluluğu hissetmek nasıl olur, huzur, neşe, hayattan zevk almak nedir? Tüm bunları hissetmenın nasıl olduğunu bulmak ile olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Olma hali” deneyimlerimizi yaşarken hissetmek, önce hissetmek sonra yapma haline geçmektir.  Yani mutlu olmak, huzuru bulmak için aklımıza gelen bir şeyleri yapmak yerine, önce hissedip, o deneyimin bizim için neyi ifade ettiğini idrak ettikten sonra yapmaya başlama halidir. Oturup hiç bir şey yapmamak” olma hali” değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturup hiç bir şey yapmamak tembellik etmek demektir. Korkular içimizde öyle birikmiştir ki kendimizi ifade edecek gücümüz kalmadığından bazen aksiyon almamayı seçeriz. Aksiyon almayı seçtiğimizde ise kontrol etmeye çalışırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız deneyimler sırasında nasıl hissettiğimize, nelere reaksiyon gösterdiğimize, gösterdiğimiz reaksiyonu bizde uyandırdığı hisleri öğrenmeye başladığımızda daha da netleşiriz. Kendimizi daha iyi tanımaya başlarız. Hissetmeye tamamiyle başladığımızda ise neyin ne olduğunu net ve olması gerektiği gibi hissetmeye başlarız. Etrafımızda her şeyi hissetmeye başladığımızda gerçek “neşe hali” oluşmaya başlar. Her şeyi hissetmek, bilmek ve kendi farkındalığımıza getirmek ile kontrol edecek bir şeyin olmadığını kavrar ve rahatlarız. Plan yapmaya gerek olmadan hislerimizin oluşturduğu enerji ile arzularımız doğrultusunda olayları, insanları ve deneyimleri hayatımıza çekmeye başlarız. Önümüze geleni yaşarız. Önümüze gelen hislerimizin yarattığı deneyimler olduğundan hiç çaba göstermeden öylece yaşarız, akışta oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-9185032853222767507?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/9185032853222767507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/olma-hali-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/9185032853222767507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/9185032853222767507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/olma-hali-nedir.html' title='“Olma Hali” Nedir ?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX_wNn5vNI/AAAAAAAAAB4/KSvVFRelscU/s72-c/Alg%C4%B1lar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1+Anlamak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-7476558092228302594</id><published>2010-07-20T12:51:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:55:08.413-07:00</updated><title type='text'>Hayal Gücünün Dayanılmaz Gerekliliği</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX-1kK9CuI/AAAAAAAAABo/V8-mwSBNISw/s1600/Hayal+Kurmak.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX-1kK9CuI/AAAAAAAAABo/V8-mwSBNISw/s320/Hayal+Kurmak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496079116471700194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sahip olduğumuz en güzel şey hayal gücüdür. Hayal gücünüz ile istediğiniz her şeyi yaratabilirsiniz. Yaratım hayal etme ile başlar. Bir şeyi düşündüğünüzde onu şekli ile birlikte hayal ettiğinizde beyninizin sağ ve sol tarafınız aynı anda kullanıyorsunuz demektir. Beyninizin bir tarafı mantıksal, diğer tarafı ise sanatsaldır. İkisi aynı anda çalıştığında uzun süreli hafıza oluşur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgiyi uzun süre hafızanızda tutmanın 3 yolu vardır. 1- Tekrarlamak, 2-Karşılaşma yoğunluğu 3-Beynin hem sağ hem de sol tarafını aynı anda kullanabilme . Bu metodu kullanmanız durumunda yaratım kolaylaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayal gücümüz üzerinde çalışırken inanç sistemimize de göz atmak gerekir. İnançlarınız gerçeğinizi oluşturan en güçlü elemanlardır. İnançlar aslında kavramsal şeylerdir. Onların var olduğunu düşünürüz. Gerçekten doğru olup olmadıklarını net olarak bilemeyiz. İnanç sistemimiz 2 ayrı şekilde oluşur. Birinci yol yaşarken etrafınızda olanları izleyerek oluşturduklarınızdır. Bu daha çok okul ve aile ortamındaki öğrenmedir. Burada öğrendiğiniz şeyler, hayatınızda olanlardan sizin sorumlu olmadığınız inancı ile hayatınızdaki olayları değiştiremeyeceğiniz inancını getirir. İkincisi ise neye inanacağınıza kendiniz karar verirsiniz. Bu inancınıza ait delilleri deneyimlerinizde fark edersiniz. Herhangi bir inancın, gerçekten de hayatta denemek istedikleriniz ile uyumlu olup olmadığı sorusu çok önemlidir. Bunun içinde başkalarına ait inançların fark edilmesi, kabullenilmesi veya ret edebilmesi ile nelere inandığınızdan çok nasıl inandığınız konularını irdelemek gerekir. Nasıl inandığınız bilgisi; yaşamınıza büyük bir güç verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızda olanlardan siz sorumlusunuz. O veya bu şekilde hayatınızı siz yarattınız ve yaratmaya devam ediyorsunuz. İnanç sistemini oluşturan bilgileri bilinçli veya bilinçsiz yaratmış olabilirsiniz. Peki böyle düşünmenin bana faydası ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyimlemek istediğiniz şeyi değiştirebilmek sadece ve sadece inançlarınızı ve onun etrafındaki kavramları değiştirmek ile mümkün olabilir. İnanç sisteminizi idare ederek yaşamınızdaki bir çok şeyi çözümleyebilirsiniz. Çünkü yaratan sizsiniz. Şu an bunun farkına varmamış olabilirsiniz, ancak ileride bir şekilde farkına varacağınızdan hiç şüphem yok. Şu an ne düşünüyorsanız, nasıl hissediyorsanız, nasıl bir inanç sisteminiz var ise tüm bunlar sizin geleceğinizi oluşturur. Geçmişi veya geleceğin nasıl olacağını düşünmek yerine şu an hayal gücünüzü kullanın, arzu ve isteklerinizin neler olduğuna odaklanın, kendiniz için neler istediğinizi hayal edin, uçuk kaçık olması sizi yanıltmasın, sizin gerçekliğinize geldi ise o zaten gerçekleşecek demektir, emin olabilirsiniz. Unutmayın Yaratım, ne geçmişte ne de gelecekte şu anda gerçekleşir. Şu an yarattıklarınız geçmişi ve geleceği yapılandırır. Geleceği ve geleceği değiştirmek istiyorsanız, şu anınızı değiştirin. Sürekli tekrarlanan döngüleriniz var ise şu anda o döngüyü nasıl değiştirebileceğinizi hayal edin ve o hayalinize bağlı kalın. Bir iki hafta hayalinize bağlı kaldıktan sonra geçmişi düşünüp hadi olur mu ya demeyi seçmek veya bir süreliğine kararınızı unutup alışık olduğunuz gibi yaşamaya devam etmek, tekrar o döngüye kapıyı açıp “Hoş Geldin“ demektir. Unutmayın….&lt;br /&gt;Sevgiler, Sibel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-7476558092228302594?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/7476558092228302594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/hayal-gucunun-dayanlmaz-gerekliligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7476558092228302594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7476558092228302594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/hayal-gucunun-dayanlmaz-gerekliligi.html' title='Hayal Gücünün Dayanılmaz Gerekliliği'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX-1kK9CuI/AAAAAAAAABo/V8-mwSBNISw/s72-c/Hayal+Kurmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-151311636558240460</id><published>2010-07-20T12:47:00.001-07:00</published><updated>2010-07-20T12:50:02.013-07:00</updated><title type='text'>Yaşam Döngülerimiz Hakkında</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX9f-moWcI/AAAAAAAAABg/wYfyL8Xh4Nc/s1600/ADVANCE+DNA.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX9f-moWcI/AAAAAAAAABg/wYfyL8Xh4Nc/s320/ADVANCE+DNA.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496077646098356674" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızdaki döngüleri farkettiğiniz oluyor mu? İlk döngü ne zaman başladı ? Dönüşe dönüşe ne hale geldi? Tüm bu soruların yanıtını aşağıdaki yazımda bulabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bizi biz yapanın çoğunlukla 0-7 yaş arasında ailemizden ve çevremizden gördüklerimiz olduğunu bir çok kitaptan okumuşsunuzdur. Ayrıca her şeyin anne karnında başladığından bahsedilir. İşte buna pek inanmazdım ta ki bizzat deneyimleyene kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralar Michael Brown’un Presence Process çalışmasını yapıyorum. 9.ncu haftam ve son iki  haftam kaldı. Bu çalışmada her gün minumum 15 dakika olmak üzere 2 bağlantılı nefes çalışması yapıyorsunuz. Çalışmanın 7.haftasında 20 dakika sıcak suda kalmanız isteniyor. O gün banyoya girdikten 15 dakika sonra genelde saunaya ve buhar odasına girdiğimde başıma gelen oldu ve nefesim yetmiyormuş hissine kapıldım. Nefese devam edip kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Aniden bir biliş geldi. Annemin karnındaydım. Anneme zorluk yaratmayayım diye hiç kıpırdamadan duruyor, nefes almaya dahi korkuyordum. Annemi rahat ettirmek için yaşadığım sıkıntıları ona yansıtmamaya çalışıyordum. Belki biraz sakin olup çabayı bırakıp teslim olsam beni çok farklı deneyimler bekliyor olacaktı ama o zamanlar çabalamaya devam etmeyi seçmiştim. Gelen bu bilgiyi annemden öğrendiklerimle birleştirdiğimde ise bu bilginin hiç de yabana atılacak bir bilgi olmadığını farkettim. Annem bana hamile kaldığında henüz 22 yaşındaymış ve beni doğurmak istememiş. Uzun süre çantasında iğnelerle dolaşmış, sonrasında da aldırma  zamanı geçmiş ve beni doğurmak zorunda kalmış. Ablamla bana hamile kaldığı dönemi karşılaştırdığında, benim sorunsuz olduğumu, fiziksel değişim dışında hamile olduğunun farkında olmadığını söylemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum hayatımda nasıl bir gerçeği yarattı? dersiniz. Evet hayatımda bir şeyleri yapmak, çevreme iyi görünmek adına devamlı çabalamıştım. Nankörlük etmek istemem ama iş hayatında başarılı olmayı arzulamanın aslında benim isteğim olmadığını farkına vardım. Herkesin hayatını kolaylaştırmaya çalışmış ve kendimi arka plana atmıştım. Herşeyi onlar için kolay hale getirdiğimi düşünerek aşırı çaba göstermiştim. Her şeyi kolayca ve hiç tereddüt etmeden gerçekleştiriyordum ki kimse onlara ihtiyaç duyduğumu farkedemiyordu. Beni ikinci plana attıklarında da bana ihanet ettiklerini düşünüyor ve içten içe onlara sinirleniyordum. Aslında hepsi birer haberciydi. Onlara kızmamam gerekirdi. Sadece onlardan gelen mesaja bakıp içimdeki çocuğu yatiştirıp kendisini ifade etmesine izin vermem yeterliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu döngüden kurtulmaya niyetliydim. İhaneti deneyimliyorsam, ihanetin tam tersi işbirliğini hayatımda yaratmak yani kendimle işbirliği içine girmeliydim. Kendimle işbirliği içinde olduğumda ise ihaneti deneyimlememeye başlayacaktım. Hayatımdaki bu döngüyü kırmış olacaktım. Önce işbirlikçinin sözlük anlamına baktım. İşbirlikçi; amaç ve çıkarları bir olanların oluşturdukları çalışma ortaklığı anlamına geliyordu. Evet kendimle işbirliği içinde olacaktım. Amacımız aynıydı işbirliği içinde olabilirdik. İstemediğim bir şey veya bir durum için “ Hayır”, istediğim bir şey veya bir durum içinde “ evet”  demekle başlayacaktım. Bu biraz  zor gözükse de döngünün artık sonlanması için bunu yapmaktan başka çarem olmadığına inanıyordum. Hayatıma giren habercinin emeklerini boşa çıkarmamaya niyetliyim. Hayatınızda size zor anlar yaşatan insanların size sadece mesaj vermek için hayatınızda olduklarını unutmayın. Sizi terkediyor veya size ihanet ediyor gibi görünebilirler. Aslında hepsi birer kendinize ne yaptığınızı hatırlatan haberci. Size şeytan görünenler bir gün size melek olabilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam rüyamda yaptığım bir konuşma ile yazıma son vermek istiyorum. Rüyamda karşımda bir sürü insan beni dinliyordu. Konuşmamı “Ben enerjimi yükselttikçe, hayatın akışına kendimi bıraktığımda diğer insanların da enerjileri yükselecektir. “  şeklinde bir cümle ile tamamladım. Çok doğru bir cümleydi siz olana izin verirseniz, olanın mükemmel plan için kendine özel anlamı olduğuna, size sizinle ilgili ipuçları verdiğini düşünürseniz her aldığınız mesaja tepki vermek yerine sadece size nasıl bir mesaj gönderdiğine odaklanırsanız içinizden gelecek “ Aha.. “ şeklinde farkındalıkları duymak olası dahilinde .. siz yükselirseniz size haberci görevi yapan insanları da özgür bırakırsınız artık size verecek mesajları kalmaz. Ve onlar da özgür olur, yükselirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızda olanların sorumluluğunu aldığınızda gerçek özgürlüğe ulaşabilirsiniz. ........... Şu soruyu samimi olarak yanıtlamanızı istiyorum....Özgür olmayı gerçekten istiyor musunuz ?..... Unutmyaın özgür olmak sorumluluklarını kabul etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİP NOT: Hayatıma giren tüm haberciler hepinize gerçekten çok teşekkür ediyorum. Hayatıma girip bu  zor görevi aldığınız için hepinizi takdir ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-151311636558240460?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/151311636558240460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/yasam-dongulerimiz-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/151311636558240460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/151311636558240460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/yasam-dongulerimiz-hakknda.html' title='Yaşam Döngülerimiz Hakkında'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX9f-moWcI/AAAAAAAAABg/wYfyL8Xh4Nc/s72-c/ADVANCE+DNA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-5518241287935239845</id><published>2010-07-20T12:44:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T13:01:52.089-07:00</updated><title type='text'>İŞ HAYATININ DAYANILMAZ SİPÜRİTUELLİĞİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYAXh0EcfI/AAAAAAAAACA/QKKyLT9U3iA/s1600/sipiritualite+at+work.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYAXh0EcfI/AAAAAAAAACA/QKKyLT9U3iA/s320/sipiritualite+at+work.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496080799466025458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan krizler sonrasında, şirketleri zorlayacak konuların başında çalışanların işe bağlılığı arttırmak  gelecektir. Görev ve sorumluluklara yeni anlayışlar getirmek, kişilerin sahip oldukları işe yeni anlamlar kazandırmak önem kazanacaktır. Dünyada ve Türkiye'de en son trendler gösteriyor ki üst düzey yöneticiler, CEO'lar ruhlarını şirketin ruhu ile özdeştiriyorlar. Aslında bunu hep yapıyorlardı. Farkında olanlar ilerledi. Kendisi  kazandıkça, şirketini de kazandırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin bildiği ve anketlerde kanıtlandığı üzere sadece maaş, hoş yan paketler, hoş güzel iş ortamı çalışanlara kafi gelmiyor. Kişi öncelikle yaptığı işten gurur duymak istiyor. Bu arzusunu göz ardı ettiğinde ise işe olan ilgisi kayboluyor. Çalışanlar, işte kendilerini tatmin olmamış ve boş hissettiklerinde depresyon hali oluşuyor. Depresyon halinde olan kişi; heyecan ve coşku hissedemez, işten atılmamayı sağlayacak minimum gereklilikleri yerine getirir. Verilen görevleri mümkünse ret eder. Sorumluluğundaki işleri zamanında teslim etmez. Müşteri memnuniyeti azalır v.s.  v.s. Bu durum sipirituel alemde “ AKIŞTA OLMAMAK…..” olarak adlandırılmaktadır. Akıştaysanız Filozof Wu Wei – Woo Way ‘nun söylediği“ action without action/“aksiyon almadan aksiyon alma” durumu iş başındadır. Wu Wei; Kişinin düşünce ve fikirlerin arkasındaki mantığı bulma kavramı yerine, yaşanan çelişkinin arkasındaki gerçeğe yönelme kavramını ortaya koymaktadır ve buna “emeksiz/çabasız aksiyon” (effortless action) demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EMEKSİZ/ÇABASIZ AKSİYON’ nun sırrı nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durumlar uygun değil ise işler aksamaya başlar. Doğru zaman geldiğinde ise size verilen görevi rahatça yaparsınız. Hiç sorun çıkmaz. O anın doğal akışını uygun hareket ediyorsunuz demektir.  Şüphenin izi yoktur. Bir sorun var ve çözümlenmiyor ise mutlaka bir sebebi vardır. “Olmuyor ise üzerine git uğraş, tüm engelleri kaldır sonunda çözümlersin“ anlayışı işlemez. Gerçekte doğru zamanda, doğru yerde değilsinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sipiritualitenin anlamını arayışta bulabilirsiniz. Bu arayış kişiye göre değişir. Sipiritualitenin iş hayatına girmesi; dinsel koşulların ortaya çıkması şeklinde algılanmamalıdır. İş hayatında ruhsal bilinç yaratmanın en önemli faydalarından biri de evrenin etkilerini doğal akışı içinde hissetme yeteneğini size kazandırmasıdır. Ekonominin durumu ne olursa olsun insanın potansiyeli tükenmez. Sınırsızdır. “ Dünya” ortak bilincin yansımasıdır. Sorunlarımızın tek çözümü yine ortak bilincimizde yatar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahatma Gandhi “ Dünyayı değiştirmenin tek yolu önce kendinizi değiştirmekten geçer” demiştir. Bu bizzat benim de yaşamımda deneyimlediğim bir sözdür. İş ve özel hayatınızda barışı hissetmek istiyorsanız önce kendinizden başlamalısınız. Dünyayı değiştiremezsiniz. Dünyayı nasıl gördüğünüzü, dünya ile ilgili algınızı ve yorumunuzu değiştirebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhunuz, fiziksel bedenimizi, zihnimizi, duygusal bilincimizi iyileştirmez. Hasta bedeni iyileştirmez, çünkü ruh bedeni hasta etmemiştir. Ruh zihni iyileştirir, aslında bedeni hasta eden zihindeki suçluluktur. Ruhtan, maddi dünyadan bir şey istemek, ego tuzağıdır. Bu zihnimiz ile yapabileceğimiz bir şeydir. Bu eylemi ruha mal etmek, yanlış bir algılamadır. Ruh, dünyada bir şey yapmaz, sadece zihnimizde ve zihnimiz aracılığı ile yapar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sipiritualitesiz gerçek hayat, vizyonu olmayan bir dünya demektir. Sipiritualite ise vizyonun maddeye dönüşmesidir ki bu da gerçek hayatta gerçekleşir. Sipiritualite, gerçek hayattan boşanır ise hem gerçek hem de sipiritual hayat zarar görecektir.  Peki , &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gerçek yaşam ile sipirituel yaşamın birbirini küçümsemeden beraber çalışmasını nasıl sağlayabiliriz? &lt;br /&gt;- Konuya şüpheli yaklaşan insanları sipiritualitenin onlara neler verebileceğine dair fikirlere açık olmalarını nasıl sağlayabiliriz? &lt;br /&gt;- Erdemli kişilerin yüksek dağlardan aşağıya inip gerçek yaşamda ellerini kirletmelerini nasıl sağlayabiliriz? &lt;br /&gt;- Sipiritualiteye yöneldiklerinde diğer çalışanların saygılarını kaybedecekleri düşüncesini nasıl yok edebiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu soruların yanıtını aşağıda yanıtlamaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski bir Budist hikayesine göre aydınlanmış bir kadına “Farklı olan Nedir?” şeklinde bir soru yöneltmişler.  Kadın bu soruyu şöyle yanıtlanmış. “Aydınlanmadan önce odun kırar, su taşırdım”, “Aydınlandıktan sonra odun kırıp su taşıyorum” İş hayatında da aynı durum söz konusudur. Sipiritüelliği iş hayatınızda denemeye başladığınızda ve sonrasında değişen bir şey olmayacaktır. Sipirituelliğimiz ve işimizdeki tek değişiklik bağlantılarımızda olur. Sipiritüelitellik iş hayatında hatalar yapmanızı önlemez. Sizi göz ardı ettiğiniz durumlara yönelmenize ve yapmaktan kaçındığınız, uzak durduğunuz şeyleri yapmanız konusunda sizi cesaretlendirir. Sizi bencil olmaktan kurtarıp, kendinizi sevmeye yönlendirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sipiritüel olabilmek için dağlara monkların yanına gidip sakin, güzel, sessiz bir ortamda meditasyon yapmak gerekir mi? Ruhsal olmak için normal hayattan uzaklaşmak mı gerekir? Gürültülü, karmaşa ve zorluklarda sipirituelliği bulamaz mıyız? Tüm bu soruların yanıtı kocaman bir “HAYIR” dır. Her şey olurken kendimizin farkında olup ve deneyimlerimize göre kendi değerlerimizi oluşturup barış, huzur ve mutluluk içinde yaşamamız mümkündür. Sipirituellik ile iş hayatının bağlantısını gösterecek bir tanım vermek istiyorum.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Sipirituelite, kendimizi ve çevremizin evren ile (tanrı,kaynak, güç, nasıl tanımlıyorsanız bu cümle içinde onu yerleştirin) bütünleşmek, evrenin ruhunun, bu dünyada bedenleşmesine aracı olmak için kullanılan bir öğretidir. “   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin tanımının sadece para kazanmak olduğunu düşünmüyorum. Hatta bazı işlerin çok doyurucu ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Örneğin ben 1987 yılında iş hayatıma başladım ve 2001 senesine kadar eğlendiğim, kendimi bulduğum yegane yer işimdi. Orada yaşadığımı hissediyordum. Çok mutluydum. İş, hobi listemin en başında geliyordu. İşim bir yana, her şey bir yana gibiydi. Yeni sorumluluklar almak, projelerde yer almak ve onları sonuçlandırmak benim için vazgeçilmez bir zevkti. Bu deneyimimden yola çıkarak işi şöyle tanımlayabiliriz; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ İş, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, evrenin sahip olduklarına daha da yakınlaşmak için kullandığımız bir araçtır. “ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tanım; çalıştığınız iş, evde yaptığınız tamiratlar, temizlikler, ilgilendiğimiz çocuklarınız, akrabalarınız, arkadaşlarınızda sipirituelliğin izini bulabileceğimizi göstermektedir. Bir diğer anlatımla çöp toplayan işçiler, hemşireler, avukat, hakim, bankacı herkes daha iyi bir dünyada yaşamak ve sevgi, barış ve mutluluğun anlamına biraz daha yaklaşmak için çalışırlar. İşimiz bize ister iyi bir ödeme sağlasın, ister sağlamasın, ister oradayken çok mutlu olalım, ister stres içinde olalım, ister işimizden nefret ediyor olalım, bize sosyal statü sağlıyor olsun veya olmasın, tüm bu deneyimlerin kendisi sipirituelliktir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sipirituelite ile işin tanımını birleştirerek, İşte Sipirituelliği tanımlayacak olursak; şöyle bir tanım ortaya çıkar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ İşte sipirituellik,  evren ile bütünleşmek, tanrının ruhuna bu dünyada bedenleşmesi için aracı olmak ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, tanrının sahip olduklarına daha da yakınlaşmak için kullandığımız bir öğretidir.  “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sipirituelliği sağlamak için, iş hayatında uygulanabilecek alıştırmalar geliştirilmelidir. Bu alıştırmalar, iş hayatının anlamını keşfetmemizi, sorumluluklarımızda dengeye, diğerleri ile iyi ilişkilerde bulunmamızı, doğru ve yanlışı ayırt etmemizi, değişiklikleri kabul etmemizi sağlayacak türden olmalıdır. İşte o zaman iş hayatında sipirituelliği kullanıyoruz diyebiliriz.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş hayatında var olan sipiritueliteyi göstererek 5 sorunun üzerinden gitmek istiyorum. Bu soruların yanıtları herkes için geçerli olup yanıtları kişiye göre değişebilir. Sorulara nasıl yanıt verdiğimiz sipirituelliğe olan yakınlığımızı gösterecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- İşte Sipirituelliğin Anlamı Nedir ? &lt;br /&gt;Bazıları sosyal statü için çalışır. Aktör, öğretmen gibi kişiler hayatlarını bir şeylere adarlar. Bazıları kendilerine kariyer oluşturma arzusu ile çalışma hayatına başlar. Bazıları yardım kuruluşlarında çalışırlar. Call center çalışanları gibi kişiler hizmet etmeyi sevdikleri için bu iş kolunu seçmiştir. Bazıları aile şirketinde çalışmayı seçer.  Bazıları işini sever, bazıları nefret eder. Tüm bunlar, insanların iş hayatında neler bulduklarının gösteren işaretlerdir. Bu işaretler sipirituel hayat dendiğinde neyi anladığımızı gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Diğerleri ile Nasıl  İlişkide Bulunuruz? &lt;br /&gt;İşte tek başına değiliz. Hepimizin patronu, iş arkadaşları, danışmanı, müşterileri, çalışanları, tedarikçileri ve rakipleri var. Bunlarla nasıl ilişkide bulunduğumuz sipirituel hayatımız hakkında ipucu verecektir. Temelde, diğerlerine arkadaşça davranmanın daha sağlıklı olacağını biliriz. Ancak iş hayatında bu kural bazen çalışmayabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları iş hayatında illegal iş yapmaktan kaçınır. Bazıları  doğruluk ve dürüstlüğün iş hayatında daha derin olması gerektiğini düşünür ve sadık olmanın öneminden bahsederler. Ancak müşteri, tedarikçi, çalışan ve iş arkadaşlarının tamamen sadık olduğunu düşünmek güvenli olmayabilir. Dürüstlük ve hakkaniyetin normal bir uygulama haline gelmesi nasıl mümkün olabilir? sorusunun yanıtını, iş hayatındaki sipirituellik verebilir. Çalışma hayatında bazı yöneticiler vardır. Ne olur ise olsun sizi dinler sonra yanıtlar. Yanlışlarınızı düzeltirken naziktir. Sabırlı ve toleranslıdır. Tutkulu ama duygusal değildir. Dinlemeden karar vermez. Değişimlere açıktır. Bu kişi aslında kendisine nasıl davranılmasını istiyor ise o şekilde hareket ediyordur. Ya Siz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Hayatımızı Nasıl Dengeliyoruz ? &lt;br /&gt;Hepiniz işinize, ailenize, arkadaşlarınıza, topluma karşı kendinizi yükümlü hissedersiniz. Yükümlülüklerinizi yerine getirirken onlara ayıracağınız zaman, enerji ve kaynağı  belirlerken aldığınız kararların dayanağı önemlidir. Bazı kişiler parayı güç ve itibar olarak görürler ve yaşamlarının çoğu zamanını işte geçirirler. Bir de bakarlar ki iş kolik olmuşlardır. İşlerini her şeyin başına koyarlar. Bazıları seçimlerini yaparken yaratıcılığı, sevgi ve dengeyi göz önünde bulundururlar. Bu önceliklere uygun konulara yönelirler. Güç ve para kazanmak için iş değil, değişik insanlar tanımak ve ruhumuza iyi gelecek hobilerle de ilgilenmek isteyebilirsiniz. Birbirinden farklı konularla ilgilenme hissiniz sizin sipirituelliğinizi de belirliyor olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Neyin Yanlış, Neyin Doğru Olduğunu Nasıl Belirliyoruz ?&lt;br /&gt;İş hayatında doğru ve yanlış birbirinden ayırt etmek, işteki etik kurallara bağlıdır. Genelde etik kurallara aykırı olan şeyler yapılmaz ret edilir. Bazı konular vardır ki gri alanda kalırlar. Örneğin müşteri her zaman haklı mıdır? Nereye kadar çalışmalıyız? Bu soruların yanıtı önceliklerimize ve kişisel değerlerimiz ne olduğuna bağlıdır ki bu da sipirituellikle bağlantılıdır. İş hayatında yanlış ve doğru sahip olduğumuz güçle de bağlantılıdır. Patron veya üst düzey yönetici iseniz güven oluşturma ve kar sağlama her zaman ilk plandadır. Düşük pozisyonlardaysanız doğru ve yanlışın anlamı değişir. Güç sahibi olmak isteyen bazı üst düzey yöneticiler, etik kurallar uygulanamaz hale getirebilir. Her ne pozisyonda olursak olalım, yanlış ve doğruyu belirlerken etik çıkmazları sipirituelliğimizle aşabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- İş Hayatında Sürekliliği ve Değişikliği Nasıl Sağlarız ?&lt;br /&gt;Bankalar, devlet kuruluşları, fabrikalar, çiftlikler iyi bir şekilde işleri sürdürebilir olmalılar. Çok kar etmek, daha verimli çalışmak, şirketin işlevsel olduğunuzu göstermez. Bazen çalışan kişilerin potansiyeli ile üretkenliği dikkate alınmayabilir. Bir kuruluşun iyi bir işlevi var ise bu işlevselliğini devam ettirmek önemlidir. İşlevsel olmayan bir kuruluşta ise değişiklik yapılması gerekebilir. Değişiklikler bazen karışıklıklara sebep olabilir bazen de çok rahat adeta fark edilmeden gerçekleşebilir. İşte bu durumda çalışırken en derin sipirituel değerlerimizle bağlantıda kalarak yapabileceğimizin en iyisi yapmışız demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-5518241287935239845?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/5518241287935239845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/is-hayatinin-dayanilmaz-sipurituelligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5518241287935239845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5518241287935239845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/is-hayatinin-dayanilmaz-sipurituelligi.html' title='İŞ HAYATININ DAYANILMAZ SİPÜRİTUELLİĞİ'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEYAXh0EcfI/AAAAAAAAACA/QKKyLT9U3iA/s72-c/sipiritualite+at+work.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-8324178404439704383</id><published>2010-07-20T12:42:00.001-07:00</published><updated>2010-07-20T12:44:40.113-07:00</updated><title type='text'>YARATIMLARIMIZ  HAKKINDA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX8Yk-IKZI/AAAAAAAAABY/0Btcbf_cdyc/s1600/erguvan-agaci.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 238px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX8Yk-IKZI/AAAAAAAAABY/0Btcbf_cdyc/s320/erguvan-agaci.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496076419446876562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kullandığınız kelimeler yaşamınızı etkiler. Yeterli miktarda  söylendiğinde ise gerçek olur. Şu anda yaşadıklarınızın, sahip olduğunuz olumlu ya da olumsuz inanç ve duygularin ürünü olduğunu biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamınızda farkında olarak kuvvetlendirdiginiz, en cok yöneldiğiniz olaylar ve deneyimler hayatınızı şekillendirmekte, kısıtladıklarınız ise yaşamınızda engel ve blokajlar olarak kendini gostermektedir. Bunun sebebi, bizi biz yapan inanç ve duygularimizin %88'inin bilincaltinda depolaniyor olması; sadece ve sadece %12'inin bilincimiz dahilinde olmasıdir. Yaşamınızda engel ve blokajlara sebep olan duygu ve inançlarınızı kısıtladığınızda, yaşamınızın her yanında bolluk enerjisini deneyimlersiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha basite indirgersek ağzınızdan çıkan her cümle, düşündüğünüz her şey hayatınınzın gündemini oluşturur. Örneğin “Maddi olarak karşılayamam” şeklinde bir cümle sarfettiğinizde “Karşılayamadığım için bolluğu almam mümkün değildir“ demek istiyorsunuzdur. Veya “Kilo Vermem lazım” dediğinizde ise “ Versem bile kilo almaya devam edeceğim” demek istiyorsunuzdur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden de arzu ve isteklerinizi gerçekleşmediğinde “İşte şu olmasaydı olmazdı” , “ Aslında onun suçu” gibi suçlamalarda bulunmanın bize faydası olmaz. Burada önemli olan yaratımın sorumluluğunu almaktır. Yani  “Maddi olarak Karşılayamam” cümlesini kullandığınızda yaşamınıza bolluğun girmeyeceğini baştan kabul edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüncelerinize ve ağzınızdan çıkanlara hakim olamıyorsanız niyetinizi pozitife çevirmek alternatif bir uygulama olabilir. Dışarıda her ne oluyor ise içinizde ve niyetinizde olan odur. Bu yazılanlar anlamlı gelmiyor ve mevcut düşünce ve algılarınızı aynı düzeyde tutmaya devam ediyorsanız şu anki güvenli alanızda kalmayı seçiyorsunuz demektir ki bu  tamamen sizin bileceğiniz bir şeydir. Deneyimleriniz her ne kadar arzulamadığınız şeyler olsa da ne olur ise olsun ne yapacağınızı sorunları nasıl çözümleyeceğinizi, nerelere başvuracağınızı ve nasıl bastıracağınızı çok iyi bildiğiniz için mevcut durumu korumak  size daha güvenli gelmektedir. Ancak sonraları küçük bir teknik sorun oluşur. Şu an yaşadıklarınızın ötesinde her hangi bir alternatifin olmadığını düşünürsünüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel seans ve kişisel gelişim seminerlerime katılanlara öğrendikleri yöntemi hayatlarına almalarının öneminden bahsederim. Örneğin günde sadece 10 dakikalarını ayıracak nefes çalışmalarını yapmalarını tavsiye ediyorum. Bazıları yapar ve sonuçlarından faydalanır. Bazıları ise sadece bilir ama uygulamaz, olanı yaşamaya devam eder ya da farklı bir yöntemi denemeyi seçer. Kendisi yerine başka bir şeyin veya bir tekniğin olan her ne ise onu düzeltmesini bekler. O an için güvenli alanında kalır. Bu o kişi için o anda seçimi yapılacak en mükemmel seçimdir. Çünkü o anda o zamanda biraz daha öğrenmeye, deneyimlemeye ve seçimini hissetmeye ihtiyacı var demektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlanması gereken bir şey vardır ki kişi acı ve üzüntüde iken objektif olamaz. Kendisi için iyi olanı bulmaya çalışsa dahi acı ve üzüntüde iken taraf tutar. Objektif olamaz. Objektif olabildiğimiz tek an neşe ve çoşkuda olduğumuz anlardır. Neşe ve çoşkudayken ağzınızda olumsuz bir cümle dahi çıkmaz. Kendi gerçeğinize ulaşturmanız, sorunları çözmeniz kolaylaşır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hep neşe ve çoşkudayken karar vermeyi seçerim. Siz de deneyin ; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Ruhları harekete geçiren asıl duygu , “neşe”dir”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-8324178404439704383?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/8324178404439704383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/yaratimlarimiz-hakkinda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8324178404439704383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8324178404439704383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/yaratimlarimiz-hakkinda.html' title='YARATIMLARIMIZ  HAKKINDA'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX8Yk-IKZI/AAAAAAAAABY/0Btcbf_cdyc/s72-c/erguvan-agaci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-2257449656346979094</id><published>2010-07-20T12:39:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:42:20.092-07:00</updated><title type='text'>Nasıl Nefes Alıyorsak Öyle Yaşıyoruz</title><content type='html'>Evet, Nasıl nefes alıyorsak o şekilde yaşıyoruz. Tek bir nefesin hayatımızın üzerindeki gücünü görmek gerçekten enteresan ve kabul edilmesi zor gibi ama doğru. Nasıl nefes alıyorsak öyle karaktere sahibiz geçmiş ve şu anda yaptıklarımız nefes alış şeklimizde görüntülenebiliyor. İlginizi çekeceğini düşündüğüm için  Sevgili Judith’in “Breathe Deep Laugh Loudly” kitabında ülkelere göre insanların nefes alış şekillerinin değişebileceğinden bahsettiği bölümden birkaç alıntı yapmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya’da insanların karın bölgelerinde bloke olmuş enerjiler bulunmaktadır. Nefes karın bölgelerine çok az veya hiç gitmemektedir.  Göbekli olmaları da buna bağlanabilir. Sert bir karnınız var ise hayatınızda olup biten tersliklerin sebebi bu bölgede biriken ifade olmamış, bloke olmuş negatif enerjilerdir.  Bu durum kişiyi sinirli yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizlerin karına nefes alma alışkanlıkları vardır. Bu da onları ayakları yere basan, başarılı ve güçlü iradeli insanlar yapmıştır. Sadece karına giden nefes yani yaşam enerjisi sebebiyle kalp bölgelerinin bloke olmasına sebep olmuştur. Bu da onların sevgiye ve şefkate rahatça açılamadıklarını gösterir. Soğuk ırk denmesinin altında yatan sebep nefes alış şekilleri olmasın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusların grup bilinci gelişmiş ve nefese güvenmeleri ve teslim olmaları çok kolaydır. Güce teslim olmuş bir şekilde yaşamlarını sürdürürler. Rusların %90 unun nefesleri karın bölgelerine gitmez. Nefesleri karın bölgesine gitmeye başladığı anda güçlenmeye başlarlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı kadınların nefesleri karınlarına gitmediği için güçlerinden ve iradelerinden özellikle vazgeçmiş durumdalar. Erkekler de aynı şekilde karından nefes almamaya çalışıyorlar. Göğüslerini şişirerek nefes alıyorlar bu da onları duygularından kopuk insanlar haline getirebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taiwan ve Asya ülkelerinde ise bayanlar üst solunum yollarına ve boğaza nefes gitmemektedir. Kendilerini tam ifade edemiyorlar. Nefes seansı sırasında çok fazla öksürük ve tükürük olarak dışarıya çıkabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki durumu ise kendi deneyimlerime dayanarak anlatmak istiyorum. Türkiye’de durum biraz farklı. Tüm illerde yaşayan insanların nefeslerini tam deneyimlemedim ama büyük şehirlerde yaşayan erkekler karınlarına nefes almaktalar. Bu şekilde kalp krizi oranı da artmakta tabii. Sipirutiel illere gittiğinizde Konya gibi durum tam tersi oluyor. Tüm nefes göğüs bölümünde kalıyor, karın kısmına gitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda ise en çok ters nefes ve karına tam nefes almama durumunu gözlemliyorum. Ters nefes kişinin hissettiklerini tam tanımlayamama, bildiklerini de hissedememe durumu yaratır. Kişi, bir şey yapmak ister, yapar ama sonra yaptığı şeyin gerçekte onu çok mutlu etmediğini fark eder. Bildiğini sandığı konular ile ilgili gerçekte ne hissettiğini sorduğunuzda da tam bir yanıt alamazsınız. Kadınlarımızın çoğunun verici ve sevecen olması, onların karın nefesi almadıklarını göstermektedir. Özellikle iş hayatında ayakları yere basan, göğüs bölgesine nefes almayan kadınlar ise hayatlarına sevgiyi ve şefkati kabul etmekte zorlanmaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısıtlanmış Duygu ve Travmalar Geri Dönülmez Bir Şekilde Nasıl Çözümlenir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok kişi, istemediği tecrübe ve duyguları yaşamaktan kaçınmak için nefesini kısıtlayarak duygularını bastırır.  Bastırılmış duygular bilinçaltında saklanır. Ve bu da büyük bir enerji gereksinimine yol açtığından vücutta sürekli gerilim oluşur. Bastırılmış bu duygular bilinçaltından davranışlarımıza direk etki yapar. Bu da kendi kendini sabote eden davranış biçimleri şeklinde kendini gösterir. Transformal Nefeste hücresel düzeyde düşük titreşimli bastırılmış duyguların daha yüksek bir frekansa dönüştürülmesi söz konusudur. Zihinsel olarak Transformal nefes, eski bant kayıtlarını, düşünce biçimlerini ve karmaşaları siler, daha derin huzur, yaratıcılık ve aydınlık düzeyleri yaratır. Manevi olarak ise bilinçaltının alt düzeyleri temizlenerek boşluk yaratılır ve böylelikle ruh ya da manevi boyut olan bilinçaltının daha üst seviyelerine ulaşılır. Maneviyatın fiziksel bedenle bütünleşmesi ile kişi, neşe, barış dolu bir yaşama başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transformal Nefes tekniği, insan bilincinin deneyimleyeceği her alanda transformasyonu yani dönüşümü sağlar.&lt;br /&gt;Fiziksel olarak ; Transformal Nefes sınırlı nefes alışkanlıklarını açıp temizler&lt;br /&gt;- Daha iyi sağlık, detoksifikasyon kapasitesinin artışı&lt;br /&gt;- Daha çok enerji,  artan nefes&lt;br /&gt;- Daha çok denge, güç ve bağışıklık                                                                                            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygusal ve zihinsel olarak- Transformal Nefes bilinçaltını temizler.&lt;br /&gt;- Stresi çözer ve rahat tepki vermenizi sağlar.&lt;br /&gt;- Hücresel hafızadaki geçmişe ait travmaları temizler.&lt;br /&gt;- Öfke, korku, tedirginlik, suçluluk ve üzüntü gibi bastırılmış duyguları temizler.&lt;br /&gt;- &lt;br /&gt;Ruhsal düzeyde- Transformal Nefes bizi bilincin daha yüksek seviyelerine bağlar:&lt;br /&gt;- Üst benliğimizle olan bağlantımızı açar.&lt;br /&gt;- Birlik hissinin oluşmasını getirir.&lt;br /&gt;- Transformal nefes daha çok sevgi, neşe ve “kendini iyi hissetme” sunar.&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-2257449656346979094?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/2257449656346979094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/nasl-nefes-alyorsak-oyle-yasyoruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2257449656346979094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2257449656346979094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/nasl-nefes-alyorsak-oyle-yasyoruz.html' title='Nasıl Nefes Alıyorsak Öyle Yaşıyoruz'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-1649500374843512372</id><published>2010-07-20T12:36:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:39:09.482-07:00</updated><title type='text'>Yaşam Senaryolarınızı Kim Yazıyor?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX7U7XTnvI/AAAAAAAAABQ/bmPoIbV1V24/s1600/514%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 217px; height: 310px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX7U7XTnvI/AAAAAAAAABQ/bmPoIbV1V24/s320/514%5B1%5D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496075257226960626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kuantum mekaniğine göre gözlemleme; eylemin sonuçlarını değiştirmektedir.  Yapılan deneyler sonucunda; olaya şahit olan kişinin, algısının da gerçekliğe taşındığı ve kişinin algı alanına göre deney sonucunun değiştiği tesbit edilmiştir. İşte bu prensibe göre yaşamınızdaki deneyimlerin kaynağı algılarınız, algılarınızı oluşturan ise düşünce ve inançlarınızdır. Nasıl yaşayacağınızı algılarınız oluşturur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamınızdaki senaryoların metnini annenizin karnına düşmenizden şu anki yaşınıza kadar algı alanınıza giren her şey oluşturur. Geçmiş yaşama inanıyorsanız onları da bu gruba dahil edebiliriz. En büyük ana kaynak, anne karnında geçirdiğiniz 9 aya yakın bir zaman periyodu ile 0-7 yaş arasıdır. Bu dönemde zihin ve düşünceler henüz şekillenmemiş olduğundan organik reseptörlerimiz olan sezgilerimiz etkindir. Sürekli sezgi ve içgüdülerimize göre yönümüzü belirleriz. Beyin, çoğunlukla Tetha dalga boyundadır. Tetha dalga boyu öğrenmenin en hızlı olduğu, yaratıcılığın en hızlı geliştiği, sezgilerimizin en kuvvetli olduğu bir süreç yaşatır. Kısaca buzdağının suyun altında kalan kısmını hisseder ve biliyor oluruz. Örneğin anne ve babamız dışarıdan ne kadar mutlu ve uyumlu görünse de, içlerindeki korku, endişe, kıskançlık vb gibi enerjiyi algılar ve aynen modelleriz. Anne ve babanızın bu senaryoda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Onlar da aynen sizin gibi organik reseptörleri  ile algıladıkları gerçeği yaşamlarında modellemişlerdir. Sonra 7-14 ve 14-21 yaş dönemi derken yaşama ait tüm algılar şekillenir. Kendinizi öylece yaşama teslim edersiniz. Mezun olmuş ve artık tüm öğrendiklerinizin (algılarımızın) pratiğe dökülme zamanıdır. Yaşam senaryonuz algılarınıza uygun olarak yaratılmaya başlar. Bu senaryoların oluşması  çok gelişmiş bir zekanın ürünüdür. Sürekli farklı alternatiflerde, tekli, çiftli, karaköklü, yanar döner olarak kendini gösterir. Benzer senaryoları sürekli olarak üretmekten kurtulmanın tek yolu şu anda kalabilmektir.  Şu anda kaldığınızda, çok bilinmeyenli denklem misalı gelişen senaryoların kaynağını ve nasıl performas gösterdiğini algılamak kolaylaşır. Yaşam senaryoları şöyle gelişir; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarattığınız yaşam senaryosunda karşınıza çıkan insanların bazıları, size sizi gösterir, bazıları ise sizin başkaları ile olan ilişkinizin aynasıdır. Devamlı aydınlanmanız için ışık tutarlar. Karanlıkta kaldığınız yani algınızın doğru olduğuna inandığınız sürece sürece ışığı görmek zorlaşır. Olayı kavrayıp “ A-ha” dediğinizde ise, Quantum sıçraması denilen olay gerçekleşir ve artık ışık görünür hale gelir. Bu yazdıklarımı bir örnekle açıklayacak olursam ; Örneğin anne ve babanızın sizi koşulsuz olarak sevmediğini farketmiş ve hayal kırıklılığına uğramış olabilirsiniz. Ve onların sevgisini hissedemediğinizden durmadan bir şeyler yaparak onların dikkatini çekmeyi çalışırsınız. Sizi sevmedikleri yönündeki bilgi algınızda var olduğu sürece ne yaparsanız yapın senaryonun metni değişmez. Sonunda  anne ve babanızdan ümidi kesip farklı alanlara yönelirsiniz. Bu sefer bilinçaltı karşınıza iki yeni dost çıkartır. Bununla da yetinmez okulda veya bir dernekte çalışmalar yürütüyorsanız orada da farklı bir ikili yaratırsınız, örneğin dernek yöneticisi ile çok sevilen bir üye. Hayatınıza giren  2 dost ile dernekteki iki kişi tamamen farklı içerikte senaryo olsa dahi sonuç aynıdır. Bu iki grubun da ilgisini çekmek için çabalar ama planladığınız gibi sevgiyi hissedemezsiniz. Nerede yanlış yaptım dersiniz. Aslında yanlış olan bir şey yoktur. Çok güvendiğiniz ve sevdiğiniz kişi ve kişilerin sizi tercih etmeyeceği yönünde inancınıza uygun olarak yaşam senaryosu mükemmel bir şekilde  gerçekleşiyordur. Enteresan olan ise karşı tarafın farklı bir senaryosu olmasıdır. Örneğin karşı tarafın  senaryo metni farklı güçleri olan kişileri tanıyarak kendi içindeki gücü keşfetmeye yönelik olabilir. Siz sevilmek tercih edilmek onlar ise farklı ilişkilerle farklı güçleri deneyimlemek isterler. Siz gücünüzü olduğu gibi ifade etmeyince de karşı tarafta farklı arayışlara girer. Bu durum tam sizin istediğiniz gibidir yani sizi artık tercih etmiyordur. Çok bilinmeyenli denklemmiş gibi gözükse dahi, birbirini tamamlayan farklı renkteki logo parçaları gibidir. Kişi günün birinde, yaşadığı senaryonun geçmiş hayatındaki bir algının sonucu olduğunu kavradığında senaryodaki kilit nokta çözülür ve karakterler diziyi terk ederler. Benzer senaryoyu yazmamaya başlarsınız. Senaryo artık sizin için geçerliliğini yitirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu toparlarsak; Hayatınıza farklı rolleri olan insanlar girer, çıkar. Rollerin dağıtımı ve senaryo metni sizin tarafınızdan yapılır. Senaryo metni tam istediğiniz gibi şekillenir, oyuncular doğuştan yeteneklidir, rollerini çok iyi oynarlar. Senaryonun gidişatını beğenmediğinizde ve/veya canımız sıkıldığında ise olay ve kişileri  yargılar ve suçlamalarda bulunur veya niye benzer tür deneyimleri hayatımda yaratıyorum der senaryoda yer alan oyuncuların iş akidlerini feshedersiniz. Bu tarz anlar kalbinizi tamamen dışarıya kapattığınız zamanlardır. Bu kapanma uzun sürmez bir öncekinden farklı gibi gözükse aynı senaryo tekrar kurgulanır, yeni karakterler takıma katılır, eskiler hayatınızdan uzaklaşır. Aslında hepsi birer evrenin mutlak gerçeğine aykırı olarak öğrendiğiniz ve inanç sisteminize kattığınız deneyim ve enerjilerdir. Evren, bu algıların ötesinde bir yaşamın olabileceği konusunda ısrarla ve devamlı olarak size hatırlatmaktadır. Dualiteyi kabullenmenizi  ve algınızın ötesine geçmeniz için sizi yönlendirmektedir.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm, hayatınızda hoşunuza gitmeyen bir şey olduğunda ona reaksiyon göstermek yerine olan her ne ise geçmiş algımızın ürünü olduğunu bilmek ve bunu değiştirmekte yatar. Bu da kendine ve evrene güvenmeyi, her koşulda kendini sevmeyi, yaşamınızdaki her deneyimi takdir etmeyi gerektirir. Bunu sağlamanın yolu şimdide yaşamaktır. Şimdide yaşamayı sağlayan en iyi tool ise bağlantılı nefes alıp vermektir. Mevlana ve diğer gurular bunu keşfetmiş ve sözlerinde de açık açık bunu yansıtırlar  zaten&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-1649500374843512372?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/1649500374843512372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/yasam-senaryolarnz-kim-yazyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/1649500374843512372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/1649500374843512372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/yasam-senaryolarnz-kim-yazyor.html' title='Yaşam Senaryolarınızı Kim Yazıyor?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX7U7XTnvI/AAAAAAAAABQ/bmPoIbV1V24/s72-c/514%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-8885240631559387521</id><published>2010-07-20T12:25:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:32:22.474-07:00</updated><title type='text'>Nefes Paylaşımları</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX5nZp39rI/AAAAAAAAABI/0wxn-l5codQ/s1600/DSC01036.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496073375572293298" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX5nZp39rI/AAAAAAAAABI/0wxn-l5codQ/s320/DSC01036.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beyoğlu 75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezinde çocuklarla yaptığımız nefes çalışmasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu merkezde sokakta çalışan/çalıştırılan çocuklara yönelik gündüzlü bakım ve koruma hizmeti ile Beyoğlu civarında ikamet ekonomik yoksulluk çeken ailelerin çocuklarına yönelik mesleki çalışmalar yürütülmekte.&lt;br /&gt;Merkezin Verdiği Hizmetleri Kısaca Özetlersem;&lt;br /&gt;Sokakta çalıştırılan/çalışan çocuk ve gençleri bedensel ruhsal ve duygusal gelişimleri açısından tehlike yaratabilecek risklerden korumak, temel gereksinmelerini gidermelerine yardımcı olmak, gerektiğinde geçici olarak barınmaları için gerekli hizmetleri sunmak veya sunulmasını sağlamak, belirli bir süreç sonunda kendi kendilerine yeterli hale gelmelerini sağlayıcı her türlü sosyal hizmet müdahalelerini yaparak rehabilitasyonlarını ve topluma yeniden kazandırılmaları yönünde yürütmektedir.&lt;br /&gt;Bu merkezle bağlantımı sağlayan Dostum Didem’e ve Merkezde bize destek veren yöneticilere çok teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;İlk Karşılaşma;&lt;br /&gt;Daha once çocuklarla yaptığım ilk nefes tecrübem San Dieogo’dakiydi. 7 kimsesiz çocuğa nefes çalışması yapmıştık. Çocukların nefes öncesi ve sonrasındaki değişimleri gerçekten görülmeye değerdi. İçlerindeki sevgiyi, çoşkuyu ve parıltıyı tek bir seans sonrasında hissedebiliyordunuz. Gerçekten inanılmaz bir deneyimdi.&lt;br /&gt;Beyoğlu’ndaki merkezde çocuklarla ilk karşılaşmamız gerçekten görülmeye değerdi. Sevgili, nefes koçu dostlarım ile merkezde bize ayrılan bölüme gittik. 9 kadar çocuk bizi bekliyordu. Dördü kızdı. Yetişkinlerle yaptığımız nefes çalışmamızda her zaman bayan sayısı erkek sayısının önüne geçerdi. Burada durum tam tersi olmuştu. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Nasıl başa çıkacağım konusunda şüpheliydim. Ve sonunda çocuklara yalan söylemek zorunda kaldım. Özel bir rahatsızlığım olduğunu birisiyle konuşurken başka birisi lafa karıştığında kafamın karıştığını ve hiç bir şeyi duyamadığımı söyledim ve bu konuda bana yardımcı olup olmayacaklarını sordum. Bu talebimi anlayışla karşıladılar, arada bir unutsalarda çoğu zaman bana verdikleri sözü tutup bize yardımcı oldular. Nefes seansına başlamadan once birbirimizi tanıdık. Büyüyünce ne olmak istediklerini öğrendik. Aralarında tiyatrocu, bilgisayar mühendisi, futbolcu, sporcu olmak isteyenler vardı. Yaşları 13-15 arasındaydı. Çoğu güney anadoludan gelmişti. Sonra Transformal nefes tekniğini anlattık. Derin ve bağlantılı nefes ile hayatlarına katabileceklerinden bahsettik. Çok heyecanlandılar. İlk nefes seansı deneyimlerinde nefes alıp vermekten çok devamlı etraflarına bakıp diğer arkadaşlarını takip ediyorlardı. Bu da işimizi zorlaştırıyordu. Transformal nefeste enerjiyi hareketlendirmek için tonlama yapılır. Tonlama yapmaya başladığımızda kıyamet koptu. Her kafadan başka bir ses çıkıyordu. Tonlama çok hoşlarına gitmişti. Onlara oyun gibi gelmişti. Ama biz bayağı yorulmuştuk. 5.seanstan sonra iyice sakinleştiler. Çok mutluydular ve biz de çok mutluyduk. Artık nefesi dort gözle beklemeye başlamışlardı. Her seansta farklı koçla çalışmak, yeni insanlar tanımak ve tabii ki nefes onlara çok iyi gelmişti.&lt;br /&gt;İçlerinde nefese en çok direnenlerden Murat ile yaptığımız seanslardan birinde nefes ile birlikte yaşamında her hangi bir değişiklik olup olmadığını sordum. Evet hocam olmaz mı artık Sabri’yi dövmek içimden gelmiyor dedi. Evet gerçekten nefes işe yaramıştı, hayatlarında karanlık yerini ışığa bırakıyordu. Çalışmaya katılan Nefes Koçları ve ben nefesin yarattığı farkı net bir şekilde gözlemliyebiliyorduk. Onlardaki olumlu yöndeki gelişmeler bize de yansımıştı.&lt;br /&gt;Şimdi de çalışmaya katılan çocuklardan bazılarının nefes deneyimleri hakkında yazdıklarını sizlerle paylaşmak istiyorum&lt;br /&gt;Sevgili Hacı Neler Söyledi ?&lt;br /&gt;“Kendimi seviyorum”. Derse gelmediğim o zamanlar, futbol oynarken çok yoruluyordum ve kendimi çok kötü hissediyordum. Derse geldiğim ilk günümde, nefes eksersizi dersinde kendimi heyecanlı hissediyordum. İlk derste kendimi iyi hissettim. Yavaş yavaş kendimi iyi hissetmeye başladım. İkinci derste kendimi sevmeye başladım. Her giden zaman nefesim açılarak kendimi rahat hızlı ve sevmeye başladım. Her derste kendimi rahat görmeye başladım. Futbol oynarken kendimi hızlı görüyorum ve bu dersi daha çok sevmeye başladım. Geçen her hafta kendimi mutlu, heyecanlı ve çoşkulu hissediyorum. Bu dersi ve hocalarımı çok seviyorum. Onların sayesinde nefesim daha iyi almaya başladım&lt;br /&gt;Sevgili Habib Neler Söyledi?&lt;br /&gt;Sevgili Hocalarım, Hepinizi çok seviyoruz ilk hafta derse başladığımızda çok merak etmiştim ve ilk gün çok güzel geçti, sonra başım ağrımaya başladı ve dersten mutluluk almıştım ve hayatım değişti Hocam sizlerden teşekkür ederim , sizler çok iyi insanlarsınız&lt;br /&gt;Sevgili Emin Neler Söyledi?&lt;br /&gt;Ben ilk once nefes dersine katıldığımda hiç bir şey bilmiyodum ama sonra yavaş yavaş öğrendim sonra nefes hayatına çok güzel şeyler kattı, her hafta yeni hocalarla tanışıyorduk nefes hayatıma girdiğinde çok güzel şeyler oldu artık daha rahat nefes alabiliyorum ve daha rahat koşabiliyorum .Nefes sayesinde çok güzel şeyler öğrendim ve daha çok hoca tanıma fırsatım oldu. Ben bu nefes dersini herkese tavsiye ediyorum, nefes almak iyi çünkü sağlığımıza çok yararlı ve etkili. Ben belki bir sporcu olursam nefes o zaman çok yararlı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmalarda bana destek veren, çocukları dostlukları ile ısıtan Esra E, Melda, Esra K, Banu C, Gökhan, Wilna, Gülay, Banu T, Deniz, Duygu, Arzu, Uygar, Nuray, Özden’e çok teşekkür ederim. Siz olmasaydınız başaramazdım. İyi ki vardınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;Sibel&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-8885240631559387521?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/8885240631559387521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/nefes-paylasmlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8885240631559387521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8885240631559387521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/nefes-paylasmlar.html' title='Nefes Paylaşımları'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX5nZp39rI/AAAAAAAAABI/0wxn-l5codQ/s72-c/DSC01036.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-2411275544292045334</id><published>2010-07-20T12:17:00.001-07:00</published><updated>2010-07-20T12:22:34.236-07:00</updated><title type='text'>Duyguların Temizlenmesi</title><content type='html'>Bu yazıyı okumadan önce “Şu Anki Deneyimleriniz Sizce Yeni mi? “ isimli yazımı okumanızı tavsiye ederim. Bu yazıdaki içerik Michael Brown’a aittir. Geçmişte kendini ifade etmemiş, dönüşmemiş enerjiler travmalar karşımızdaki kişilerin bize karşı davranışları olarak ortaya çıkar. Karşımıza çıkan kişilere her tepki verdiğimizde bizde dönüşmemiş bir enerji var demektir. Bu hali çocukluğumuzda öğreniriz. Çevremizdeki insanlarda hep aynı şeyleri yaparlar, tepki gösterir ve şuçlarlar.Bu davranış şeklini öğrenmemeyi seçtiğimizde yani olanın kendi sorumluluğumuz olduğunu kabul ettiğimizde tepki gösterme hali tamamen ortadan kalkar. Tepki göstermek ateşe benzin dökmek gibidir.Sorumluluk almak ise ateşe su atmak anlamına gelir. Tepki göstermek enerjiyi boşuna kullanmak demektir. Sizi üzen olay aslında sizi üzen bir durum değil de size hazırlanan bir sınav niteliğindedir. Bu durum ilk defa olmuş ta değildir. Tepki vermenin ingilizce anlamı “reaction=reaksiyon yani tekrar aksiyondur. Verdiğiniz tepki yeni değildir. Eskinin tekrarı gerçekleşiyordur. Siz farkedene kadar benzer durum tekrarlanır durur. Ve siz her seferinde tepki verirsiniz. Çünkü bu çocukluğunuzda ailenizden ve/veya çevrenizden öğrendiğiniz bir şeydir. Bunlar hücrelerinizde kodlanmış durumdadır. Tepki ( reaction) gösterdikten sonra 2.aşama “Şuçlama” dır. İngilizcede suçlama “ blame” demektir. “Be Lame” kelime anlamı ise “ “sakat olma” dır. Suçlayarak dikkatimizi kendimizden uzaklaştır ve başkalarına yönlendiririr. Kendimizi özürlü, aciz duruma sokarız.Hayatımızda olanların sorumluluğunu almadıkça bu süreç hep böyle devam edecektir.Suçlama= Blame içimizde olanların yansımasıdır. Ve bu durumun tabii ki sonuçları olacaktır. Karşımızdakini suçlayarak kendimizi kurban rolüne sokar ve gücümüzü inkar ederiz. Bir sonraki aşama ise; Suçlu hissetme, utanma ve pişmanlıktır. Birini suçladığımızda bilinçsizce kendimizi de suçlu hissederiz. Başkalarını suçlayarak kendimize ihanet etmiş oluruz. Çünki başkalarını suçladığımızda ruhumuzun gücünü göz ardı etmiş oluruz. Yani olanların ruhumuzun kontrolü dışında olduğunu kabul etmiş oluruz. Bu şekilde “ cause=neden” and=ve “ effet=sonuç” kanunu da gözardı etmiş oluruz. Tepkili davranışlar hiç bir şekilde bize hizmet etmezler. Duygusal olarak hücrelerimize işlemiş olarak bu davranışlar nasıl öğrenildi ise öğrenilmemiş hale de gelebilir. Kendinize güvenin ve emin olun. Unutmayın hayatınızda olanlar evrenin bize hazırladığını oyunlardır. Hayatınızda terse giden, sizi sinirlendiren olayları evren bilinçli olarak size sunmaktadır. Kendinizi huzursuz hissettiğinizde” duygusal temizlenme rituelini” yapabilirsiniz. Öncelikle karşısınıza çkıpta dengenizi bozan kişilerin kesinilikle olan olaylardan haberi yoktur. Onlar sadece “mesaj” getirenlerdir. Onlar geçmişle bütünleşmekiçin hatıraların yüzeye çıkmasıdır. Bu yüzden “mesaj getiren”lere”saldırmak sonuç vermez. Evrenin limitsiz “mesaj getiren”leri vardır. Burada yapılacak ilk şey “mesaj getiren”i bir kenara bırakmak ve onu unutmaktır. Onlara verdikleri muhteşem hizmet için sadece teşekkür edebeilirsiniz. Tepki göstermek yerine tek başınıza kaldığınızda bunun üzerine çalışmak için kendinize söz verebilirsiniz. Emin olun bu tarz bir davranış çok cesaret ister. Sonra fiziksel, duygusal ve zihinsel drama içine girmeden“ Mesajn Alın” yani mesajın farkına varın. Ve gelen mesajın ne olduğunu hissedin. Ve kendi kendinize “ Ben üzgünüm”, Ben incindim”, “Kendimi çok yalnız hissediyorum” “Kendimi çok kızgın hissediyorum”, Kendimi çok üzülmüş hissediyorum” v.s. İçinizdeki hissin gerçekte bunlardan hangisi olduğunun farkına varın. Duygusal tepkiyi çağrıştran duyguları hissetmeye çalışın. Örneğin Kızgınsanız ; elleriniz titreyebilir, solar pleksusunuz sıkışabilir, yüzünüz kızarır. Gerçek hissi tamamiyle tesbit ettiğinizde 2.aşamada bitmiş olur. 3. aşamada gelen hisleri hiç bastırmadan iyice içine girin.Bastırmayın, yok saymayın sadece keşfedin. Bu duygu ile kalın, o anda kalın. Duyguyu yargılamadan ,herhangi bir sonuç çıkarmadan sadece hissedin. Sonra aynı geçmiş duyguları ne zaman hissettiğinizi düşünün ve bunların dikkatinize gelmesi için izin verin, güvendesiniz, yapabilirsiniz. Duygusal blokajları bedenizi fiziksel olarak iyice hissettiğinizde son aşama için hazırsınız demektir. Şimdi gelen duygulara bana doğru gelebilirsiniz, korku ve kısıtlama ile karşılaşmayacağını ve yargılamayacağınızı söyleyin. Duyguya “ şevkat” gösterin. Sevgi ile kucaklayın . Şevkatin ingilizce anlamı” compassion” kelimeyi açarsak “ come pass on” kelimelerini çağrıstırır. Bunun anlamı ise “gel ve devam et”tir. Duygulara aynen böyle söyleyin. Gel, nel olursan gel, ben buradayım. ( Mevlana da böyle söylememiş midir ? “Gel Ne olursan Gel” Bu teknik dışarıdaki dünyayı deneyimlediklerimiz aslında içimizdeki duygusal durumdan kaynaklanmaktadır. Barışı hayatımıza almamız, dışarısı ile bağlantımızın olmadığını anlatır. Sevgi ve şevkat kalbinize giden kapının tekrar açılması için kullanacağınız anahtardır. Bu ritüeli arzuladığınız zaman kullanmayı gözardı etmeyin. Ben de işe yaradı, yaramaya devam ediyor... Sevgiler Sibel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-2411275544292045334?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/2411275544292045334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/duygularn-temizlenmesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2411275544292045334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/2411275544292045334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/duygularn-temizlenmesi.html' title='Duyguların Temizlenmesi'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-8480064188665882347</id><published>2010-07-20T12:10:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:17:23.186-07:00</updated><title type='text'>Şu Anki Deneyimleriniz Sizce Yeni mi?</title><content type='html'>Şu an yaşadıklarınızın geçmişte yaşadıklarınız ile benzerlik gösterdiğini farkettiğiniz oldu mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefes ve meditasyon çalışması yaptıkça; anda kalma deneyimini yaşama şansım her gün daha da artıyor. Anda kaldığımda ise; geçmişteki tecrübelerimi tekrar tekrar tezahür ettirdiğimi  daha net farkediyor ve zihinsel ve ruhsal anlamda ne tür bir gelişim gösteriyorumu çevremdeki kişilerin bana olan davranışlarından takip ediyorum. Ruhsal olarak içimde neleri dönüştürdüğümü aslında etrafımdaki insanlar bana gösteriyorlar. İşin enteresan tarafı onların bu durumdan haberleri yok. Bu şekilde fal baktırmama, kişisel test yaptırmama ve kişisel gelişim üzerine bir sürü kitap devirmeme gerek kalmıyor. Mevlana’nın “ Gel ne olursan Gel” in ne anlama geldiğini daha da iyi kavrıyorum.Hayatıma girenler aslında hepsi ben, onlar ne olur ise olsunlar benim algım ne şekilde ise, o anda ben neysem onları da öyle algılıyorum. Bu sebeple hepimizin bir zaman makinasının içinde yaşadığımızı düşünüyorum. Ama geçmişte  hangi yılı yaşamayı seçtiğimizin tam olarak bilincinde olmadığımızı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu ile ilgili olarak insan hayatındaki 7 yıllık döngülerden biraz bahsetmek istiyorum. İlk yedi yılda güvenilir tek kaynak olan ailemizi örnek alarak güvenli bir yaşam oluşturmaya odaklanıyoruz. Çünkü yetişkin olarak onların bizden daha deneyimli olduklarını düşünüyor, geçmişte onların da bir çocuk olduğunu ve deneyimlerini seçerken ailelerini referans  aldıkları gerçeğini göz ardı ediyoruz. Ailemizin tepki gösterdiği olayları dikkatle izliyor ve  aynı şekilde uygulamaya başlıyoruz. Bir sonraki yedi yıllık döngüde ise okulda hocalarımızdan, arkadaşlarımızdan kopyalamaya başlıyoruz. En sevdiklerimiz en çok kopyaladıklarımızdır. Bir de bakmışız ki bizzat deneyimlememiş olsak ta deneyimler bize mal olmuşlar. Ve böylece zamanla başkalarının yaşamlarını yaşıyor hale geliyoruz. Bu durumun farkında olanlar ancak adlandıramayanlar hayatlarında arayışa başlıyorlar. Kendini tanımaya, keşfetmeye odaklanıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Kendini keşfetme” yolculuğu zorlu ancak sonunda özgürlüğün, barışın ve huzurun, neşenin ve çoşkunun saf bir şekilde hissedildiği bir yolculuk. En azından benim tarafımdan bakıldığında ben böyle görüyorum.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini tanıma yolculuğu öncelikle ise ; &lt;br /&gt;-    Beni neler mutlu eder ?&lt;br /&gt;- Beni neler neşelendirir ? &lt;br /&gt;- En çok neleri yapmak bana iyi gelir ?&lt;br /&gt;- Neleri yapmak hoşuma gider? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gibi kuş, böcek şeklinde soruların yanıtlarını keşfetmek ile başlıyor. Bu soruların yanıtını bulmak eğlenceli olmuyor tabii. Çünkü hepsi daha önce üzerinde kafa yormadığımız konular.  Ve içine girince çıkmakta, kalmakta insanı zorluyor. Ve çoğu zaman; “ Böyle iyiyim. Arada bir iniş çıkışlarım olabilir ama allaha şükür iyiyim. Şimdi bu sorularla kim uğraşacak.Yapılacak bir sürü işim var zaten ” diyoruz.. Sonra başımıza acılı bir olay geliyor ve dibe vuruyoruz. Tekrar aynı sorular karşımıza çıkıyor.Ya bir önceki gibi yanıt verir; mutsuzluğumuzu bir an için unutup, mevcutta kalmayı seçer  ya da yaşadıklarımızın sorumluluğunu almayı seçebiliriz. Ve şu an yaşadıklarımızın, geçmişte kendimiz için seçtiğimiz gerçeğin yansıması olduğu bilgisini kabul edebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an yaşadıklarımıza bakıp onları esefle karşılamak, tepki göstermek yerine kendimiz için yeni bir senaryoya karar verebiliriz. Israrla bu senaryoda kalmayı seçebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an yaşamınızda hangi duygudaysanız, kendinize neleri layık görüyorsanız geleceğiniz şu anda , şu saniyede seçtiğiniz neyse onu tezahür ettirirsiniz.Örneğin; kendinizi ilişkiye girecek kadar değerli hissetmiyorsanız, sevdiklerinizin sizi terkettiğini ve tercih edilmediğinizi düşünüyorsanız, geçmişteki tecrübenin geleceğiizi oluşturmasına izin vermiş olursunuz.Yani zaman makinasında geçmişi seçersiniz. Çünkü bunlar acılı olsa da kontrolün tamamen sizde olduğu deneyimlerdir. Eğer geleceği yeniden kendi şartlarınızda tezahür ettirmek isterseniz; Tercih edilen bir kadın/erkek, sağlıklı bir ilişkinizin olabileceğini düşünüp hissedebilir,  arada sırada şüpheye düşmezseniz, bu düşünceler yaşamınıza aynı şekilde yansıyacak zaman makinasında daha önce yaşanmamış bir zamana gidebilirsiniz. Yaşanmamış olan o zamana geldiğinizi yaşadığınız deneyimlerden ve karşınıza çıkan insanların davranışlarından anlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Negatif duygulara ve hayatımda gerçekleşen stresli olaylara nasıl dur diyeceğim diyorsanız; yukarıda yazdığım soruların yanıtlarını bulmaya bir an evvel başlamakta fayda var. Ayrıca çok sevdiğim ve bizzat deneyimlediğim  Michael Brown’un Presense Process kitabındaki Duyguların Temizlenmesi Ritüelini yapmanızı öneririm. İmkanınız var ise kitabın tamamını okuyup kitaptaki diğer çalışmaları yaparsanız bakış açınızda büyük değişiklik patlamalarına hazır olun derim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ritüeli bu bloga bir sonraki yazımda paylaşıyor olacağım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle Kalın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sibel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-8480064188665882347?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/8480064188665882347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/su-anki-deneyimleriniz-sizce-yeni-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8480064188665882347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/8480064188665882347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/su-anki-deneyimleriniz-sizce-yeni-mi.html' title='Şu Anki Deneyimleriniz Sizce Yeni mi?'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-5314302953549916773</id><published>2010-07-20T12:07:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:10:12.681-07:00</updated><title type='text'>ÇEVRENİZDEKİ HER ŞEY SİZİ SİZE ANLATIYOR.</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX0WQGTgrI/AAAAAAAAAA4/p9jm5a4MbeI/s1600/21577_278411167646_519367646_3499000_1380990_s%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 97px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX0WQGTgrI/AAAAAAAAAA4/p9jm5a4MbeI/s320/21577_278411167646_519367646_3499000_1380990_s%5B1%5D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496067583391269554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet çevrenizdeki her şey sizi size anlatıyor. Seçimleriniz, bakış açınız,  etrafınızda insanların seçimi, okuduğunuz kitaplar , haberlerde dikkatinizi çeken konular, seçtiğiniz filmler, diziler , seçtiğiniz sporlar, yemekler, hemen hemen hepsi..... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi canım ne diyorsun demeyin, Deneyin. Ne demek istediğimi kendi yemek seçimlerimden bir kaç örnek vererek anlatmak istiyorum &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi tanıma yolunda ilerlerken yemek seçimlerimin de buna paralel değiştiğini farkettim. Örneğin; eskiden sebze yeme alışkanlığım yoktu. Bu alışkanlığın yaşam tarzım ile bağlantısı enteresandı. Evde yeşil çicek yetiştiremezdim. Hemen solarlardı. Şimdi ise bir çok sebze çeşidi  hayatımta ve evdeki yeşil çiçeklerim hiç solmuyor. Hatta bu çiçek açmaz dedikleri bitkinin çicekleri açıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden sadece bilinen yemekleri yer, değişik yemekleri yemeyi denemezdim. &lt;br /&gt;Yeni yemek çeşitlerini denemek söz konusu olduğunda ağzımdan kocaman bir “ HAYIR”  çıkardı. Örneğin hint yemekleri, bana çok ağır kokulu gelir  yanında bile duramazdım. Şimdi ise tam tersi, değişik  yemek türlerini tatmak benim için ayrı bir zevk oldu. Yeni şeyleri denemenin, yeni insanlarla tanışmanın tadını çıkarıyorum. Kontrolü, öfkemi, kızgınlığımı dönüştürdükçe; yeniyi, daha önce hayatımda olmayanı denemek daha kolay ve eğlenceli oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baharatlarla olan ilişkim ise başka bir hikaye... Sadece kekik, nane, tuz, biber hayatımda iken şimdi, hayatımda tüm baharatlar var.  Çünkü kendimi farklı duyguları hissetmeye açtım. Bu yeni hislerin tatları da fena değil, hatta çok neşeli ve supriz dolu....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son örneğim; Lavanta . Esiden lavantadan nefret ederdim. Lavantanın olduğu yerlerde durmaya bile dayanamazdım. Sanki eskimiş, toz kokusu gelirdi burnuma.  Halbuki lavanta; benim hissettiğimden farklı olarak huzur ve sakinlik verir ve kadın enerjisini temsil eder.  Şimdi ise lavantanın bir numaralı hayranlarındanım. Artık huzurlu bir yaşamım var. Barışı içimde hissedebiliyorum ve evimin her tarafını lavanta yağı ve lavanta kremleri istila etmiş durumda. Bu da gerçekten de huzuru seçtiğimi ve kadınlığıımı hissedebildiğimi gösteriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu bilgilerden sonra  kendi yaşamınızı sondajlama oyununu oynamaya ne dersiniz ?  Bilmece çözmeyi seviyorsanız bu oyun tam size göre, hem de bir sürü ipucu hazır nazır hemen yakınınızda yani  kendinizde.  Bilmeceyi çözdükçe hem kendinizi hem de  çevrenizde yarattığınız dünyayı daha iyi tanımaya başlayacaksınız. Her şey daha kabul edilebilir hale gelecek. Bunun içinde öncelikle hayatınızı gözden geçirin; yukarıda yazdıklarıma benzer deneyimlerinin olup olmadığını şöyle bir listeleyin.  Tıpkı bilmece çözer gibi , bakalım nelerin farkına varıyor olacaksın.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrenize bakın, Tesbitlerinizi yapın ve hepsini bir kağıda yazın ve ; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bu seçimim ve/veya alışkanlığımın ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu seçim ve/vey alışkanlık nasıl bir şey? Neleri anımsatıyor? Neleri temsil ediyor?&lt;br /&gt;- Bana kendimle ilgili ne anlatıyor?  Neyi anımsatıyor?&lt;br /&gt;- Hayatımdaki nelerle bağlantısı olabilir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlantıyı tesbit ettikten sonra ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu bilgi ile ne yapmak istiyorum. Hayatımda halen tutmak istiyor muyum? Yoksa vazgeçebilir miyim?  &lt;br /&gt;- Hayatımda tutarsam sonuçları ne olur?  Bu sonuçları hoşuma gider mi? Bu soruyu yanıtlarken olabilecekleri imgelemeniz çok iyi olur.  Daha iyi sonuca varır ve hatta daha çok eğlenirsiniz.&lt;br /&gt;- Hayatımdan çıkarttırsam sonuçları ne olur? Bu sonuçlar hoşuma gider mi?  Bu soruyu da yanıtlarken aynı şekilde muhtemel sonuçları imgelemeniz çok iyi olur.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Şu an yaptığınızdan başka bir şey yapmak her zaman insana iyi gelir. Kişinin bireysel farkındalığını arttırır. Hadi başlayın. İsterseniz sonuçları burada benimle paylaşın&lt;br /&gt;Bekliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli: &lt;br /&gt;Özellikle hayatınızda bir takım şeyler iyi gitmiyor ise  aradığınız ilişkiyi bulamadınız ise ;  Tüm bunların çözümü kendinizi tanımakta n ve sevmekten geçiyor. Kendinizi sevmezseniz karşınıza çıkanı da sevemez hayatınıza alamazsınız. Yoksa siz hala karşınıza çıkanın sizden farklı biri olduğuna mı inananlardansınız ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-5314302953549916773?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/5314302953549916773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/cevrenizdeki-her-sey-sizi-size.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5314302953549916773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/5314302953549916773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/cevrenizdeki-her-sey-sizi-size.html' title='ÇEVRENİZDEKİ HER ŞEY SİZİ SİZE ANLATIYOR.'/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEX0WQGTgrI/AAAAAAAAAA4/p9jm5a4MbeI/s72-c/21577_278411167646_519367646_3499000_1380990_s%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1784356115636856517.post-7011145896544877263</id><published>2010-07-20T11:52:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:03:09.708-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXw7XGqX1I/AAAAAAAAAAw/DBaZR2BBVm0/s1600/1silik%5B1%5D.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 317px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXw7XGqX1I/AAAAAAAAAAw/DBaZR2BBVm0/s320/1silik%5B1%5D.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496063822880464722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beynimizin içinde zihnimizin olduğu söylense de beynimiz zihnin içindedir. Zihnimiz ise bilinç alanının içindedir. Beyin bilgisayarın hardware (üzerinde yazılımın çalıştığı donanım)’i, zihni de software( yazılım)’i dir. Her ikisi de bilgisayarın çalışmasını sağlarlar. Her şey beyinde başlasa da zihnimiz olmadan beyin softwaresizdir demek doğru olmaz. Zihin, beyin varolmadan önce de vardı. Beyin, bilinç kapasitesinin %10-20 sini kullanır. Bilinçaltı ve yüksek bilinç kavramları, bilinci oluşturur. Bilinçaltı, deneyimler ve hatıralar ile ilgili her şeyin başladığı ilk andan beri bulunmaktadır. Bilincin en büyük parçası yüksek bilincinizdir ki; bilinç, yüksek benliğinizin ya da ruhunuzun kaynağını oluşturur. Sezgilerinizin kaynağı budur. Yüksek bilinciniz evrendeki tüm ruhsal kaynaklarla olan bağlantınızdır. Bilinç Alanı, öz varlığınızın, yüksek bilincinizin ruhunuzun evrensel bilgiyi yerleştirdiği yerdir. Bilinç alanı vasıtasıyla ruh, bütün varlıklarla ve eşya ile irtibat kurar. Onun genişliği, ruhun tekâmül kudretiyle aynı yönde, paralel olarak gelişir. Bilinç alanınızı ne kadar sıklık ve yoğunlukla kullanmak isteğiniz çok önemlidir. Oradan gelen işaretlere dikkatinizi vermeyi, farkındalığınızı artırmak bağlantıya geçmek için sorular sormayı seçebilirsiniz. İçinizdeki çoşkunun size yol göstermesine izin vererek yaşam yolunda büyük bir tatmine ulaşmayı seçebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu blogta, seçimlerinizi yaparken daha açık ve bağlantıda olmanızı sağlayacak teknik ve bilgilerden bahsediyor olacağım. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gerçeğiniz arzu ve isteklerinizdir. &lt;br /&gt;Sevgiler &lt;br /&gt;Sibel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine,teslim ol.Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın."Düzenim bozulur,hayatım alt üst olur" diye endişelenme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?..” Şems&lt;br /&gt;“Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar…” Dr. David J. Schwartz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendi hakiki doğanızı anlamak için doğru anı ve doğru koşulları beklemelisiniz. Zamanı geldiğinde adeta rüyadan uyanır gibi uyanacaksınız. Bulduğunuz şeyin size ait olduğunu ve dışardan bir yerlerden gelmediğini anlayacaksınız …” Buddhist Sutra&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1784356115636856517-7011145896544877263?l=sibelkavunoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/feeds/7011145896544877263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/beynimizin-icinde-zihnimizin-oldugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7011145896544877263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1784356115636856517/posts/default/7011145896544877263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sibelkavunoglu.blogspot.com/2010/07/beynimizin-icinde-zihnimizin-oldugu.html' title=''/><author><name>Sibel Kavunoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00584378754302021218</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXhTPsNO5I/AAAAAAAAAAM/OnCTnoAGuWY/S220/Yeni+Resim01.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QtwEmz9S8X4/TEXw7XGqX1I/AAAAAAAAAAw/DBaZR2BBVm0/s72-c/1silik%5B1%5D.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
